İnşaat Mühendisi Levent Şemis, Mersin’de özellikle GMK Bulvarı’nın deniz tarafında kalan yapılaşmaya ilişkin önemli uyarılarda bulundu. 2017 Deprem Yönetmeliği öncesinde inşa edilmiş binalarda deprem ve sıvılaşma risklerinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Şemis, kıyı bandındaki yapı stokunun bilimsel yöntemlerle yeniden incelenmesi çağrısı yaptı.
Mersin’de Çay Mahallesi’nden başlayarak Erdemli yönüne uzanan sahil kesimlerinde yer altı su seviyesinin yüksek olduğuna dikkat çeken Şemis, bazı bölgelerde sıvılaşma potansiyelinin bulunduğunu belirtti. Ancak bu riskin her parselde aynı olmadığını ifade eden Şemis, kesin değerlendirmenin ancak parsel bazlı zemin etütleriyle yapılabileceğini söyledi.
“PERFORMANS ANALİZİ ŞART”
Riskli bölgelerdeki binalar için öncelikle yetkili kuruluşlara başvurularak performans analizi yaptırılması gerektiğini dile getiren Şemis, “Bu analiz yalnızca beton dayanımını değil; kolon, kiriş, donatı miktarı, korozyon durumu, temel sistemi ve yapının genel deprem davranışını kapsamalıdır” dedi.
Denize yakın yapılarda donatı korozyonunun hayati önem taşıdığına dikkat çeken Şemis, özellikle eski binalarda bu konunun detaylı şekilde incelenmesi gerektiğini vurguladı.
“KAROT YETERLİ DEĞİL”
Kamuoyunda sıkça dile getirilen “karot sonucu iyi çıktı, bina sağlam” yaklaşımının yanlış olduğunun altını çizen Şemis, “Bir yapının güvenliği yalnızca beton dayanımıyla belirlenemez. Taşıyıcı sistem, temel yapısı, zemin özellikleri ve sıvılaşma riski birlikte değerlendirilmelidir” ifadelerini kullandı.
RİSKLİ BÖLGELER DİKKAT ÇEKİYOR
Bilimsel çalışmalar doğrultusunda kıyı bandında bazı bölgelerin daha yüksek risk taşıdığına işaret eden Şemis, Çay Mahallesi, Barbaros Mahallesi ve Karaduvar çevresinin sıvılaşma açısından yüksek risk grubunda yer aldığını belirtti. Pozcu sahili, Mezitli sahil bandı ve Viranşehir gibi bölgelerde ise riskin orta-yüksek seviyede olduğunu kaydetti.
Davultepe, Tece, Kargıpınarı ve Erdemli sahil kesimlerinde ise yer altı su seviyesine bağlı olarak riskin değişkenlik gösterdiğini ifade eden Şemis, bu alanlarda mutlaka parsel bazlı inceleme yapılması gerektiğini söyledi.
EN BÜYÜK TEHLİKE: ÜÇ RİSKİN BİRLEŞİMİ
Şemis’e göre en büyük tehlike; gevşek alüvyon zemin, yüksek yer altı su seviyesi ve eski yönetmeliklere göre yapılmış binaların bir araya geldiği bölgelerde ortaya çıkıyor. Özellikle 1999 öncesi inşa edilmiş, zemin etüdü yetersiz ve donatı korozyonu bulunan yapıların depremde daha fazla hasar görme riski taşıdığı ifade ediliyor.
ÇÖZÜM: ETÜT, ANALİZ VE DÖNÜŞÜM
Uzmanlara göre kıyı bandındaki eski siteler için en doğru yaklaşım; parsel bazlı jeoteknik etüt yapılması, sıvılaşma analizlerinin gerçekleştirilmesi ve bina performanslarının detaylı şekilde incelenmesi. Bu süreçte yapının yetersiz çıkması halinde güçlendirme ya da kentsel dönüşüm kararının gecikmeden alınması gerektiği belirtiliyor.
Şemis, “Aynı mahallede yan yana iki parselin bile zemin özellikleri farklı olabilir. Bu nedenle her bina için ayrı değerlendirme yapılmadan ‘güvenli’ ya da ‘riskli’ demek doğru değildir. Can güvenliği için bilimsel veriler esas alınmalıdır” diyerek uyarısını yineledi.

