Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Avrupa’nın 28. Üyesi: Bir Hayal mi, Geç Kalmış Bir Zorunluluk mu?

Ursula von der Leyen’in Davos’ta duyurduğu EU-INC girişimi, Avrupa Birliği’nin

Ursula von der Leyen’in Davos’ta duyurduğu EU-INC girişimi, Avrupa Birliği’nin uzun süredir ertelediği bir gerçeği nihayet açıkça kabul ettiğini gösteriyor: Avrupa’nın en büyük rekabet sorunu, dış rakipler değil; kendi içindeki parçalanmışlık.

“48 saat içinde, tamamen dijital şirket kuruluşu” vaadi kulağa bir teknoloji konferansı sloganı gibi geliyor olabilir. Ancak Avrupa bağlamında bu, neredeyse devrimsel bir öneri. Zira bugün AB’de bir startup kurmak, çoğu zaman 27 farklı ülkenin 27 farklı bürokratik labirentine girmek anlamına geliyor. Vergi rejimleri, şirket türleri, sermaye kuralları ve kayıt süreçleri arasındaki farklar, Avrupa’yı tek pazar olmaktan çok, gevşek bir ekonomik konfederasyona benzetiyor.

Von der Leyen’in “28. Rejim” olarak tanımladığı EU-INC tam da bu noktaya müdahale etmeyi hedefliyor. Fiilen bir “28. üye devlet” gibi çalışacak pan-Avrupa şirket modeli, AB’nin yıllardır konuşup hayata geçiremediği dijital tek pazar fikrinin somut bir denemesi. Eğer başarılı olursa, bir girişimcinin Berlin, Paris ya da Milano yerine doğrudan “Avrupa’da” şirket kurabilmesi mümkün olacak.

Bu hamlenin arkasındaki motivasyon açık: ABD ve Çin. Von der Leyen’in konuşmasında bu iki ülkenin sürekli vurgulanması tesadüf değil. Silikon Vadisi’nin gücü sadece sermayeden ya da yetenekten değil, tek tip ve öngörülebilir bir pazar yapısından geliyor. Çin’de ise devlet destekli ölçeklenme ve merkezi karar alma avantajı var. Avrupa ise bugüne kadar ne hızda ne de ölçekte rekabet edebildi.

Ancak EU-INC’in önünde ciddi sorular duruyor. Üye devletler, şirket hukuku gibi egemenliğin kalbine dokunan bir alanda gerçekten yetki devrine razı olacak mı? Vergi avantajı sunan ülkeler, bu modelin kendi çekiciliklerini azaltmasına izin verecek mi? Ve belki en önemlisi: Bu yeni rejim, kâğıt üzerinde kalan bir “iyi niyet girişimi” mi olacak, yoksa gerçekten çalışan bir alternatif mi?

Avrupa’nın startup ekosistemi açısından bakıldığında ise EU-INC bir tercihten çok zorunluluk hâline gelmiş durumda. Yetenekli Avrupalı girişimcilerin Delaware’de şirket kurmayı “daha mantıklı” bulduğu bir ortamda, AB’nin kendi sınırları içinde rekabetçi bir çerçeve sunamaması artık savunulamaz.

EU-INC, Avrupa’nın geç kalmış bir itirafı gibi okunabilir: Birlik, teknoloji çağında siyasi değil, ekonomik ve hukuki entegrasyonla ayakta kalacak. Eğer bu girişim gerçekten hayata geçerse, Avrupa’nın geleceği için yeni bir sayfa açabilir. Aksi hâlde, Davos’ta alkış alan bir fikir olarak arşivlerdeki yerini alır.

Avrupa için soru artık şu: 27 parçalı bir sistemle mi küresel rekabet edeceğiz, yoksa gerçekten “Avrupa” olan bir pazar yaratmaya cesaret edebilecek miyiz?