Başkan Özdemir şöyle devam etti,
”Bundan 20 yıl önce Mersin’deki meyvelik alanların yüzde 63’ünü yalnızca üzüm ve narenciye oluştururken, bu oran 2025 yılında yüzde 32’ye gerilemiştir. Buna karşılık, başta zeytin, şeftali ve nektarin olmak üzere muz, kayısı, erik ve avokado dikili alanlarda artış görülmüştür. Ancak içerisinden geçtiğimiz süreç ve yapılan bilimsel çalışmalar, önümüzdeki 20 yılın geçmiş 20 yıldan daha zorlu geçeceğine işaret etmektedir. İklim krizi, su stresi, ani don olayları, artan sıcaklıklar ve küresel rekabet koşulları; özellikle uzun ömürlü meyve bahçelerinde çok daha büyük riskler yaratacaktır. Artık yalnızca tarımsal üretim hacmi değil; hangi ürünün, hangi iklim koşullarında, hangi pazarlara ve yılın hangi dönemlerinde arz edileceği de kritik önem taşımaktadır. Bu nedenle Mersin’in yeni dönemde öngörülen riskleri doğru tespit etmesi ve bu riskleri nasıl yöneteceğine yönelik adımlar atması gerekmektedir. Özellikle öne çıkan meyve üretiminde; erkenci, normal sezon ve geçiçi çeşitlerin birlikte planlandığı, hasadın yılın tamamına daha dengeli yayıldığı ve ürün deseninin çeşitlendiği bir üretim modeline ihtiyaç vardır.”
”Pazarlarda rekabetçi yapı daha güçlü ve sürdürülebilir hale getirilebilir’
”Çünkü üretimin belirli haftalara sıkışması; aynı anda oluşan arz ve fiyat baskısına, nitelikli iş gücü temininde yaşanan sorunlara, lojistik, depolama ve soğuk zincir maliyetlerinin artmasına, ihracatta pazar kayıplarına ve zirai don gibi afetlerde ürünlerin aynı dönemde topluca risk altına girmesine neden olmaktadır. Başta arz ve fiyat baskısı olmak üzere bu olumsuzluklar, ithalat açısından gümrük vergisi politikalarının değiştirilmesine ya da ihracat yasakları ve çeşitli kısıtlamaların uygulanmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde ürün planlaması yalnızca üretim hacmi ve verim odaklı değil; iklim riski, hasat takvimi, su tüketimi, stok politikası ve ihracatın sürekliliği birlikte değerlendirilerek yapılmalıdır. Böylece hem iç pazarda ürün arzı ve fiyat baskısının oluşmasının önüne geçilebilir hem de dış pazarlarda rekabetçi yapı daha güçlü ve sürdürülebilir hale getirilebilir.”

