Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Avrupa’nın Füze Gerçeği: Savaşın Öğrettiği Sert Ders

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla başlayan savaş, Avrupa için yalnızca jeopolitik bir

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla başlayan savaş, Avrupa için yalnızca jeopolitik bir kriz değil; aynı zamanda savunma kapasitesinin sınırlarını da gözler önüne seren bir uyarı oldu. Ancak görünen o ki, Avrupa’nın aldığı dersler henüz tamamlanmış değil. Ortadoğu’da yükselen gerilim ve ABD’nin bölgedeki askeri operasyonları, bu kez başka bir gerçeği daha ortaya çıkardı: Avrupa, savunma konusunda hâlâ dış tedarikçilere büyük ölçüde bağımlı.

Avrupa Birliği Savunma Komiseri Andrius Kubilius’un “Füze Turu” sırasında yaptığı açıklamalar aslında bu gerçeğin en net ifadesi. Kubilius’un verdiği rakamlar, modern savaşın ne kadar büyük bir mühimmat tüketimine yol açtığını açıkça gösteriyor. Ukrayna’nın yalnızca 2025 yılında yaklaşık 2 bin füze saldırısıyla karşı karşıya kalması ve bunların 900’ünün balistik füze olması, savaşın ölçeğini anlamak açısından çarpıcı.

Balistik füzeler söz konusu olduğunda savunma çok daha zor. Bu nedenle Ukrayna’nın en çok ihtiyaç duyduğu sistemlerden biri Patriot hava savunma sistemleri. Ancak burada Avrupa ve müttefikleri için kritik bir sorun ortaya çıkıyor: üretim kapasitesi.

Lockheed Martin tarafından üretilen Patriot önleme füzelerinin yıllık üretimi yaklaşık 600 adet. Buna karşın Ukrayna ordusunun yalnızca dört aylık kış döneminde 700 adet önleme füzesine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Bu tablo, Batı’nın savunma sanayisinin mevcut üretim kapasitesinin modern bir savaşın ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını gösteriyor.

Sorunun bir başka boyutu ise küresel çatışmaların aynı tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturması. Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler bunun en güncel örneği. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’nin açıklamasına göre, yalnızca üç gün içinde İran füzeleri ve insansız hava araçlarını engellemek için 800’den fazla ABD yapımı füze kullanıldı.

Bu durum, Batı’nın askeri kaynaklarının farklı kriz bölgeleri arasında paylaşıldığını ve bunun ciddi bir rekabet yarattığını gösteriyor. Bir başka ifadeyle, aynı füze hem Ukrayna’nın hem Ortadoğu’daki müttefiklerin hem de ABD’nin kendi stoklarının ihtiyacını karşılamak zorunda.

İşte tam da bu noktada Avrupa’da uzun süredir tartışılan bir konu yeniden gündeme geliyor: savunma sanayisinde stratejik bağımsızlık.

Polonya Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz’in dile getirdiği gibi, Avrupa’nın güvenli tedarik zincirlerine sahip olması artık yalnızca ekonomik bir tercih değil; doğrudan güvenlik meselesi. Çünkü küresel krizlerin aynı anda patlak verdiği bir dünyada, başka ülkelerin üretim kapasitesine bağlı olmak ciddi bir risk oluşturuyor.

Avrupa Birliği bu nedenle yeni finansman yolları arıyor. Ukrayna’ya destek için planlanan 90 milyar euroluk kredi paketi ve savunma sanayisini güçlendirmeyi hedefleyen 150 milyar euroluk kredi programı, bu çabaların en somut örnekleri. Ancak bu planların siyasi engellerle karşılaştığını da görmek gerekiyor. Macaristan’ın veto ettiği kredi paketi, Avrupa’nın ortak savunma politikası oluşturmasının ne kadar zor olduğunu bir kez daha gösterdi.

Bugün Avrupa için asıl soru şu: Kıtayı savunacak kapasite gerçekten var mı?

Rusya-Ukrayna savaşı, Ortadoğu’daki krizler ve giderek belirsizleşen küresel güvenlik ortamı, Avrupa’yı savunma konusunda daha hızlı kararlar almaya zorluyor. Ancak bu kararların yalnızca bütçe artırımıyla sınırlı kalması yeterli olmayacak. Asıl mesele, üretim kapasitesini artırmak ve savunma sanayisini stratejik bir öncelik haline getirmek.

Çünkü modern savaşın en temel gerçeği artık çok açık: Savaş meydanında yalnızca askerler değil, fabrikalar da belirleyici oluyor.