Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

ÜÇ NATO’DAN, NATO 3.0’A…

Son NATO Ankara zirvesinde yaşanan gelişmeler ve sonuç bildirgesinde yansıyan
Son NATO Ankara zirvesinde yaşanan gelişmeler ve sonuç bildirgesinde yansıyan kararlar önümüzdeki süreçte Dünya’nın nasıl geleceğini etkileyecek?
11 Temmuz 2026 tarihli Cumhuriyet Gazetesinde Mehmet Ali Güller:
“ABD’nin Saadet Zinciri” başlıklı yazısında bu sorunun yanıtı ortaya koymuştur. NATO artık olası bir savaşı önleyecek ve barışı koruyacak caydırıcı bir savunma örgütü değildir. NATO artık 3. Dünya savaşı olasılığını -öcü geliyor- baskısıyla sürekli gündemde tutarak, anglo siyonist finans sisteminin kârlarını ve saadet zincirini büyütmeye ve sürdürmeye odaklı bir örgüttür. Bu konuda Alaska 2025 anlaşması Putin ile anlaşarak 3. Dünya savaşı olasını önleyen Trump, NATO’da savunma bütçelerini yüzde 5 artırma kararını uygulamaya koyması, anglo-siyonist finans merkezleri ile anlaşmış görünmektedir. Ancak bilindiği gibi, bir öyküde  -duvarda asılı bir silah sahnesi- anlatılıyorsa, öykünün sonuda duvardaki silah mutlaka patlar.
Öte yandan bugünkü gelişmeleri iyi anlayabilmek için birinci Dünya savaşı ve ikinci Dünya savaşını kapsayan 1914-1945 döneminin de iyi analiz edilmesi ve anlaşılması gerekmektedir.
Aslında ikinci Dünya savaşının hemen ardından 4 Nisan 1949 de kurulan NATO başlangıçta, gelecekte Almanya ve İtalya’da yaşandığı gibi tek partili rejimlerin yaratacağı savaş tehlikesine karşı kurulmuştu. Ama sonradan tamamen, iki kutuplu Dünya’da, Sovyetler karşıtı bir mücadeleye odaklanmış, tüm dünyada ve üye devletlerde -gladio ve kontrgerilla- benzeri örgütlenmelerle, anglo siyonist finans merkezlerinin  çıkarına, tüm devletlerin  içişlerine askeri darbeler ve müdahalelerle iç siyasetini etkileme ve belirleme çabasına girmiştir.
Bugün artık, Avrupa’da Merkel gibi güçlü bir  siyasetçinin siyaseti  bırakmasından sonra, NATO  tamamen anglo- siyonist savaş sanayi finans  baronlarının çıkarına hizmet edecek şekilde hareket etmekte, çok kutuplu dünya barışına tehdit oluşturmaktadır.
Bu satırların yazarına göre, soğuk savaş döneminde 1949 -1989 arası NATO (1.0) kuruluş dönemi;
1989-2025 arası genişleme dönemi NATO (2.0);
Trump’dan sonrası (2025) ise aşırı silahlanma dönemi NATO ( 3.0) olarak tanımlanabilir.  NATO 3.0 döneminde olası gelişmeleri daha iyi anlayabilmek için 2 Haziran 2021 tarihinde bu köşede yazmış olduğum NATO (2.0) dönemini anlatan aşağıdaki  köşe yazımı tekrar hatırlamakta yarar görüyorum.
“ÜÇ NATO VE İSTANBUL
“Ayasofya imamının İstanbul’un Fethinin yıldönümünde Atatürk’e yönelik ağır hakaret içeren sözleri, Türkiye’yi derinden sarstı ve toplumda umulmadık bir tepkilere neden oldu. Ancak asıl Türkiye’yi şaşırtan ve üzen ise bu hakaretin T.C’nin anayasası üzerine yemin eden Cumhurbaşkanının bulunduğu ortamda yapılmış olmasıdır. Bu konuda sosyal medya tepki paylaşımlarının umulmadık ölçüde beğeni alması, Atatürk konusundaki toplumsal duyarlılığın en üst düzeyde olduğunu gösteriyor. Daha önceki Ayasofya imamının da T.C Anayasasına göre suç olan konularda tepki toplaması nedeniyle istifa ettirilmesi de hafızalardadır. Bu satırların yazarına göre Ayasofya’nın COVİD-19 koşullarında açılarak Cami yapılmasından bu yana sürekli gündemde olmasını tesadüf değildir. Haziran ortalarında yapılacak NATO zirvesinde Biden- Erdoğan görüşmesi sonrası, Haziran ayının sonlarına doğru temelinin atılacağı ilan edilen, ‘Kanal İstanbul’ projesi ile  ilişkili olduğunu düşünüyorum. Haziran ayında yapılacak NATO toplantılarında, muhtemelen askeri Yeni Dünya Düzeninin -YDD- Doğu Avrupa ya, Ortadoğu’ya ilişkin askeri stratejileri ile terör tanımı ve NATO’un oybirliği ile karar alma gibi bazı tüzük maddelerinin  esnetilmesi (Türkiye gibi ülkelerin veto yetkisini aşmak için) görüşülecektir.
İSTANBUL YENİ DÜNYA DÜZENİN KAVŞAK NOKTASINDA
İngiltere derin devleti, AB deki güçlü bir Almanya liderliği karşısında, elini kolunu bağlayan AB’den ayrılarak (Brexit), emperyal ekonomik ve siyasi politikalara dönme kararı almış ve bu yolda. Özellikle Trump’ın Dünya liderliğini bırakıp, ABD’yi içe kapama politikalarının da etkisi ile, pandemi sonrası, Cenevre Üniversitesi’nde işletme profesörü olan Klaus Schwab tarafından1971 yılında kurulan Dünya Ekonomik Forumunda (WEF) kapitalist YDD ekonomik modelini (Büyük Sıfırlama) ortaya atarak,  inisiyatifi bırakmak istenmediğini görüyoruz. İngiltere’nin, aynı zamanda Londra- İstanbul- Pekin- yatay hattında ‘KUŞAK YOL TİCARİ PROJESİ’NE   finansör olarak destek vererek, YDD’nin askeri liderliğini ABD ye bırakacak şekilde rol paylaşımına gitme konusunda aralarında anlaşmış görünmektedirler. Bu kuşakyol projesi, Çin’i hedef alan Trump’ın  aksine, Rusya’yı stratejik hedefe koyan  Biden’in politikalarıyla örtüşmektedir. Bu çerçevede  NATO içinde aynı  İngiltere’nin,  ABD ile Türkiye’nin NATO’da  gözlemci statüsüne onay verdiği  İsrail’in)  başını çektiği İsrail – Yunanistan- Ukrayna KUZEY –GÜNEY- ASKERİ DİKEY HATTINA, Londra’da kurulan Karadeniz Koordinatörlüğü ile destek verdiğini görüyoruz. Çünkü Ukrayna ve Karadeniz, Rusya’nın yumuşak karnıdır. Karadeniz’in kilidi ise MONTRÖ Antlaşması’dır. İstanbul, bu nedenle inşa edilmeye çalışılan YDD de YATAY TİCARİ KUŞAKYOL PROJESİ  ile DİKEY ASKERİ HATTIN KESİŞME NOKTASINDADIR.
ABD ve Anglo Sakson emperyalizmin
 ekonomik sömürü ve askeri hedeflerine ulaşabilmesi için İstanbul’un ‘Lozan ve Montrö Anlaşmalarının dışına çekilmesi ‘ gerekiyor. Bunun için öncelikle, İstanbul’un yeniden ruhani açıdan da, Rusya ve doğu Avrupa Ortodokslarının(300 milyon) üzerinde etkili olacak, Konstantinopolis MÜSTAKİL EKÜMENİKLİK STATÜSÜNE yeniden kavuşmasını hedeflemektedirler. Ermeni soykırım ifadesi burada önem kazanmaktadır. Bunun karşılığında, YDD’de  Türkiye’ye, yukarıda değinilen -Yatay Kuşakyol Ticari Hattında- İstanbul’un Londra gibi ‘küresel kapitalizmin yeni bir finans merkezi olma’ havucu uzatılmaktadır. Merkez Bankasının İstanbul’a taşınma hazırlıkları da bu kapsamda değerlendirilmelidir. İstanbul’da Kanal İstanbul gibi yaşanacak her değişiklik  önümüzdeki süreçte artık, DERİN NATO’un yakın takibinde olacaktır.
BİDEN NEDEN ‘KOSTANTİNAPOLİS’  DEDİ?
İstanbul Fetih’den sonra, yayınlanan  Fatih’in Kanunnamesi ile adının ‘ilelebet  Kostantiniyye olarak kalacağını’ emreder. Bu emir 1922 yılında Osmanlı çökünceye kadar devam etmiştir. Bu kanuna uyularak Abdülhamit devrinde  1880 yılında basılan 1 liralık banknot üzerinde Arapça, Yunanca, Fransızca ve Ermenice Latin harfleriyle ‘Costantinopol’de basılmıştır’ yazar. Ancak halk arasında ‘Stanboul’  tanımı kullanılmıştır. TBMM DE 28 MART 1930 TARİHİNDE KABUL EDİLEN YASA İLE  KOSTANTİNİYYE ADI ‘İSTANBUL’  OLARAK RESMEN DEĞİŞTİRİLMİŞTİR. Bu kapsamda yurtdışından gelen ‘Kostantinopol adresli mektuplar iade edilerek’  Dünya’ya kabul ettirilmiştir. Fatih Kanunnamesinde, ‘müslümanlar ile adı Türk olanların izinsiz İstanbul’a yerleşmesi’  de yasaktı.
İSTANBUL’U MÜSLÜMAN VE TÜRKLERİN YERLEŞİMİNE AÇAN YİNE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’DÜR
 ABD ‘in yeni başkanı Biden, bu yıl ki geleneksel 24 Nisan bildirisinde, çok dikkatli seçilmiş kelimelerle  ilk defa ‘sözde soykırımını’ tanımakla kalmamış İstanbul’dan, ‘Kostantinopolis’ diye bahsetmiştir. ‘Soykırım tanımlamasına, MHP güçlü  bir tepki gelirken,  ‘Kostantinapolis’  tanımlamasına  ne iktidardan, nede muhalefetten güçlü bir itiraz’ gelmemiştir. HDP ise soykırım tanımlamasına zaten itiraz etmemiştir. Biden’in, 24 Nisan bildirisinde, İstanbul’a,  ‘Kostantinapolis’ demesi, Atatürk dönemini paranteze alması tesadüf müdür? Bu koşullarda yemin ettiği Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını ve onun onurunu korumakla yükümlü Cumhurbaşkanının  Haziran ayındaki NATO toplantısında Biden ile görüşmesini iptal etmesi gerekmez mi?
Ayasofya’nın açılırken ‘Fatih Kanunnameleri’ne referans verilmesi, Ayasofya cami imamlarının mevcut laik Türkiye Cumhuriyetinin Anayasasına aykırı söylemleri  ve onun kurucu liderine, mevcut Cumhurbaşkanının önünde peş peşe hakarete varan ifadeleri NATO toplantısı öncesi  ne anlama gelmektedir?
Bu perspektifte Kanal İstanbul’un  temel atılma töreninin NATO toplantısından önce ilan edilmesi ne anlama gelmektedir?
ÜÇ NATO DENKLEMİ
Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya girmesi ile iç ve dış politikası derinden etkilenmiştir. Türkiye’nin iç politik faylarını keskinleştiren, 1955,  6-7 Eylül olayları ile 27 Mayıs 1960 , 12 Mart 1971, 1 Mayıs 1979 katliamı, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 27 Nisan 2007 ve 15 Temmuz 2016  askeri müdahalelerinde DERİN NATO’nun rolü Türkiye’de çok açık olarak tartışılmamıştır. Bunun yerine, iç politikada siyasi liderler bu müdahaleleri rakiplerine karşı kullanmayı tercih etmişledir. Benzer şekilde bu savaşı isteyen ANGLOSAKSON DERİN NATO’nun Güney Amerika’daki askeri müdahalelerinde rolü olduğu artık tüm Dünya’da bilinmektedir.
Soğuk savaş dönemi sonrasında, AB de Almanya’nın başını çektiği Avrupa’nın,  özellikle doğalgaz anlaşmaları ile ‘Rusya ile barış içinde yaşama’ çabaları, ABD’nin buna itirazlarını dikkate almaması, SAVAŞÇI ANGLOSAKSON DERİN NATO’ya direnen, Avrupa Ordusu ve stratejik özerkliğini savunan ÖZERK AVRUPA NATOSU’nun varlığını ortaya koymaktadır .Buna karşı DERİN NATO’nun, Ukrayna ve  Doğu Avrupa’daki TURUNCU DEVRİMLERİ destekleyerek diktatör ve faşist yönetimlere göz yumması ve Karadeniz devletlerinden  Bulgaristan ve Romanya’yı NATO kafesine alması, Karadeniz’e Donanma çıkarmak isteyen bu konuda ÖZERK AVRUPA NATOSU ile ANGLOSAKSON DERİN NATO’nun farkını ortaya koymaktadır.
Ortadoğu’da ise,  laik Suriye yönetimini devirmeye çalışarak, petrollerine el koyma yolunda olan ANGLOSAKSON DERİN NATO’nun son hamlesi Suriye’nin ‘toprak bütünlüğüne’ saygı göstermeyerek, 120 bin kişilik ordusu olan (defacto) GARNİZON TERÖR DEVLETİ  kurma ve NATO/BM nezdinde tanınması çabalarıdır. Buna karşılık,  ‘Yurtta Barış, Dünya’da Barış’ diyen Türkiye Cumhuriyetinin kurucu liderini ve üniter devletini tanımayan, İstanbul’a ‘Konstantinapolis’ diyerek, Osmanlı referansları ile atıfta bulunan ANGLO SAKSON DERİN NATO’un dış politikada dayatmalarına karşı; Kıbrıs(1963), Kıbrıs(1974),  PKK(1990), 1 Mart 2003 tezkeresi(2003), Gürcistan(2008), Ukrayna  Karadeniz/Montrö(2014) ve  S-400(2019)  füzelerinin alım krizlerinde,  egemen devlet aklını temsil eden BARIŞÇI TÜRKİYE NATO’su vardır. , Zaman zaman, Almanya’nın da desteklediği,  paktın içinde ikinci büyük ordusuna sahip BARIŞÇI TÜRKİYE NATO’su, İsmet İnönü, Bülent Ecevit , Onur Öymen’in tarafından ortaya konulan  ‘tüm terör örgütleriyle NATO’ya üye devletlerin ilişki kurulmasını (tüzüğünde yazdığı gibi) ret etmektedir. Bu ay ortalarında yapılacak NATO toplantılarında ve gelecekte  ‘bu üç NATO arasındaki görüşmeler ve iç mücadele’  nasıl şekillenecek, denklem nasıl çözümlenecek, bunun Dünya politikalarına ve iç politikamızda yansıma ve saflaşmalarını hep birlikte göreceğiz.” diye yazımı tamamlamıştım.
Atatürk’ün -Yurtta Barış, Dünya’da barış- vizyonun bir gün mutlaka hayata geçmesi dileğiyle…