80’e yakın yıllar…
Gazeteciliğin mektebi Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi.
O yıllarda oradan mezun olmayı başarmak bile bir meseleyken, o başarılı mezuniyetini bir ömre yaymayı başarmış bir insan Selahiddin Akkuş.
Yıllarını gazeteciliğe adamış. Masa başı gazeteciliğine değil. Sahada, sokakta, olayın içinde.
Hayatı boyunca tek bir önceliği olmuş: Ülkenin ve Mersin’in çıkarı.
Kalemini asla satmamış…
Bu devirde en zor olan da bu zaten. O kurtlar sofrasında onurunu, gururunu kaybetmeden dimdik durmayı başarmış ender insanlardan.
KORKMADAN YAZAN DUAYEN
Mersin’de gazetecilikte duayen denince akla gelen ilk isim.
Yeri gelir en sert şekilde eleştirir.
Kimseden korkmaz…
Makamdan, koltuktan, güçten korkmaz. Çünkü sırtını hiçbir güce dayamamış, sadece kalemine ve vicdanına dayamış…
Bu yüzden saygındır. Bu yüzden ciddiye alınır.
Bugün herkesin sustuğu yerde konuşmak cesaret ister. Herkesin eğildiği yerde dik durmak onur ister.
Selahiddin Akkuş 50’yi aşkın yıldır o duruşu hiç bozmadı.
ZELİHA AKKUŞ İLE BİR ÖMÜR
Mersin’de eşi Zeliha Akkuş ile birlikte tanınan, sevilen bir çift onlar.
Bir kentin sevdiği çift olmak kolay değil.
Bunu para pul ile satın alamazsın. Bunu yılların getirdiği güven, samimiyet ve mütevazılıkla kazanırsın.
Onlar bunu kazandı.
ÖNCE İYİ İNSAN
Hayatını topluma faydalı olmaya adamış.
İyi bir evlat olmaya,
İyi bir baba olmaya,
İyi bir eş olmaya…
Ve şimdi iyi bir dede olmaya da adamış.
Gazeteciliği kadar insanlığı da konuşulur. Çünkü kalemi kadar karakteri de sağlam.
Türkiye’nin böyle değerlere ihtiyacı var.
Kalemini satmayan, eğilmeyen, bükülmeyen, kentini kendi menfaatinin önünde tutan insanlara.
Selahiddin Akkuş, Mersin’in hafızasıdır.
Mersin’in vicdanıdır.
Ve bu kurtlar sofrasında dimdik kalmayı başarmış, onurlu bir kalemdir…

