Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok aceleci bir adam varmış.
Bu adam hep dermiş ki, “Hemen zengin olmalıyım, hemen!”
Herkes tarlasını yavaş yavaş ekermiş, o hemen biçmek istermiş.
Herkes ekmeğini yavaş yavaş pişirirmiş, o hemen yemek istermiş.
Bir gün aklına bir şey gelmiş.
“Ben başkalarının tarlasından da alırsam, daha çabuk zengin olurum” demiş.
Gitmiş, komşusunun buğdayından bir avuç almış. Öbür komşusunun bahçesinden bir sepet almış. Berikinin kesesinden üç akçe almış.
Ve gerçekten de, bir gecede zengin olmuş.
Herkes bakmış, “Vay be, ne kadar zengin olmuş!” demiş.
Adam sevinmiş. Kocaman bir ev yapmış kendine. İçini altınla doldurmuş.
Ama canım…
O gece evinde uyuyamamış.
Çünkü evin duvarlarından ses geliyormuş.
Bir duvar “Bu benim buğdayımın hakkı” diyormuş.
Öbür duvar “Bu benim bahçemin ahı” diyormuş.
Diğer duvar “Bu benim akçemin gözyaşı” diyormuş.
Adam korkmuş. Kulaklarını kapatmış. Ama sesler susmuyormuş.
Dışarı çıkmış. Herkes onu alkışlıyormuş ama kimse sarılmıyormuş.
“Evin çok güzel” diyorlarmış ama “İçeri girelim mi?” demiyorlarmış.
Adam anlamış.
Meğer zengin olmak, keseyi doldurmak değilmiş.
Meğer zengin olmak, kalbi doldurmakmış.
Koşa koşa köyün bilgesine gitmiş.
“Ne yapayım?” demiş.
Bilge gülümsemiş. Yumuşacık bir sesle demiş ki:
“Kuzum, ver geri.”
“Buğdayı sahibine ver. Sepeti sahibine ver. Akçeyi sahibine ver. Helalleş.”
Adam önce korkmuş. “E fakir kalırım” demiş.
Bilge demiş ki: “Korkma. Veren fakir kalmaz. Helalleşen huzur bulur.”
Adam denemiş canım.
Tek tek kapıları çalmış. “Hakkını helal et” demiş.
Kimi kızmış, kimi ağlamış, ama sonunda hepsi “Helal olsun” demiş.
Ve o gece, o kocaman altınlı evde değil, küçük eski kulübesinde uyumuş.
Ama mışıl mışıl uyumuş. İlk defa.
Rüyasında da sevgi görmüş.
Sabah uyanınca anlamış.
Meğer gerçek zenginlik, başkasının hakkını yemeden, mışıl mışıl uyuyabilmekmiş.
Gökten üç elma düşmüş o zaman.
Biri yavaş yürüyenlerin başına,
Biri helal kazananların başına,
Biri de hak yemeyenlerin başına…

