Mersin’de konuşulmayan ama herkesin bildiği bir gerçek var:
Kurumlar değil, statüko yönetiliyor.
Ve o statüko, yıllardır değişmeyen küçük dukalıklar tarafından korunuyor.
Bugün birçok sivil toplum kuruluşunda koltuklar değişiyor, isimler değişiyor, dönemler bitiyor.
Ama işleyiş değişmiyor.
Çünkü sorun kişiler değil, yapı.
Statüko Nedir, Dukalık Nedir?
Statüko;
“Biz yıllardır böyle yapıyoruz” cümlesinin kurumsallaşmış halidir.
Dukalık ise;
o cümleyi kuran ve değişimi durdurma gücünü elinde tutan yapılardır.
Birinde alışkanlık vardır,
diğerinde o alışkanlığı koruyan irade.
Ve bu ikisi birleştiğinde ortaya şu çıkar:
Değişmeyen kurumlar.
Sürekli Seçilenler: Tesadüf mü, Sistem mi?
Mersin’de birçok kurumda aynı isimler yıllardır aynı masalarda oturuyor.
Komisyonlar değişiyor ama kişiler değişmiyor.
Bu durum çoğu zaman “tecrübe” olarak açıklanıyor.
Oysa asıl soru şu:
Bu süre boyunca ne değişti?
Eğer yıllar geçiyor ama sonuç değişmiyorsa,
orada tecrübe değil, statüko vardır.
İdari Dükalıklar: Görünmeyen Yönetim
Başkan değişir.
Ama masa değişmez.
Bazı kurumlarda idari kadro, sekreterya ve danışman yapısı yıllardır aynı şekilde devam eder.
Yeni gelen her fikir, aynı cümleyle karşılanır:
“Biz bunu denedik, yürümez.”
Bu cümle bir değerlendirme değil,
bir sınır çizme refleksidir.
Kurumsal hafıza kıymetlidir.
Ama hafıza, yeniliği engelleyen bir duvara dönüştüğünde artık değer üretmez.
Emekli Bürokrat Meselesi: Tecrübe mi, Alışkanlık mı?
Bu noktada sıkça karşılaşılan bir tercih var:
Emekli bürokratların danışman veya yönetim içinde konumlandırılması.
Kamu tecrübesi kıymetlidir.
Süreç bilmek, mevzuatı tanımak, kurumsal dili anlamak önemli bir avantajdır.
Ancak şu ayrımı yapmak gerekir:
Kamu görevinde edinilen alışkanlıklar,
sivil toplumun ihtiyaç duyduğu esneklik ve üretim refleksiyle her zaman örtüşmez.
Sivil toplum; hızlı düşünmeyi, proje üretmeyi, risk almayı ve ölçülebilir sonuç üretmeyi gerektirir.
Bürokratik yapı ise doğası gereği temkinli, yavaş ve prosedür odaklıdır.
Burada sorun kişiler değil, yanlış eşleştirmedir.
Ve daha kritik olan şudur:
Bu tercih çoğu zaman bir ihtiyaçtan değil, bir konfor alanından doğar.
“Tanıdık olsun, bildiğimiz biri olsun” yaklaşımı,
kurumu ileri taşıyacak uzmanlık yerine alışıldık ilişkilere yönlendirir.
Sonuçta ortaya çıkan şey şudur:
Tecrübe aktarımı değil, alışkanlık transferi.
Sorunun Kaynağı: Ölçülmeyen Yapı
Birçok kurumda şu soruların cevabı yok:
Kaç sorun çözüldü?
Bütçenin ne kadarı projeye gitti?
Geçen yıla göre ne değişti?
Ölçüm yoksa gelişim olmaz.
Hesap sorulmuyorsa, hesap verilmez.
Ve zamanla sistem kendini koruyan bir yapıya dönüşür.
Değişim Nerede Başlar?
Çoğu kişi değişimi seçimle başlatmak ister.
Oysa gerçek şu:
Değişim seçimde değil, seçimden önce başlar.
Üyeler aday belirlemeden önce bir araya gelmeli.
Ne istediklerini netleştirmeli.
Hangi komiteler kurulacak?
Hangi projeler yapılacak?
İdari kadro nasıl değerlendirilecek?
Bu sorular seçimden önce sorulmadığında,
seçim sadece mevcut düzenin onayına dönüşür.
Peki Ne Yapılmalı?
Kısa ve net:
Başkan koltuğa oturmadan önce tüzüğü bilecek
ve şehre somut bir eylem planı sunacak.
İdari kadro kıdemle değil, üretimle değerlendirilecek.
Danışmanlık ilişkileri alışkanlıkla değil,
somut çıktı ve uzmanlıkla kurulacak.
Her yıl ölçülebilir bir etki raporu yayımlanacak.
Ama bunların hepsinden önce bir şey değişmeli:
Üye davranışı.
Gerçek Güç: Talep Eden Üye
Bir kurumun kalitesini belirleyen yönetim değil,
üyenin talep seviyesidir.
Üye neyi isteyeceğini bilmiyorsa,
yönetim de neyi sunacağını bilemez.
Bu yüzden üyelerin sadece oy veren değil,
standart belirleyen bir yapıya dönüşmesi gerekir.
Talep eden üye sistemi zorlar.
Doğru talep eden üye ise sistemi dönüştürür.
Ve zamanla o talep, yönetsel gücü
heykel inceliğinde şekillendirir.
Sonuç:
Mersin’de mesele kötü niyetli insanlar değil.
Mesele, kendi kendini koruyan bir yapı.
Statüko kendini dukalıklarla korur.
Bu yapı değişmeden sonuç değişmez.
Ve bu değişim yukarıdan değil,
aşağıdan-üyeden başlar

