Yıl 1974’te çalışmak için Mersin’e geldiğimde henüz 13 yaşında idim. Camiişerif Mahallesi…
Yoğurt Pazarı’nda çocukluğumun 10 yıla yakın ömrü geçti. 1974’lü yıllarda öyle toptancılar sitesi falan yoktu. Pamukçular, gıda toptancıları, civatacılar Yoğurt Pazarı’nda idi. Üçler Beyaz Eşya, Paytak Fırını, Paytak Lokantası, Tek Güç, Andızlar gazete dağıtım ve yerel gazete matbaaları, Azak Han, Silifke Garajı’nın mazi olduğu yıllar… Koç Adana minibüsleri, Işık Garajı, aklımızda ilk hatırladıklarımızdan idi. Hangi bir güzelliği anlatsak, hepsinin bir hikâyesi var.
O zaman 150 bin nüfuslu Mersin’i hatırlayınca, “Nasıl geçti o güzelim yıllar?” demekten kendimizi alamıyoruz…
75’li yıllarda şehrin tek merkez PTT’si ve vizyonu olan semtlerinden biri olan Merkez Postanesi ve civarı… Merkez Postanesi’nin önündeki birbirinden güzel Mersin kartpostalları şimdi mazi olsa da sıra sıra idi.
Mersin’in güzelliklerini yansıtmasının yanı sıra, o yılların en dikkat çekeni, Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası merhum Başbakan Bülent Ecevit’in harekâtı andıran büyüklü küçüklü kartpostal fotoğrafları, rengârenk görüntüleri idi.
O zamanki Mersin’in kalbi olan Gümrük Meydanı şüphesiz Mersin için bir değerdir. Şimdilerde belki “Hep öyle kalsaydı.” deriz içimizden. Hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Tıpkı kaybolanların geri gelmediği gibi.
Yine de unutamıyoruz Gümrük Meydanı’ndaki büfeleri, meydanın bir yanında sıra sıra Kulaklı Pozcu taksi dolmuşlarını. Ya da Ulu Cami yanındaki Sahil Lokantası’nı. Diğer yanında Kamer Sineması… Yetmez, Atatürk Caddesi’ni takiben Güneş Sineması, Kurum Sineması’nı takiben Silifke Caddesi…
Alanya Fırını’nda hiç fasulye unundan, hiç lezzetli, mis kokulu ekmek yediniz mi? Alanya Garajı, küçük sebze hali…
Bitişiğinde, kışın sobaları gaz yağıyla yakmak için sıvı gaz aldığımız petrol istasyonu. Şimdilerde otopark… Binbir çeşitli mesleğiyle Zafer Çarşısı.
Atatürk Parkı, Mersin’in gülen yüzü… O zamanlar etrafı tel örgü ile çevrili idi, paralı girilirdi. İnsanlar hem limanı izler hem de dondurma büfelerinden rengârenk külahlı dondurma alır, yerdi. Yetmez, Mersin Uluslararası Tekstil ve Moda Festivali yapılırdı. Mersin adeta coşardı.
Müzik mi dinlemek istiyorsunuz? Orta dalgada TRT Çukurova Radyosu ya da orta dalgada Bayrak Radyosu’nda birbirinden güzel müzikler… O zaman Kıbrıs Bayrak Radyosu en güncel müzikleriyle çok dinlenirdi.
Çocuklukta ve gençlikte yaşadıklarımızın her birinin belleğimizde bıraktığı birçok iz var elbette.
Tıpkı liseye başladığım 77’lerde, Yoğurt Pazarı’ndan Dumlupınar Lisesi’ne çoğu kez yaya gitmek için sabah erken kalkar idim. Tabii o zaman Taş Bina önünden belediye otobüsleri vardı. Denilebilir belki, Yoğurt Pazarı, Dumlupınar Lisesi uzun mesafe değil mi diye. Benim için değişmez. Çünkü ilkokulda da 5 sene Gülnar’ın Beydili köyümde, Pambucak mezramdan da her gün 14 km yürüyordum okula gitmek için.
Sabahın ala karanlık saatinde Silifke Caddesi, Sağdıç Oteli karşısında yol üstünde sıcak süt satılırdı. Sütçüden zaman zaman bir bardak sıcak süt içerek okula giderdim.
Okula giderken güvenli yol güzergâhı, Çamlıbel’den Mersin İdman Yurdu binasının önünden geçerdik. Müftü Köprüsü yolunu takip edip giderdik.
O dönemler bu semt stadının karşısı, Mersin’in lüks semtlerinden biriydi. Yalı Apartmanı vs. vs. Seçkin apartman isimleri vardı.
Tulumba Durağı’ndan Muğdat Kahvesi, üstü sinema. Takiben Pozcu Dikenli Yol. Sağ tarafına hastane temeli atıldığı yıllar.
Devamla Mersin’in en yeni ve gözde okulu Dumlupınar Lisesi…
İşte ben liseyi burada okumuştum.
Pozcu mu dediniz?
Husumato Sokağı’nda yüzde 80’i tek katlı, villalar, bahçeli evler… Zaten semtin adı da Bahçelievler’di. Mersin’in, bildiğim kadarıyla belki de tek yüzme havuzlu yeri Türkmen Oteli’ydi.
Muğdat mı dediniz?
Sahil yolu o yıllar yoktu. Muğdat Türbesi’nden batıya doğru 3 km kadar kıyıya paralel gecekondular vardı, kumluklar vardı. Sahil kısmında denize girilirdi.
Şimdiki Hilton’un olduğu yer halk plajıydı. Zaten hâlâ Plaj Yolu Caddesi de oradan kalma.
O yıllarda TRT televizyonunda haftada bir gün siyah beyaz TV’de Türk filmi olurdu. Belgin Doruk vs.
Film izlemek için Yoğurt Pazarı’ndan, Pozcu Akbank Durağı’ndan sahile yakın efsane büyüğümün evine TV izlemek için giderdim. O zamanlar denizin dalga sesleri Pozcu Akbank’tan duyulurdu. Şimdi Akbank bile uzun yıllar sonra, yakın zamanda buradan taşınmış. Aslında Husumato’dan önce ve hâlen orası Akbank Sokağı olarak anılırdı.
Mersin’de sebze halinin şimdiki Metropol’ün yeri olması, at arabalarının yoğunluğu, süslü faytonlar geldi geçti…
Mersin’in her caddesinin, sokağının, meydanının güzel anısı olması ne kadar güzeldi.
Gelecek nesillere ve bizlere güzel izler bıraktı. Belleğimizde hep yaşayacak.
Çift yolun Eğriçam’da başladığını, 48 elektriğin çarşı merkezde, Yoğurt Pazarı, İstiklal Caddesi’nde olduğunu, Toroslar Şamut Petrol’den Yoğurt Pazarı’na bisikletle 10 dakikada rahat gelecek kadar yolların ve trafiğin rahat olduğunu yaşayarak bilmek…
En önemlisi, bu kentin, Mersin’in hafızasına sahip olan kaç kişiyiz acaba?
Saygıyla.

