Özledik. Etimizle, kemiğimizle özledik.
Şöyle ahşap kokan tarih kokan, çocukluğumuzu hatırlatan evleri, duvarları, o kokuyu özledik.
Mersin, Akdeniz’in incisi, portakal çiçeği kokusuyla mest eden şehir…
Ama gelin görün ki, bu inciyi betona gömmekte üstümüze yok!
Düzensiz yapılaşma dediğin, Mersin’de öyle bir boyuta ulaştı ki, Kafka romanı okurken “Bu kadar da olmaz” dersin ya, işte Mersin’in şehir planlaması tam o hesap. Binalar birbirine yaslanmış, sokaklar labirent, yeşil alan mı?
O da nedir!
Mersin’in betonla imtihanı, trajikomik bir tiyatro sahnesi gibi; hem ağlanacak halimize gülüyoruz, hem de “Birileri şaka yapıyor herhalde” diye umut ediyoruz.
Şehrin siluetine bakıyorum: Bir yanda gökdelen bozması apartmanlar, öbür yanda yan yatmış gibi duran gecekondu artıkları.
Arada bir boşluk görsen, “Aaa park mı yapacaklar?” diye hevesleniyorsun, ama hayır, ertesi gün oraya da üç katlı bir bina dikiliyor.
Planlama mı?
O da neymiş! Mersin’de inşaatlar, sanki biri Monopoly oynarken zar atmış da “Buraya ev yapıyorum” demiş gibi yükseliyor.
Yol mu dar, arsa mı eğri, altyapı mı yok?
Olsun, biz üstüne bir beş kat daha koyarız, portakal ağacı da ekledik mi köşeye, o da dekor olur!
Bir de şu var: Her sokakta bir “modern yaşam” vaadiyle yükselen siteler.
Adları da hep havalı: “Deniz Manzaralı Residences”, “Yeşil Vadi Konakları”…
Deniz manzarası dediği, karşı binanın çatısı; yeşil vadi dediği, saksıda solmuş fesleğen.
Vatandaş alıyor daireyi, balkona çıkıyor, manzarayı seyre dalıyor, komşunun çamaşır ipi ve üst katın klimasından damlayan su.
Bu mudur modern yaşam?
Kara mizahın dibine vurmuşuz, ama kimse farkında değil.
Hele o trafik!
Şehir öyle bir düğüm olmuş ki, sabah işe giderken yolda kontak kapatıp “Ben burda yaşayayım” diye çadır kurası geliyor insanın.
Çünkü yol yok, plan yok, mantık yok.
Binalar üst üste, arabalar iç içe…
Mersin’de bir yerden bir yere gitmek, survivor’da ip üstünde yürümece oynamak gibi. Kazanan yok, herkes yorgun.
Ama hakkını yemeyelim, Mersinlinin bu kaosa adapte olma yeteneği Oscar’lık.
Beton ormanında portakal reçeli yapıp, balkonda üç metrekarelik “bahçe” keyfi sürüyorlar.
Belki de bu düzensizlik, Mersin’in ruhuna işlenmiş bir delilik.
Şehir diyor ki: “Evet, biraz çarpığım, ama yine de seversin beni.”
Seviyoruz da…
Ama birileri şu inşaat çılgınlığına “Dur” dese, bir de şu sokakları düzene soksa, fena mı olur?
Ha, bir de yeşil alan görsek…
Rüya mı bu, yoksa gerçekten mümkün mü?
Mersin’in betonla dansı devam ederken, biz de bu kara komediyi izlemeye devam ediyoruz.
Perde kapanmasa bari!
Sizlere Gelecekte Görüşmek Üzerine Meydan Okuyorum.
O Arada Görüşelim…

