Kurumsal Yurtdışı Öğrenme ve Transfer Modeli
Gezi Değil Üretim Süreci — Statükoyu Aşmanın Yeni Modeli
Bir şeyi netleştireyim, Benim derdim kimseyi eleştirmek değil. Kurumları, STK’ları, odaları ya da şehirleri kötülemek değil. Daha iyi nasıl olur” sorusuna yanıt bulmak. Değer yaratmak. Mersin’de ve Türkiye’de “mış gibi yapılan” tüm yapıları sistemli gerçek düşünce bağlamında, üreten, uygulayan ve sonuç alabilen yaratıcı atölyelere dönüştürmek, Böylece toplumsal ve ülkesel refahımıza katkıda bulunmak.
Sorun zaten anlatıldı
Önceki yazımda şunu söyledim, STK’lar aynı yüzlerle dönüyor, Kurumlar değişmiyor,Seçilenler değişmiyor, Sistem değişmiyor. Buna “statüko” dedik. Ve o statükonun yereldeki karşılığı şudur: Küçük dukalıklar. Artık eleştiri kısmı bitirip, “Nasıl olmalı?”ya geçmeliyiz.
Asıl kırılma noktası: Gezi kültürü
Bugün “yurtdışı fuar gezisi” denilen şeyin büyük kısmı:
• Fotoğraf çekme etkinliği
• Yemek programı
• Sosyal turizm
• Aidiyet dağıtma organizasyonu haline gelmiş durumda. Burada sorun kişiler değil.
Sistem yokluğu.
KYTM (Kurumsal Yurtdışı Öğrenme ve Transfer Modeli)
Bu model benim uzun süredir sahada geliştirdiğim bir çerçevedir. Ve çok net bir şey söyler:
Gezi bir etkinlik değildir. Bir üretim sürecidir.
Amaç:
• Görmek değil
• Gezmek değil
• Temas etmek hiç değil, kopyalanabilir bir sistem üretmektir.
Nasıl yapılır? (Gerçek işleyiş), Bir yurtdışı programı şu şekilde kurulur:
1. Ön seçim (boş katılımcı yok), Her kişi rastgele değil, görevle seçilir:
• Üretim
• Lojistik
• Finans
• Dijital sistem
• İhracat
2. Ön araştırma zorunluluğu
Gidilecek ülke kör seçilmez.
• Sektör analizi yapılır
• Rakip firmalar incelenir
• Görüşülecek kurumlar netleşir
3. Görev tanımı
Her katılımcının görevi bellidir:
• Ne gözleyecek?
• Ne kaydedecek?
• Ne raporlayacak?
4. Saha notu değil, sistem raporu
Dönüşte şu sorular cevaplanır:
• Bu model Türkiye’de nasıl çalışır?
• Ne kopyalanabilir?
• Ne uyarlanmalı?
• Ne maliyetle uygulanır?
5. Kurumsal hafıza
En kritik kısım budur:
Bu raporlar kaybolmaz.
• Oda arşivine girer
• Yeni yönetime aktarılır
• Eğitim materyaline dönüşür
Örnek ülke: Almanya, Dünyada bu işi en sistemli yapan örneklerden biri Almanya’dır.
Çünkü:
• Ticaret odaları devlet gibi değil sistem gibi çalışır
• Her yurtdışı programı ölçülebilir çıktı üretmek zorundadır
• Her katılımcı rapor teslim etmek zorundadır
• Her proje sonuçla değerlendirilir
Almanya’da “gezmek” diye bir kavram yoktur. “Öğrenme ve transfer süreci” vardır.
Asıl mesele yönetenler değil. seçenlerin talep etme seviyesidir.
Eğer üye:
• Proje sormuyorsa
• Rapor istemiyorsa
• Hesap sormuyorsa, o zaman sistem zaten değişmez. Çünkü yönetim, üyeden güçlü değildir.
Sert gerçek
Bugün birçok kurumda olan şey şudur: Aynı isimler, Aynı koltuklar, Aynı cümleler, Aynı sonuçsuzluk . Tüm bu aynılığa rağmen “değişim” beklentisi. Aynştayn bu durumun açıklamasını yapmış aslında. “Aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemek, akıl değil döngüdür”.
Son söz: Bu bir eleştiri değil, kurulum çağrısıdır
Benim söylediğim şey, yıkmak değil, Suçlamak değil, Kişi hedeflemek hiç değil. Söylediğim
Yeni bir kurumsal mantık kurmak
KYTM bunun adıdır. Ve bu model uygulanmazsa:
• Gezi gezidir
• Fuar fuardır
• Oda oda kalır
• STK STK olarak kalır
Ama uygulanırsa, Her gezi bir üretim fabrikasına dönüşür.
Kapanış
Mersin bir örnek olabilir, Türkiye bir sonuç olabilir. Ama sadece bir şartla:
Seçen, yönetenden güçlü olmak zorundadır. Aksi halde hiçbir model çalışmaz.

