Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

KENDİMLE KAZDIĞIM MEZARDAN ÇIKARKEN!

Bir Rüya Gördüm hayır olsun a dostlar. Ben kendimle kavga
Bir Rüya Gördüm hayır olsun a dostlar. Ben kendimle kavga edip kendimi öldürüyorum. Hem de kolumu bacağımı boğazımı keserek. Sonra sırtıma yükleniyorum tabutumu, kazıyorum kendi mezarımı. Tam kendimi gömecekken bir anda işler değişmesin mi? Hayır olsun inşallah! Tabutun içindeki ben oluyorum, yani yakışıklı ve ölmüş olan. Hani Batu demişti ya: Türk sanat musikisi gibi karizman var. O adam işte canım. Ben ayağa kaldırıp gökteki beni, beni Toprağın altına gömüyorum benimle beraber. Hayır olsun inşallah! Yapma diyorum kendime, dinletemiyorum, etme diyorum, suratımın şekli değişmiyor bile. Yalnızca bir ses duyuyorum: Yıllar yılı bana Çok Çektirdin şimdi İntikam vakti. Hep ben öldüm şimdi Biraz da sen öl artık.
Elimde bir kalem, önümde bomboş bir sayfa…
Az önce içimden dökülen o tuhaf dizeleri okuyorum tekrar. “Bir rüya gördüm, hayır olsun dostlar…” diye başlıyor. Ne garip bir his, ne tuhaf bir ruh haliyle yazmışım bunları. Sanki kendi içimde bir savaş vermişim de kalemimle kâğıda anlatmışım derdimi. Kolumu, bacağımı, boğazımı keserek kendimi öldürmek, sonra kalkıp kendi mezarımı kazmak…
Üstüne bir de o ses: “Yıllar yılı bana çok çektirdin, şimdi intikam vakti.” Okurken bile tüylerim diken diken oluyor. Ama işte, bu rüya beni bir şeyleri düşünmeye itti. Belki de içimdeki o gizli hesaplaşmayı, kendimle olan o bitmeyen kavgayı anlatıyor. Size de anlatayım mı, dostlar? Belki bir yerlerde siz de kendinizden bir parça bulursunuz.
Bazen insan kendiyle öyle bir boğuşuyor ki dışarıdan bakan kimse anlamıyor. Gülümsüyorum, işimi yapıyorum, hayatıma devam ediyorum ama içimde bir yerlerde fırtınalar kopuyor. Kendime kızıyorum mesela. Neden şunu yapmadım, neden bunu söyledim, neden kendime bu kadar yükleniyorum diye. Ama bir yandan da kendimi affedemiyorum. Sanki iki ayrı “ben” var içimde: Biri suçlayan, diğeri savunmaya çalışan. Rüyamdaki o sahne, kolumu bacağımı kesip kendimi yok etmeye çalışmam, belki de bu içsel cezalandırmanın bir yansıması. Kendime o kadar sert davranıyorum ki bazen ruhum yoruluyor, tükeniyor. Siz de yapıyor musunuz bunu? Kendi hatalarınızı büyütüp kendinize dünyanın en acımasız yargıcını mı oynuyorsunuz?
Sonra o tabut sahnesi…
Kendi sırtımda taşıdığım bir yük gibi hissettim bunu. Hayat boyu bir şeyleri sırtlanıp duruyorum zaten. Beklentiler, sorumluluklar, keşkeler… Hepsi bir tabut gibi ağır, hepsi bir mezar gibi soğuk. Ama rüyada işler değişiyor ya, işte tam beni asıl vuran yer orası oldu. Kendimi gömmeye hazırlanırken birden tabutun içinde ben oluyorum ve ölmüş olan “ben” kalkıp beni toprağa gömüyor. Sanki yıllardır kendime yüklediğim her şey, şimdi benden intikam alıyor. “Yeter,” diyor, “hep ben çektim, biraz da sen çek.” Bu sözler içimde bir yerlere öyle bir dokundu ki uyanır uyanmaz yazıya döktüm. Belki de haklıdır o ses. Belki de kendime bu kadar eziyet etmekten vazgeçmenin vakti gelmiştir.
Düşünsenize, yıllardır kendime ne kadar haksızlık etmişim. Küçük bir hata yapsam günlerce içimde büyütmüşüm. Birine “hayır” diyemediğim için kendimi suçlamışım. Kendi mutluluğumu hep ertelemişim ki başkaları üzülmesin. Ama kim kazandı bundan? Ne ben huzur buldum ne de içimdeki o gölge sustu. Rüyadaki o ses, “Hep ben öldüm, şimdi biraz da sen öl,” derken belki de şunu kastediyordu: “Bırak artık o yükleri, bırak kendini suçlamayı, bırak o bitmeyen kavgayı.” Belki de ölmesi gereken, içimdeki o acımasız taraf. O hep eleştiren, hep yargılayan, hep eksik bulan yanım.
Biliyor musunuz, bazen kendime “Yapma,” diyorum gerçekten. Aynanın karşısında durup “Etme, bu kadar yüklenme,” diye fısıldıyorum. Ama suratımın şekli bile değişmiyor, rüyada dediğim gibi. Sanki içimdeki o diğer “ben” beni hiç duymuyor. O kadar alışmışım ki kendimi hırpalamaya, başka türlüsünü bilmiyorum. Ama şu rüya bana bir şey gösterdi: Bu böyle gitmez. Kendimle barışmazsam, bu kavga beni gerçekten toprağa gömer. Hem de kendi ellerimle kazdığım bir mezara.
Peki, nasıl yapacağım bunu? Sanırım önce kendime karşı dürüst olmalıyım. Evet, hatalarım var. Evet, bazen beceriksizim, bazen zayıfım. Ama bu, kendimi sevmemem için bir neden değil ki. Belki de o rüyadaki intikamcı ses, aslında bana bir uyarıydı. “Kendine bu kadar eziyet edersen, bir gün gerçekten tükenirsin,” demek istiyordu. O yüzden diyorum ki kendime: “Biraz sakin ol. Biraz nefes al. Her şeyi sırtlanmak zorunda değilsin.” Siz de kendinize bunu söylüyor musunuz arada? Umarım söylüyorsunuzdur, çünkü hepimizin buna ihtiyacı var.
Bir de şu var: Kendimle kavga ederken aslında neyi cezalandırıyorum? Geçmişte yaptığım seçimlerimi mi, yapamadıklarımı mı, yoksa kendim olmayı mı? Belki de hepsi biraz, ortaya karışık. Ama şunu fark ettim: Geçmiş, bir tabut gibi sırtımda taşımam gereken bir yük değil. Onu gömmek, toprağın altına bırakmak zorundayım. Rüyada beni gömen “ben” belki de bunu anlatmaya çalıştı. “Bırak artık,” dedi, “seni bu kadar yoran her şeyi bırak.” Haklı olabilir. Belki de yıllardır kendime çektirdiğim bu acılar, artık son bulmalı.
Yazarken düşünüyorum da, bu rüya hayırlara vesile olsun gerçekten. Bana kendimle yüzleşmeyi öğretti. İçimdeki o kavgayı, o bitmeyen hesaplaşmayı gösterdi. Ve belki de şunu anlamamı sağladı: Kendimi affetmezsem, kendimle barışmazsam, bu mezar kazma işi hiç bitmeyecek. O yüzden bir karar verdim, dostlar. Bugünden sonra kendime daha şefkatli olacağım. Hatalarımla, eksiklerimle, her şeyimle kendimi kabul edeceğim. O rüyadaki sesi susturacağım. “İntikam vakti” değil, “barış vakti” diyeceğim.
Size de soruyorum: Siz kendinizle ne kadar barışıksınız? İçinizde bir yerlerde hâlâ o tabutu sırtınızda taşıyor musunuz? Eğer öyleyse, gelin bir iyilik yapalım kendimize. Bırakalım o yükleri. Kazmayalım artık kendi mezarlarımızı. Hayat zaten yeterince zor, bir de biz kendimize düşman olmayalım.
Rüyam bana bunu öğretti.
 Umarım siz de bir gün kendi rüyanızda, kendi gerçeğinizde bunu bulursunuz.
Hayır olsun dostlar, hepimize hayırlı olsun…
Sizlere Gelecekte Görüşmek Üzerine Meydan Okuyorum.
O Arada Görüşelim…