Mersin’in hikâyesi aslında bir tören salonunda yazılmıyor; ama bazen bir kürsüde kurulan cümleler, o hikâyenin nereye evrileceğini ele verir. Başkan Vahap Seçer’in -Mersin Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği- MESİAD’ın düzenlediği etkinlikte yaptığı konuşma da tam olarak böyle bir eşikte duruyor:
Bir yanda “marka kent” iddiası, diğer yanda bu iddiayı mümkün kılacak “ortak akıl” arayışı.
Mersin uzun zamandır bir potansiyeller şehri. Limanı var, tarımı güçlü, sanayisi gelişiyor, göçle büyüyor. Ama tüm bu başlıkların toplamı otomatik olarak bir “marka kent” üretmiyor. Seçer’in de altını çizdiği gibi, mesele sadece ekonomik büyüklük değil; hafıza, kültür ve ortak aidiyet üretmek. Yani kenti yalnızca büyütmek değil, aynı zamanda anlamlandırmak.
Burada kritik soru şu:
Mersin gerçekten birlikte hareket edebiliyor mu?
Siyasetin doğası gereği sertleştiği bir dönemde, yerel ölçekte verilen “birlik” mesajları çoğu zaman temenniden öteye geçemiyor. Oysa Seçer’in konuşmasındaki en dikkat çekici vurgu tam da bu noktada:
“Mesele Mersin ise siyaset geri çekilmeli.”
Bu cümle Türkiye’de pek sık karşılığı olan bir refleksi işaret etmiyor; aksine eksikliğini hissettiğimiz bir yönetim kültürünü tarif ediyor.
Çünkü Türkiye’de şehirler çoğu zaman siyasi rekabetin sahnesine dönüşüyor. Hizmetin niteliği değil, kimin yaptığı konuşuluyor. Oysa bir kentin kaderi, belediye ile merkezi yönetim arasındaki gerilimden değil, iş birliğinden beslenir. Seçer’in milletvekillerine yaptığı açık çağrı da bu yüzden önemli: Bürokratik süreçlerin hızlanması, yatırımların hayata geçmesi ve kentin sıçrama yapabilmesi için siyasi bariyerlerin kalkması gerekiyor.
Ama işin bir de toplumsal boyutu var.
Mersin, belki de Türkiye’nin en “karışık” ama aynı zamanda en öğretici şehirlerinden biri. Farklı kültürler, kimlikler ve yaşam tarzları burada yan yana değil, iç içe yaşıyor. Bu çeşitlilik ya bir gerilim üretir ya da büyük bir zenginliğe dönüşür.
Seçer’in “Artık hepimiz Mersinliyiz demeliyiz” sözü, tam da bu kırılma noktasına işaret ediyor.
Aidiyet duygusu, asfalt dökmek kadar somut bir belediyecilik işi değil; ama belki de ondan daha belirleyici. İnsanların kendini ait hissetmediği bir şehirde ne yatırım kalıcı olur ne de başarı hikâyesi yazılır.
MESİAD ‘ın 35. Yıl etkinliğinde verilen ödüller, iş dünyasının dinamizmini gösteriyor. Ama asıl mesele o dinamizmin kentin tamamına yayılıp yayılmadığı. Birkaç başarılı şirketle övünmek kolay; zor olan, o başarıyı bir şehir kültürüne dönüştürmek.
Sonuçta Mersin’in önünde iki yol var:
Ya potansiyelini konuşmaya devam eden bir şehir olarak kalacak ya da o potansiyeli ortak akılla gerçeğe dönüştüren bir modele dönüşecek.
Karar yalnızca siyasetçilerin değil; iş insanlarının, sivil toplumun ve en önemlisi kentte yaşayan herkesin.
Çünkü marka kent olmak, bir vizyon cümlesi değil; birlikte yazılan uzun bir hikâyedir…

