Orta Doğu’da barış hiçbir zaman kalıcı olmadı. Ateşkesler oldu, anlaşmalar yapıldı, liderler kameraların önünde el sıkıştı. Ama bölge, her defasında yeniden gerilimin merkezine döndü. Şimdi dünya yine aynı soruyu soruyor: Bu kez ne kadar ileri gidilecek?
Donald Trump’ın İran’a yönelik sert açıklamaları, diplomatik bir mesajdan çok bir ültimatom havası taşıyor. “İran’dan geriye hiçbir şey kalmayacak” sözleri, artık gerilimin sadece siyasi değil askeri bir kırılma noktasına yaklaştığını gösteriyor.
Çünkü bugün yaşananlar sıradan bir kriz değil.
İran ile United State arasındaki mücadele yıllardır sürüyor. Ancak bu kez denklem çok daha tehlikeli. İşin içinde yalnızca nükleer program yok; enerji yolları, Körfez güvenliği, İsrail-Lübnan hattı ve küresel ekonomi de var.
Özellikle Strait of Hormuzüzerindeki fiili abluka, dünyanın neden endişeyle bu krizi takip ettiğini açıkça gösteriyor. Küresel petrol akışının büyük kısmı buradan geçiyor. Yani bölgede patlayacak daha büyük bir savaş, sadece Orta Doğu’yu değil, dünyanın geri kalanını da ekonomik olarak sarsabilir.
Ve aslında bugün yaşanan tam olarak bu korkunun büyümesi.
Israel ile Hezbollah arasında yeniden yükselen çatışma, savaşın artık sınır aşan bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor. Lübnan’da yıkılan evler, Körfez’de hedef alınan tesisler, petrol fiyatlarındaki yükseliş… Bunların hepsi aynı zincirin halkaları.
Ancak krizin merkezinde hâlâ nükleer mesele var.
Washington, İran’ın nükleer kapasitesini tamamen sıfırlamasını istiyor. Tahran ise en azından “sivil kullanım” adı altında belli bir altyapıyı korumakta ısrar ediyor. İşte pazarlığın en sert noktası burada başlıyor. Çünkü taraflar yalnızca teknik detayları değil, birbirlerine duydukları güvensizliği de masaya koyuyor.
Donald Trump yönetiminin talepleri, İran açısından teslimiyet gibi görülüyor. İran’ın tavrı ise Washington’da “oyalama politikası” olarak yorumlanıyor. Bu yüzden her müzakere girişimi birkaç adım ilerledikten sonra yeniden duvara çarpıyor.
Ama belki de en tehlikeli gelişme, savaşın artık sadece cephelerde değil enerji altyapılarında da hissedilmesi. United Arab Emirates’deki nükleer enerji tesisine yönelik insansız hava aracı saldırısı bunun en net örneği. Her ne kadar radyolojik sızıntı yaşanmasa da, böyle bir saldırının sembolik etkisi çok büyük.
Çünkü dünya artık şu ihtimali düşünmeye başladı:
Ya bu savaş kontrolden çıkarsa?
Orta Doğu tarihinde en büyük krizler bazen bir yanlış hesapla başladı. Bir füze, bir saldırı, bir misilleme… Sonra kimsenin durduramadığı bir zincir oluştu.
Bugün de benzer bir eşikteyiz.
Ve belki de en ürkütücü olan şu: Tarafların hiçbiri geri adım atıyormuş gibi görünmüyor.

