Bildiğimiz gibi tek kutuplu Dünya’nın savunduğu ve yaymaya çalıştığı ekonomik model neoliberal ekonomik sistemdir.
Bu model özellikle geri kalmış ülkelerde ve yetersiz demokrasilerde kamusal denetim bilincinin oluşmadığı ve gözardı edildiği ülkelerde bu ekonomik sistemde toplu ölümlere varan sonuçlar üretmektedir.
Geçen yıl yaşanan depremlerin üzerinden bir yıl geçti.
Deprem bölgesinden içinde bulunduğumuz kış aylarında hala gerek konteyner gerekse çadırlarda yaşayan yurttaşlarımızın sağlıklı barınmaları ve çocuklarımızın eğitimlerinin istenen düzeyde olmadığı haberleri gelmeye devam ediyor.
Halk arasında “Altta kalanın canı çıksın” ekonomik düzeni olan -neoliberal ekonomik politikaların- kamusal denetimin neredeyse hiç sağlıklı uygulanamadığı bizim gibi ülkelerde, asansör, trafik kazaları, iş cinayetleri, toplu zehirlenmeler ve toplu ölümler hız kesmiyor.
Bu nedenle acımasız bir rekabet içinde, “kâr için her şeyi makbul gören, insan sağlığı ve hayatını dikkate almayan özel şirketler ve özellikle taşeron şirketler”in sayısı içinde bulunduğumuz olumsuz ekonomik koşullarda giderek armakta, sonuçta, trafik başta olmak üzere, toplu iş ve bireysel kazalarda büyük artışlar yaşanmaktadır.
Bu şartlarda merkezi kamu otoritelerine ve yerel idarelere can ve mal güvenliği için kamusal denetim için önemli sorumluluklar düşmektedir.
Bu nedenle önümüzdeki seçim sürecinde seçmenler olarak sağlıklı denetiminin yapılmasını Belediye başkan ve meclis üyesi adaylarından bu konudaki taleplerimizi her ortamda dile getirmemiz ve bunu yapabilecek kişileri seçmemiz gerekiyor.
Geçen yıl 24 Şubat 2023 tarihinde yayımlanan köşe yazımda, “VAHŞİ NEOLİBERAL SİSTEMDE CEHALET VE DENETİMSİZLİK ÖLDÜRÜR” başlıklı yazımdaki bu konudaki görüşlerimi aşağıda tekrarlamakta yarar görüyorum.
“Kahramanmaraş ilimizde, 6 Şubat 2023 sabaha karşı 04:17 de 7.7 ve öğlen 13:25 de 7.6 şiddetinde ve Hatay’ın Defne ilçesinde. 20 Şubat’ta 6.4 ve 5.8 şiddetinden art arda gelen depremlerde ilk etapta, 500 km çapında bir alanda, 11 il ve 14 milyon yurttaşımız etkilendi. Öncelikle, depremlerde hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımıza, allahtan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum. Ulusumuzun başı sağolsun.
‘MİLLİ SEFERBERLİK’ YERİNE NEDEN ‘MİLLİ YAS’ İLAN EDİLDİ?
Uzmanlar depremler sonrası, ilk 72 saatte (3 gün) müdahale etmenin can kaybını azaltacağını söylemektedirler.
Ancak ilk 72 saatte, devletin tüm ilgili birimlerini harekete geçirecek ‘milli seferberlik’ yerine ikinci gün ‘milli yas’ ilan etmenin arkasındaki mantık veya ruh hali nedir?
Bu satırların yazarına göre, bu karar, devleti yönetenlerin, en kritik saatlerde yaşamı korumaya ve savunmaya değil, ölümü ve öbür dünyayı kutsayan bir ruh halini ortaya koymaktadır.
Böyle bir ruh halindeki iktidar da olan siyasal islam anlayışının daha önce yaşadığımız tüm felaketlerde depremler, maden göçükleri, seller, iş cinayetleri(2022 de 1843 ölüm) vb. sonucunda yaşamı savunmak için kalıcı ve kurumsal önleyici önlemler alabilir mi?
İşte bu ruh hal, tek adam sistemiyle, başta TSK olmak üzere reflekslerini kaybetmiş devlet kurumlarını depremin ertesi günü milli seferberlik ilan ederek devleti harekete geçirmekte gecikmiştir.
ÖRGÜTLÜ CEHALETTİN İMAR AFLARI, ÖLENLERİN KADER PLANI MIDIR?
Bu satırların yazıldığı saatlerde, depremde ölenlerin sayısının 50 bine yararlananların sayısının 150 bine doğru yaklaşıyordu. Bu sayıların daha fazla olabileceğini uzmanlar söylemektedir.
‘Deprem değil, bina öldürür’ sloganı çok bilinir. Bu slogan doğrudur, ancak yeterli değildir. Çünkü bu slogan zihin penceremizi gerçek çözüme değil ve suçlu aramaya açar.
Bu satırların yazarına göre, doğru ifade ‘deprem değil, denetimsizlik öldürür’ olmalıdır.
İmar afları da, inşaatları ‘denetimden muaf etmenin’ yasal kılıfıdır ve buda örgütlü cehaletin temsilcisi iktidarlar tarafından ‘halk dalkavukluğu’ yapılarak oy almak için siyaset kurumu tarafından yapılagelmiştir.
SORUNUN ÖZÜ DENETİMSİZLİKTİR
24 Ocak 1980 kararları ile kamucu ve planlı kalkınma anlayışı terk edilerek Uğur Mumcu’nun ifadesi ile ‘alaturka’ denetimsiz (vahşi) kapitalizme geçişin ilk adımı atıldı.
Türkiyenin yaşadığı 1999 ekonomik krizi sonrası, 2000’li yılların başında, IMF görevlisi Kemal Derviş’in, IMF ‘den kredi alınabilmesi için 15 günde 15 yasa değişikliği yapması, ABD Cumhurbaşkanı Bush tarafından bizzat Cumhurbaşkanı Necdet Sezer’e yazdığı mektupla Türkiye’ye telkin edilmişti.
Değişen bu yasalarla, Türkiye planlı kalkınmayı öngören ekonomi modelinden, tamamen denetimsiz (vahşi) neoliberal ekonomiye geçişi sağlanarak bugün batı ekonomisine bağımlı, yarı sömürge devlet durumuna getirildi.
Özellikle 2018 yılından sonra tek adam rejimine geçilmesi ile TBMM‘nin ve devletin anayasal ve kurumsal makro ve mikro denetleme geleneğini ve anlayışını da yok etti. -Bunun mikro ölçekte, en bariz örneği anayasal kuruluşlar olan TMMOB’a bağlı meslek odalarının denetim yetkisinin, parasını inşaat müteahhitlerinden alan ‘ denetim firmalarına’ verilmesidir.-
Buna bağlı olarak gece kararnameleri ile deprem riskleri dikkate alınmadan, özellikle seçim dönemlerde imar afları çıkarılmaya başladı.
Sonuçta, içinde bulunduğumuz neoliberal sistemde, anayasal ve yasal kamusal ve kurumsal denetiml kurumları ve uygulamaları ‘ayakbağı gösterilmiş’ , torba yasalarla arkadan dolanılmıştır. Böylelikle, parlementer sistemde yasalarda ve kurumlarda var olan denetim anlayışının terk edilerek, 22 yılda tamamen piyasanın insafına bırakılan ‘denetimsizlik anlayışı’ yerleştirilmiştir.
Bu nedenle , bugün geldiğimiz noktada, kaderci ve piyasacı anlayışla beraber, tek adam sisteminin – imar afları – ile 1999 depreminden sonra biriken deprem paralarının nerelere harcandığını toplumsal olarak sorgulaması gerekiyor. Aksi halde bir kaç müteahhidi yargılayıp, suçlu ilan ederek siyaset kurumu sorumluluktan sıyrılamaz. Toptan bakış açımızı yenilememiz ve ‘denetim kültürünü’ önceleyen zihinsel değişimi gerçekleştirmemiz gerekiyor.” diye yazmıştım. Bir yıl sonra bölgede başlatılan konut seferberliğine rağmen bugün 11 vilayetteki deprem bölgelerindeki manzaralar ve yaşanan toplu öğrenci zehirlenmeleri, artan Trafik kazaları bu konuda yeterli anlayışa henüz ulaşmadığımızı gösteriyor..!

