Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

VEFA DUYDUĞUM TRT…

Değerli okuyucularım, Belki gelecek kuşaklara bir örnek olur düşüncesiyle, bugün

Değerli okuyucularım,

Belki gelecek kuşaklara bir örnek olur düşüncesiyle, bugün sizlere hayatımda önemli bir yeri olan TRT ile özdeşleşen bir dönemi ve vefa duygumu anlatmak istiyorum.

Vefa; sözünde durmak, verilen sözü yerine getirmek, sevgi ve dostlukta bağlılık ve sadakat göstermek demektir. Ancak benim için vefa, bundan da öte bir anlam taşır. İnsan, hayatında kendisine yapılan iyilikleri, gördüğü desteği ve yaşadığı güzel dostlukları unutmamalı; bunlara değer vermelidir.

İşte benim TRT’ye duyduğum vefanın temelinde de böyle bir geçmiş vardır.

1984 yılında, işsiz güçsüz bir şekilde Mersin’den Gülnar’a döndüğümde umutlarımı hiçbir zaman kaybetmemiştim. İçimde hep bir ışık vardı. O yıllarda hedefim, TRT ve Milliyet gibi haber başına ücret ödeyen basın kuruluşlarının muhabiri olmaktı.

İlk iş olarak dönemin TRT Genel Müdürü merhum Prof. Dr. Tunca Toskay’a bir mektup yazdım. Gülnar muhabiri olmak istediğimi bildirdim. Sanırım on gün kadar sonra, TRT Genel Müdürlüğü Haber Dairesi Başkanlığı’ndan istisna akitli yurt muhabirliği sözleşmesi geldi.

O yıllarda sözleşmelere damga pulu yapıştırılırdı. Bir tarafta dönemin efsane Haber Dairesi Başkanı Ülkü Kuranel, diğer tarafta damga pullu sözleşmesiyle genç bir Gülnar muhabiri…

Büyük bir sevinç ve heyecanla sözleşmeyi imzalayıp gönderdim.

Gülnar gibi küçük ilçelerin haberleri o yıllarda çoğunlukla “köy haberleri” kapsamında yer alıyordu. Ben de özellikle köylerden haberler göndermeye başladım. Haberler önce mektupla giderdi. Daha sonra teleks, faks ve ödemeli telefon dönemi başladı.

Henüz 23 yaşındaydım. Fakat gazeteciliğe yavaş yavaş ısınıyordum.

Habercilik bana yalnızca haber yazmayı değil, araştırmayı ve öğrenmeyi de öğretiyordu. Hayvancılıkla ilgili bir haber yapıyorsanız brusella hastalığının ne olduğunu bilmek, orman haberi yapıyorsanız çam ağaçlarını kurutan tırtıl böceğini tanımak zorundaydınız.

Üstelik internet yoktu.

Bir konuyu öğrenmek için araştıracak, soracak, okuyacak ve sahaya çıkacaktınız.

O yıllarda çok hızlı çalışıyordum. Çukurova bölgesindeki küçük bir ilçenin muhabiri olmama rağmen TRT’ye en çok haber gönderen muhabirler arasına girmiştim.

TRT’yi o yıllarda sürekli ödemeli telefonla arardık. 15177 numarası bugün bile hafızamdadır. Aradan yaklaşık kırk yıl geçti ama unutmadım.

TRT’den haber başına para alırdık. Buna “kaşe” denirdi. O günün şartlarında bazen bir ayda aldığım haber parası, asgari ücrete yaklaşırdı.

“MUHASEBEYE BİR UĞRA…”

1985 yılında ilk memuriyetimin başlangıç kursu için Mersin’e gitmem gerekti.

Cebimde, bugünkü ölçülerle yol parasından biraz fazla para vardı.

Mersin’e gitmişken TRT’ye de uğramak istedim. O dönemde TRT Mersin Haber Müdürü Sayın Osman Bekiroğlu idi. Ziyaretine gittim, sohbet ettik.

Bir süre sonra, sanki maddi sıkıntımı anlamış ve içimi okumuş gibi:

“Mustafa Bey, çıkarken muhasebeye bir uğra.” dedi.

Para geldiğini anlamıştım. Kalbim çarpmaya başladı.

Ama biz Anadolu çocukları para istemeye, para sormaya utanırız.

Muhasebeye indim. Bir iki aylık “kaşe”, yani haber ücretlerim birikmişti. O günün şartlarında sıkıntımı giderecek miktarda paramı aldım.

Dünya benim olmuştu sanki…

İşte vefa biraz da böyle bir şeydir.

GÜLNAR’DAN TRT EKRANLARINA

Görüntülü haber gerektiğinde Mersin TRT’den kameramanlar Gülnar’a gelirdi.

Hiç unutmadığım bir olay da Gülnar’ın Kuskan beldesinde yaşandı. Devlet-vatandaş iş birliğiyle yapılan ortaokulun açılışı vardı. Görüntülü haber için Mersin TRT’den kameraman Mustafa Kadıoğlu ve merhum İsmet Barlas ağabeyimiz gelmişti.

Kamera okulu çekerken bir ara ben de kameraya görünmek istedim.

Rahmetli İsmet ağabeyin o güzel esprisini bugün bile unutamam:

“Mustafam, yoğurtçu yoğurt yer mi?”

Aradan yıllar geçti. O cümle de, o insanlar da hafızamda kaldı.

1986 yılında Gülnar’a 15 Nisan’da kar yağmıştı. TRT’yi telefonla arayıp haberi bildirdim. Haberlerde harita üzerinde Gülnar gösterildi.

İlerleyen saatlerde merhum Ersin İmer, hava durumu sunumunda Gülnar’daki kar yağışını da aktardı.

Genç bir muhabir için bundan daha büyük mutluluk olabilir miydi?

TRT BANA SADECE HABERİ DEĞİL, HAYATI ÖĞRETTİ

Bütün bunlar aslında uzun bir haber maratonunun parçalarıydı.

TRT haberciliği bana meslekte başarılı olmanın yanında, işini sevmeyi, araştırmayı, sorgulamayı, empati yapmayı ve sorumluluk almayı öğretti.

Bugün çalışmalarımın ders kitaplarına, uluslararası makalelere ve çeşitli projelere girmesinde TRT yıllarında edindiğim bilgi ve deneyimlerin önemli bir temel oluşturduğuna inanıyorum.

Askerliğe giderken de TRT’nin desteğini gördüm.

Yani TRT benim için hiçbir zaman yalnızca haber gönderdiğim ve karşılığında ücret aldığım bir kurum olmadı. Gençliğimin önemli bir döneminde bana el uzatan, mesleki gelişimime katkı sağlayan, gazeteciliği sevdirmeyi başaran bir okul oldu.

Mersin’de geçmiş yıllarda Çocuk Koruma ve Aktif Yaşam Merkezi Müdürlüğü yaptığım dönemde de TRT’nin desteğini gördüm. Makamımda defalarca stüdyo kurularak radyo yayınları yapılmasına katkı sağlandı.

Bu destek, yıllar sonra bile devam eden bir vefanın göstergesiydi.

Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok daha iyi anlıyorum:

İnsan, hayatında kendisine yapılan iyilikleri unutmamalıdır.

Kurumlardan, insanlardan, dostlardan ve meslek büyüklerinden gördüğümüz desteği hatırlamak bir borçtur.

Ben de hayatımın dönüm noktalarından biri olan TRT’ye bu nedenle ömrüm boyunca vefa duydum.

Başta merhum Prof. Dr. Tunca Toskay olmak üzere, Ülkü Kuranel’e, Osman Bekiroğlu’na, merhum İsmet Barlas’a, Mustafa Kadıoğlu’na ve TRT’nin farklı kademelerinde emeği geçen, adını burada sayamadığım herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Bazı insanlar hayatımıza dokunur ve yıllar geçse de bıraktıkları iz silinmez.

Vefa, işte o izi unutmamaktır.

Saygı ile…