Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

OLTANIN UCUNDAKİ KİM?

Hafta sonu deniz kenarına gidip balık avlamayı düşündüğümde, aklıma hep

Hafta sonu deniz kenarına gidip balık avlamayı düşündüğümde, aklıma hep aynı soru geliyor: “Oltayı eline aldığında balıkçı olup kendini mi avlamak, yoksa balık olup yine kendini mi avlamak?”

 Bu düşünce zihnimde sürekli dönüp duruyor. Aslında mesele ne olduğumuz değil; mesele kimin avcı, kimin av olduğunu fark ettiğimiz anlarda saklı. Bazen bu sorunun cevabını bulmak için o kadar derinlere dalıyorum ki, denizin altındaki o sessiz huzuru bile kıskanıyorum.

Hayat da aslında böyle değil mi? Hepimiz bir şekilde ya avcıyız ya da avız. Ama hangisi olduğumuzu her zaman fark edemiyoruz. Deniz kenarında oturup oltama takılanları beklerken, bu paradoksun içinde kayboluyorum. Çünkü sonuçta her halükârda avlanan bir şey var ve avcı her zaman başkası oluyor gibi görünüyor.

Peki gerçekten öyle mi?

Hayatta bazen balıkçı olmayı seçiyoruz; elimizde bir olta, bekliyoruz. Belki başarıyı yakalamaya çalışıyoruz, belki mutluluğu…

Belki de sadece hayatın akışında kendimize küçük bir anlam arıyoruz. Ama ne zaman ki oltanın ucunda yakaladığımız şey bize ayna tutuyor, işte o zaman “av” biz oluyoruz.

Mesela düşünün:

Bir hedefe ulaşmak için çabalıyorsunuz; para kazanmak, kariyer yapmak ya da hayalinizdeki evi almak…

Tüm bunlar için emek harcıyorsunuz ve sonunda hedefinize ulaşıyorsunuz. O an mutlu hissediyorsunuz belki ama sonra fark ediyorsunuz ki aslında o hedef sizi değil, siz onu takip ederken kendi özgürlüğünüzden vazgeçmişsiniz.

Balıkçı mısınız? Yoksa kendi koyduğunuz hedeflerin peşinde sürüklenen bir balık mı? İşte hayat tam olarak bu noktada bizi durup düşünmeye zorluyor.

Kendi Ağlarımızda Sıkışmak diye bir şey var yaşadığımız.

Bazen de olay şu hale geliyor: Oltamızı atıyoruz ama ne yakalayacağımızı bilmiyoruz. Hayatta da böyle değil mi zaten? Kimi zaman plan yaparız ama sonuçlar asla tahmin ettiğimiz gibi olmaz. Belki yanlış yemi kullanırız ya da suyun derinliğini hesaba katmayız. Ama yine de denemekten vazgeçmeyiz.

Ancak en ilginci şu:

Biz oltamızı atarken aslında başka biri çoktan bizim üzerimize ağını örmüş olabilir. Fark etmeden başka insanların beklentilerine göre yaşamaya başladığımızda, kendi özgürlüğümüzü feda etmiş oluyoruz. Çoğu zaman bunu anlamak uzun sürüyor çünkü kendi seçimlerimizi yaptığımızı sanıyoruz. Ama gerçekten öyle mi?

Bir düşünün;

toplumun bizden beklediklerini yerine getirmek için çabalarken kaç kere “Ben ne istiyorum?” diye sorduk kendimize?

Ya da sormaktan korktuk muhtemelen… Çünkü gerçek cevap bizi rahatsız edebilir.

Belki de denizin ortasında süzülen o özgür balıklara imrenmek gerekiyor bazen. Onların tek amacı hayatta kalmak ve doğanın ritmine ayak uydurmak… Biz ise kendi kurallarımızı yaratıp sonra onların içinde sıkışıp kalıyoruz.

Aslında balık olmak kötü bir şey değil; tıpkı avlanmanın kötü olmadığı gibi…

Bazen hayat bizi bir yerlere sürükler ve kontrolü tamamen kaybettiğimizi hissederiz. İşte tam o anlarda öğrenmeye başlarız: Kendimizi keşfetmek için bazen kaybolmamız gerekir.

Hayatın paradoksu burada gizli: Kaybettiğinizi sandığınızda aslında kazanmaya başlarsınız çünkü artık eski yüklerinizden kurtulmuşsunuzdur.

Bu yüzden “av” olmak kötü değildir; yeter ki bu süreçten ders çıkarabilelim.

Belki de sorun şu:

Biz hep güçlü görünmek zorunda hissediyoruz kendimizi…

Hep avcı olmalıyız gibi düşünüyoruz çünkü zayıflığı kabul etmek korkutucu geliyor bize. Ama unutmamalıyız ki doğada her şey dengede ilerler; hiçbir canlı sürekli avcı ya da sürekli kurban olamaz.

Bu yüzden bazen teslim olmayı öğrenmek gerekiyor; tıpkı dalgaların bizi taşımasına izin vermek gibi…

Deniz kenarında oturup dalgaları izlediğinizde fark edersiniz ki her şey bir döngüden ibaret…

Dalgalar gelir gider ama hiçbir zaman tamamen yok olmazlar; sadece şekil değiştirirler.

Hayatımızdaki olaylar da böyle değil mi aslında? Bir gün zirvede hissederiz kendimizi, ertesi gün dibe vurmuş gibi oluruz ama bu durum sonsuza kadar sürmez çünkü değişim kaçınılmazdır.

Deniz bana hep şunu öğretmiştir: Hayatta neyi kontrol etmeye çalışırsanız çalışın, sonunda teslim olmak zorunda kalırsınız çünkü bazı şeyler sizin kontrolünüzün dışındadır.

Oltayı elime alıp denize attığımda bunu daha iyi anlıyorum aslında… Ne kadar çabalarsam çabalayayım hangi balığın oltama takılacağını bilemem ve bu bilinmezlik beni rahatlatıyor garip bir şekilde… Çünkü her şeyi bilmek zorunda olmadığımı hatırlatıyor bana.

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim: Avcı mı yoksa av mı olduğumuzun pek de önemi yok aslında… Önemli olan bu döngünün farkına varabilmek ve onunla barış içinde yaşayabilmek…

Kendimizi kandırmadan kabul etmeliyiz ki bazen kontrolü kaybederiz ve bu gayet normaldir. Çünkü hayatın güzelliği de burada saklıdır: Her şeyin kesin olmadığı yerde umut vardır!

Oltayı elime alıp denize attığımda işte bunu hissediyorum; hayatın belirsizliklerine rağmen onun tadını çıkarmayı öğreniyorum…

Ve belki de en önemlisi şu: Balıkçı olup kendimi mi avladım yoksa balık olup yine kendimi mi yakaladım sorusunun cevabını aramaktan vazgeçtim artık… Çünkü önemli olan sorular değil, onların peşinden gitme cesareti gösterebilmek…

Sizce de öyle değil mi?

Sizlere Gelecekte Görüşmek Üzerine Meydan Okuyorum.

O Arada Görüşelim…