İflas edip de beş parasız kaldıktan sonra, hayatımdaki en büyük değişiklik, yirmi iki yıldır evli olduğum karşıt cinsimin benden ayrılma isteğiydi. Benden ayrıldıktan sonra ilk yaptığı iş ise, garip bir şekilde kitaplarımı çöpe atmak oldu. Tamam param bitince bana olan sadakatinde bitmişti, bu gayet insani ve kadınsal bir durum, bunu anlarım da kitaplarımdan ne istedin, be vicdansız? Bunu öğrendiğim o an gizli olan bir şeyin koptuğunu hissettim derinliklerimde ki yemyeşil ormanda. Beş bin kitap. Dile kolay. Beş bin insan. Beş bin Dünya. İyi ki dedim benden ayrılmış, kitaplara düşmanlığı, okumayı bilmediğinden olsa gerek. Kitap sevmeyen bir kadınla bir ömür geçmezdi, yirmi iki yılı nasıl geçirmişim bununla dedim. Hayatta hiçbir şey canımı bu kadar yakmamıştı. Evliliğimin bitirilmesi bile…
Hayat bazen öyle bir yerden vuruyor ki, insan, neye üzüleceğini, niçin sevineceğine şaşırıyor. Ben de tam öyle bir yerdeyim şu anda işte.
Kitaplar benim için neydi, bilir misiniz?
Onlar sadece sararmış ve üzerine her okuyanın farklı renkteki kalemlerle not aldığı kâğıt yığınları değil; her biri birer sığınak, bir dost, bambaşka bir hayatın nefesiydi. Yıllarımı verdiğim o kutsal birikimi ellerimle büyüttüm. Her birine tek tek dokundum, ruhlarını okudum, bazen sadece varlıklarıyla huzur buldum. Bir kitabın kapağını aralamak, meçhul bir dünyanın eşiğinden atlamaktı benim için. Bazen kanlı bir savaşın ortasında savruldum, bazen bir filozofun derin zihninde kayboldum, bazen de bir yabancının tebessümüne ortak oldum. O beş bin kitap; kimsesizliğimi avutan, beni lisanı olmadan anlayan sessiz yoldaşlarımdı. Evli olduğum kadın onları hoyratça çöpe fırlatırken, sanki benim ruhumu da bir karanlığa mahkûm etti.
Canım yandı, hem de tarif edilmez bir sızıyla…
Bir evliliğin enkazı altında kalmaktan çok daha öte bir acıydı bu. Çünkü o kitaplar, benim göğüs kafesimde taşıdığım kalbimin bir parçasıydı. İnsanın kendi varlığının yok edilişini izlemesi ne ağırmış meğer. Kitaplarımla birlikte ruhumun en bana ait, beni en iyi anlatan parçası da gitmişti çöpe. Fakat sonra durdum, derin bir nefes aldım ve sordum kendime: “Bu kadar mı yani? Ben sadece o kağıtlardan mı ibaretim?” Hayır! Kitaplarımın cismi avuçlarımdan kayıp gitmiş olabilir; ama onların bana fısıldadıkları, ruhuma ektikleri tohumlar hala burada, içimde canlı. Onların asıl yurdu artık kütüphaneler değil, benim zihnimdir. Fiziksel olarak yoklar belki; ama bende bıraktıkları o derin şifa, o eşsiz hisler sonsuza dek benimle kalacak.
Evliliğim… Yirmi iki yıl. Düşününce, insan kendine soruyor: Bu kadar saati nasıl geçirmiştim? Eş sandığımla, aramızda hep bir mesafe vardı sanki, ama bunu bu kadar net görmek için kitaplarımın çöpe gitmesi mi gerekiyormuş? O, kitaplarıma “yer kaplayan tozlu şeyler” gözüyle bakarken, ben onların hayatımın en değerli hazinesi olarak görüyordum. Bu kadar temel bir konuda anlaşamıyorsak, geçmişte ne kalıyordu ki aramızda? Ortak bir hayalimiz, bir tutku, bir paylaştığımız dünya yoktu. Belki de aralıkların yanından devam etmezsiniz, ama gerçekten bir arada bulunamazsınız.
Evlilik olarak adlandırılan, iki insanın aynı yolda yürümesi değil mi? Ama eğer o yolda aynı şekilde tedavi görmüyorsanız, aynı şekilde gülmüyorsanız, aynı şekilde ağlamıyorsanız, mesela gündüz vakti bir restoranda yemek yiyerek değil de, gecenin ikisinde bir acil serviste elele sıranızın gelmesini beklemiyorsanız, o yol bir süre sonra daralıyor, tek kişilik bir patika oluyor. Benim için o yol, kitaplarla doluydu. Ev-lendiğim kişi içinse, boş bir alan. Bu kadar farklıyken, nasıl olmuş da 22 yıla dayanmışız, Bilmiyorum. Belki kalite, belki korku, belki de sadece “böyle gelmiş böyle gider” düşüncesi. Ama şimdi, o kitapları çöpe atarken ki, göremediğim ama tahmin edebildiğim yüzünü hatırladıkça, diyorum ki: İyi ki bitti.
Tabii bir de iflas meselesi var. Para, onunla geçirilen zaman-i ilişkileri sınar, değil mi? Ben hep şuna inanıyorum: Eğer iki insan gerçekten birbirine bağlıysa, maddi zorluklar onların kumdan kalesini bırak yıkmayı, tozundan bir zerreyi havaya kaldıramaz bile, onları yıkamaz. Ama sevgili zevcem, ilk fırsatta gemiyi terk etti. İflasla birlikte onun sevgisini kaybettiğimde, onun da beni kaybettiğini fark etmiştim. Belki de beni değildi, sahip olduğum şeyleri sevmişti. Para bitince, sevilecek bir şey ortada kalmamıştı. Bu da başka bir gerçekle yüzleştirmişti beni: Benim için aşk, sevgi, paylaşım demek; Onun için farklı bir şeymiş.
Ama garip bir şekilde, bu beni rahatlatıyor da bir taraftan. Evet, kitaplarıma dokunamamak canımı yaktı, evet, iflas etmek hayatımı altüst etti. Ama aynı zamanda bu olaylar bana bir ayna tuttu. Kiminle yaşayacağımı düşündüğüm o yıllara, hiçbir değer vermediklerime, neyi hak ettiklerine dair bir ayna. Ve o aynada yaşanan şey, aslında fena değil. Çünkü ben buradayım. Hala nefes alıyorum, hayattayım ve hayal kurabiliyorum.
İçimde bir rahatlama var, inkâr edemem. Evet, canım yanıyor, ama aynı zamanda bir yük kalkmış gibi büyüyor içimin refah seviyesi. Artık beni gerçekten anlayan, benimle aynı değeri veren bir insanlarla beraber olma şansım var. Kitapları yedi kat semaya sürdüm, sürekli yaşayan, sürekli nefes alan birini anlatır dururum. Ya da belki de yalnız kalırım, ama bu sefer gerçekten kendimle kalırım. Kitaplarımla, hayallerle, kendi dünyamla. Her iki durumda da, bu bir kayıp değil, bir kazanç beynim için.
Hayatta hiçbir şey göründüğü gibi değil. Bazen en büyük darbeler, en güzel başlangıçları getiriyor. Ben kitaplarımı kaybettim, evliliğimi kaybettim, ama daha değerli ve güzel olana kavuştum. Buldum gökkuşağımın yetmiş bin rengini. Ve bu, onun istediği bedeli ödeyerek oldu. O beş bin kitabın bana öğretleme yöntemleri, içeride bir yerde saklı duruyor. Onlar gitse de, ben onların izlerini taşıyorum. Eşim olamayan gitse de, ben hayattayım, belki eskisinden daha güçlü, daha bilge.
Bu yaşadıklarım bana bunu tüm bunları başarabileceğimi söyledi: Hayat, yazılanlarla değil, içimizdekilerle anlam kazanıyor. Kitaplarım artık yok, ama onların bana kattıkları hep benimle. Yirmi iki yıl boyunca yenilenmişim ve kendimi yeniden buldum. Ne istediklerim karşılığında, değerlerin mevcut olduğu daha net bir eğilim. Belki de bu ayrılıklar, benim için bir kurtuluşu temsil ediyor. Kitap sevmeyen bir kadınla bir ömür geçirmek, gerçekten de imkânsız olurdu
Hayat bize bazen böyle oyunlar oynuyor. Ama asıl mesele, o oyunlarda ne yaptığımızdı. Ben çok şey kaybettim gibi görünüyor, ama aslında vardığım yer çok daha büyük: Kendim. Ve önümde yepyeni bir hayat var. Belki de en güzel kitap, henüz yazılmamış olanı. Ve ben, o kitabı yazmak için yeni bir ruhla ediyorum sirayet. Yeni dünyalar, yeni arkadaşlar, yeni hayaller… Hepsi beni bekliyor. Ve bu sefer, burada sadece beni gerçekten anlayanlar olacak.
Sizlere Gelecekte Görüşmek Üzerine Meydan Okuyorum.
O Arada Görüşelim…

