Avrupa Birliği yıllardır Ukrayna’ya aynı cümleyi kuruyor: “Yeriniz Avrupa’da.” Ama konu bu sözü siyasi gerçekliğe dönüştürmeye gelince masadaki dosyalar ağır, prosedürler yavaş, ülkeler çekingen.
Şimdi Almanya Başbakanı Friedrich Merz yeni bir formül ortaya koyuyor: Tam üyelik değil, “ortak üyelik”.
İlk bakışta teknik bir bürokrasi önerisi gibi görünüyor. Ama satır aralarına bakıldığında mesele aslında Avrupa’nın Ukrayna konusunda yıllardır vermeye çalıştığı ama açıkça söylemekten kaçındığı bir mesajın yeni dili: “Seni tamamen içeri almıyoruz ama dışarıda da bırakmıyoruz.”
Merz’in önerisinin en dikkat çekici tarafı ekonomik değil, güvenlik boyutu. Çünkü bu model Ukrayna’ya yalnızca kurumlara erişim değil; olası bir Rus saldırısında diğer AB ülkelerinden yardım talep etme zemini de açıyor. Bu noktada Avrupa, uzun süredir kaçındığı bir çizgiye yaklaşıyor: Ukrayna’nın güvenliğini daha doğrudan kendi güvenliğiyle ilişkilendirmek.
Buradaki asıl soru şu: Avrupa Birliği ne olmak istiyor?
Bir ekonomik birlik mi? Bir değerler topluluğu mu? Yoksa artık fiilen jeopolitik bir güç mü?
Çünkü Ukrayna’ya “ortak üyelik” verilmesi sadece Kiev’e açılan bir kapı değil. Aynı zamanda AB’nin kendi dönüşümünün ilanı olabilir. Eğer bir ülkeye oy hakkı vermeden karar mekanizmalarına erişim tanıyor, fonlardan yararlandırıyor ve güvenlik şemsiyesine kısmen dahil ediyorsanız artık klasik üyelik modelinin dışına çıkmış oluyorsunuz.
Bunun savunucuları bunu pragmatizm olarak görüyor. Mantıkları açık: Tam üyelik yıllar alacaksa, arada yeni bir kategori oluşturalım.
Ancak eleştiriler de kaçınılmaz. Çünkü Avrupa tarihinde “yarı içeride, yarı dışarıda” modeller çoğu zaman kalıcı ara bölgeler yarattı. Ukrayna açısından risk şu: Ya bu ortak üyelik, tam üyeliğin bekleme odasına dönüşürse?
Üstelik Merz’in önerisinde bir geri dönüş mekanizması da var. Reformlar durursa, hukukun üstünlüğünde gerileme olursa süreç dondurulabilecek. Bu da aslında Avrupa’nın Ukrayna’ya verdiği mesajın ikinci kısmı: “Yaklaşıyorsun ama kuralları biz koyarız.”
Sonuçta bu teklif sadece Ukrayna’nın geleceğiyle ilgili değil. Avrupa’nın kendisine sorduğu bir soruyla ilgili:
Sınırlarını genişletmek mi istiyor, yoksa etkisini genişletmek mi?
Çünkü bazen kapıyı açmakla içeri almak aynı şey değildir.

