Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

ARSLANKÖY HALKI MADENE KARŞI TEK YÜREK OLDU: “SUYUMUZA, HAVAMIZA SAHİP ÇIKIYORUZ”

Arslanköy sakinleri, bölgede yapılması planlanan boksit madeni genişletmesine karşı Çınar

Arslanköy sakinleri, bölgede yapılması planlanan boksit madeni genişletmesine karşı Çınar Altı’nda toplandı. Toplantıya yoğun katılım gösteren köylüler, doğalarına sahip çıktıklarını vurguladı. Şirketin mevcut 21 dönümlük boksit maden sahasına ek olarak 521 dönüm için daha ruhsat başvurusunda bulunduğu öğrenildi. Bu başvuru üzerine Arslanköylüler bilgilendirme toplantısı düzenledi.

Mersin Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Sabahat Aslan, Berus Maden İşletmeleri A.Ş. tarafından planlanan “IV. Grup Maden (Boksit) Ocağı Kapasite Artışı ve Kırma-Eleme Tesisi” projesini ve bu projenin doğamız, su kaynaklarımız, tarım alanlarımız ve halk sağlığı üzerindeki olası etkilerini konuşmak üzere bir araya geldikler,n, söyledi. Aslan, ”Proje; Karaman ili Ayrancı ilçesi Çat Mahallesi ile Mersin ili Toroslar ilçesi Arslanköy Mahallesi mevkiinde planlanmaktadır. Projenin en dikkat çekici yönlerinden biri, ÇED alanının büyüklüğünde planlanan olağanüstü artıştır. Mevcut 23,77 hektarlık ÇED alanının 510,66 hektara çıkarılması, yani yaklaşık 21 kat büyütülmesi planlanmaktadır. ÇED alanı içerisinde yer alacak ocaklarda yılda toplam 1 milyon ton cevher ve pasa üretimi planlanmaktadır. Bunun 200 bin tonunun boksit cevheri, 800 bin tonunun ise pasa olması öngörülmektedir. Ayrıca proje kapsamında kırma-eleme tesisi kurulması planlanmaktadır. Burada özellikle üzerinde durmamız gereken bir başka konu ise projenin gerçekleşeceği alanın niteliğidir. Proje alanı, Çevre Düzeni Planı’nda “Orman Alanı”, “Mera Alanı” ve “Ekolojik Niteliği Korunacak Alan” olarak tanımlanan alanlar içerisinde kalmaktadır. Yani söz konusu proje yalnızca bir maden işletmesi değildir. Aynı zamanda ormanlarımızı, meralarımızı, su kaynaklarımızı ve ekolojik dengemizi doğrudan ilgilendiren büyük ölçekli bir müdahaledir.” dedi.

 

”PATLATMALAR DOĞAL YAŞAMI ETKİLEYECEK!”

 

Aslan şöyle devam etti;

”Projenin işletme aşamasında üç günde iki kez patlatma yapılması planlanmaktadır. Bu kadar yoğun patlatma faaliyetlerinin; kayaç yapısı, yeraltı ve yüzey suları, toprak, bitki örtüsü ve yaban hayatı üzerindeki etkilerinin çok ciddi biçimde değerlendirilmesi gerekir. Patlatmalar sırasında oluşacak toz, titreşim ve gürültü, yalnızca maden sahasını değil, çevrede yaşayan insanları ve doğal yaşamı da etkileyebilecek niteliktedir. Maden alanının Arslanköy’e yaklaşık 25 kilometre mesafede olması da ayrıca değerlendirilmelidir. Yılda 1 milyon tonluk malzemenin çıkarılması, işlenmesi, depolanması ve taşınması sırasında önemli miktarda toz ve emisyon oluşma riski bulunmaktadır. Özellikle maden faaliyetlerinden kaynaklanabilecek silis içeren tozlar, arsenik ve diğer ağır metaller ve diğer kirleticiler ile taşıma faaliyetlerinden kaynaklanacak egzoz emisyonları; gerekli önlemler alınmadığı takdirde hava, su ve toprak kalitesini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle meseleye yalnızca “maden üretimi” olarak bakamayız. Mesele; insanın yaşam hakkı, temiz hava hakkı, temiz su hakkı, sağlıklı çevrede yaşama hakkı ve gelecek kuşakların doğal varlıklara erişim hakkıdır. Üstelik Doğu Akdeniz’in iklim değişikliği ve kuraklığın etkilerini giderek daha fazla yaşadığı bir dönemde, su kaynaklarını besleyen ormanların ve doğal alanların korunması her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.”

 

”DOĞAMIZI KORUMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

 

”Madencilik faaliyetleri ekolojik açıdan hassas alanlarda, orman ve mera alanlarında, su kaynaklarını tehdit edebilecek projelerde kamu yararı ve ekolojik sürdürülebilirlik öncelikli olmak zorundadır. Doğanın taşıma kapasitesini aşan, ormanları ve doğal yaşam alanlarını tahrip eden, su kaynaklarını riske atan bir madencilik anlayışını kabul etmiyoruz. Boksit uğruna ormanlarımızı, suyumuzu, toprağımızı ve geleceğimizi feda etmek istemiyoruz. Bu nedenle Arslanköy başta olmak üzere bölge halkının, bilim insanlarının, meslek odalarının ve çevre örgütlerinin birlikte hareket etmesi büyük önem taşımaktadır. Vahşi ve ekolojik dengeleri göz ardı eden boksit madeni kapasite artışı projesine karşı hukuki, bilimsel ve demokratik mücadeleyi birlikte yürütmeliyiz. Bugün burada yaptığımız panel de bu ortak mücadelenin önemli bir parçasıdır. Doğamızı, suyumuzu, ormanlarımızı ve yaşam alanlarımızı korumak için hep birlikte mücadele edeceğiz. Çünkü biliyoruz ki, madenler tükenir ama doğa yok olursa geri getirilemez.”

 

”TOROSLAR TÜRKİYE’NİN TARIM, SU VE TURİZM AÇISINDAN STRATEJİK ALANIDIR”

 

Panelde konuşan Prof. Dr. Erkan Aktaş ise Arslanköy’de düzenlenen boksit madeni panelinde, boksit madenciliğinin yalnızca maden sahasıyla sınırlı bir ekonomik faaliyet olarak değerlendirilmemesi gerektiğini; su, tarım, orman, turizm, halk sağlığı, ulaşım ve bölge halkının yaşam kalitesi üzerindeki uzun vadeli etkileriyle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.

Aktaş, ”Toroslar, Türkiye’nin önemli tarım ve turizm alanlarından biridir. Torosların kuzeyinde ve güneyinde geniş tarımsal üretim alanları bulunmakta; aynı zamanda bölge, yayla ve doğa turizmi bakımından önemli bir potansiyel taşımaktadır. Arslanköy de Torosların bu önemli doğal ve ekonomik kuşağının içerisinde yer almaktadır. Bu nedenle Toroslarda gerçekleştirilecek madencilik faaliyetlerinin etkileri yalnızca maden ocağının bulunduğu birkaç kilometrekarelik alan üzerinden değerlendirilmemelidir. Boksit yataklarının Toroslar kuşağındaki varlığı nedeniyle, boksit madenciliğinin çıkarma, kırma-eleme, taşıma ve atık süreçleriyle birlikte değerlendirilmesi; tarım, su kaynakları, ormanlar ve turizm üzerindeki olası etkilerinin ortaya konulması gerekmektedir.” şeklinde konuştu.

 

”ARSLANKÖY SADECE ARSLANKÖY’ÜN SORUNU DEĞİLDİR”

 

Arslanköy’ün yüksek kesimde ve su havzalarının önemli noktalarından birinde bulunması, madencilik faaliyetlerinin etkilerinin aşağı havzalara taşınabilmesi açısından ayrıca önemli olduğunu söyleyen Aktaş, ”Maden sahasında meydana gelebilecek toprak ve kaya parçalanması, yüzeysel akış, sediment taşınımı veya kirleticilerin suya karışması gibi etkiler yalnızca maden sahasında kalmayabilir. Bu nedenle Arslanköy’deki boksit madenciliği meselesi sadece Arslanköy’ün yerel bir sorunu değildir. Su havzaları ve ekolojik bağlantılar nedeniyle konu, daha geniş bir coğrafyanın; dolayısıyla Mersin’in ortak çevre, su, tarım ve yaşam alanları sorunudur. Turizm anlayışı giderek yalnızca deniz-kum-güneş turizminden ibaret olmaktan çıkmakta; doğa turizmi, yayla turizmi, ekoturizm, yürüyüş rotaları ve kırsal turizm daha fazla önem kazanmaktadır. Toroslar bu açıdan çok büyük bir potansiyele sahiptir. Mersin’in yaylaları ve özellikle Arslanköy çevresindeki doğal alanlar; temiz hava, ormanlar, yayla yaşamı ve doğal peyzajıyla gelecekte çok daha yüksek bir turizm değerine dönüşebilir. Ancak maden ocakları, ağır taşıt trafiği, toz, gürültü, yol yapımı ve doğal alanların parçalanması bu potansiyeli olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle bugün elde edilecek kısa vadeli madencilik geliri ile gelecek on yıllarda elde edilebilecek sürdürülebilir tarım ve turizm gelirleri birlikte değerlendirilmelidir.” dedi.

 

”ÇED RAPORLARI 2050–2100 PROJEKSİYONLARINI DİKKATE ALMALIDIR”

 

Aktaş şöyle devam etti;

”Panelin en önemli başlıklarından biri de ÇED raporlarının yalnızca bugünün koşullarına göre hazırlanmasının yeterli olmayacağıdır. Küresel iklim değişikliği nedeniyle su kaynakları üzerindeki baskının artacağı dikkate alınarak, madencilik projeleri 2050–2100 perspektifiyle değerlendirilmelidir. Türkiye bugün su zengini bir ülke değildir. Resmî su yönetimi verilerinde Türkiye’nin kişi başına kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1.300 m³ düzeyinde olup ülke su stresi yaşayan ülkeler arasında değerlendirilmektedir. İklim değişikliği ve nüfus artışıyla birlikte kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının daha da azalabileceği öngörülmektedir. Bu nedenle gelecekte suyun stratejik önemi daha da artacaktır. ÇED raporlarında şu soruların mutlaka cevaplanması gerekir: Bu proje 2050 yılında su kaynaklarını nasıl etkileyecek? 2075 yılında etkisi ne olacak? 2100 yılında bölgenin su, tarım ve ekosistem kapasitesi ne durumda olacak? Bugün ekonomik olarak yapılabilir görünen bir projenin, su kaynaklarının daha kıt hale geldiği gelecekte yaratacağı maliyet çok daha yüksek olabilir. Bir maden projesinin maliyeti yalnızca yatırım ve işletme giderlerinden oluşmaz.

ÇED ve ekonomik değerlendirmelerde;

tarımsal üretim kayıpları, turizm gelirlerindeki olası azalma, su kaynaklarının zarar görmesi, doğal alanların kaybı, orman ekosistemlerinin tahribi, ulaşım altyapısındaki yıpranma, sağlık ve yaşam kalitesi üzerindeki etkiler, ekosistem hizmetlerinin kaybı gibi uzun vadeli maliyetler de hesaplanmalıdır. Başka bir ifadeyle; “Maden ne kadar gelir sağlayacak?” sorusunun yanında, “Bu maden nedeniyle toplum ve gelecek kuşaklar ne kadar kaybedecek?” sorusu da sorulmalıdır.”

 

”ARSLANKÖY’DE YAŞAM KALİTESİ DE ÇED’İN KONUSUDUR”

 

”Madencilik faaliyetlerinin yaratacağı ağır araç trafiği, yol kullanımı, gürültü, titreşim ve toz bölgedeki yaşam kalitesini etkileyebilir. Özellikle yaz aylarında daha sakin ve doğal bir yaşam için bölgeyi tercih eden insanların yaşam alanlarının korunması önemlidir. Yaşlı nüfusun bulunduğu veya yaz aylarında yaşlı insanların daha yoğun olarak bulunduğu yerleşimlerde sürekli ağır araç trafiği, gürültü ve tozun yaratabileceği etkiler ayrıca değerlendirilmelidir. Dolayısıyla ÇED raporları yalnızca hava, su ve toprak gibi teknik parametreleri değil, insanların yaşam kalitesini ve sosyal etkileri de kapsamalıdır. Panelde Mersin Çevre Platformu tarafından uzun süredir gündeme getirilen denizlerdeki plastik, mikroplastik ve nanoplastik kirliliği konusu da ele alınmıştır. Avrupa’dan Türkiye’ye getirilen plastik atıkların yeterince kontrol edilmemesi veya uygun şekilde yönetilememesi halinde çevreye ve denizlere ulaşarak Akdeniz ekosisteminde kalıcı kirlilik oluşturabileceği vurgulanmıştır. Mersin ve Doğu Akdeniz’de plastik ve mikroplastik kirliliği konusunda uluslararası inceleme talep edildiğine ilişkin güncel başvurular da bulunmaktadır. Bu kirliliğin; deniz ekosistemlerini, balıkçılığı, deniz ürünlerini, tarımı, turizmi ve halk sağlığını etkileyebilecek sonuçları bulunmaktadır. Dolayısıyla plastik atıkların Türkiye’ye getirilmesi yalnızca bir atık yönetimi meselesi değil; Mavi Vatan’ın, kıyıların, balıkçılığın, turizmin ve halk sağlığının korunması meselesidir. Bu kirliliğin Türkiye’ye gelecekte çevresel olduğu kadar ekonomik ve toplumsal açıdan da ciddi bir fatura çıkarabileceği değerlendirilmiştir.”

 

”YEŞİL VATANIN KORUNMASI STRATEJİKTİR”

 

”Mavi Vatan’ın korunması kadar Yeşil Vatan’ın korunması da Türkiye’nin geleceği açısından stratejiktir. Ormanlar yalnızca ağaçlardan oluşan alanlar değildir. Ormanlar; suyun korunmasını, toprağın tutulmasını, karbonun depolanmasını, iklimin düzenlenmesini, biyolojik çeşitliliğin korunmasını, tarımsal alanların desteklenmesini sağlayan doğal yaşam sistemleridir. Bu nedenle orman ve doğal alanlarda yapılacak madencilik faaliyetleri için ÇED süreçlerinin son derece titiz yürütülmesi gerekir. Kolaylaştırılmış veya yalnızca kısa vadeli ekonomik getiriyi esas alan ÇED yaklaşımları, bölgenin uzun vadede doğal ve ekonomik açıdan yoksullaşmasına neden olabilir. Bir bölgenin ekonomik zenginliği yalnızca yeraltındaki madenlerden oluşmaz. Bir ormanın, temiz bir su kaynağının, tarım alanının, yaylanın veya doğal peyzajın ekonomik değeri de vardır. Bunların tahrip edilmesi durumunda bölge kısa vadede ekonomik faaliyet kazanırken, uzun vadede tarım, turizm, su ve yaşam kalitesi açısından çok daha büyük kayıplarla karşı karşıya kalabilir. Bu nedenle doğal sermayenin ekonomik değeri ÇED süreçlerinde görünür hale getirilmelidir. Panelde verilen uluslararası örnekler üzerinden, ülkelerin doğal güzelliklerini ve çevresel değerlerini korumalarının turizm gelirleri açısından taşıdığı önem vurgulanmıştır. Haiti örneği de bu bağlamda, doğal ve çevresel değerlerin korunmasının turizm açısından taşıdığı önemi anlatmak amacıyla bir karşılaştırma/örnek olarak ele alınmıştır. Buradan çıkarılması gereken temel mesaj şudur: Türkiye, sahip olduğu doğal güzellikleri kısa vadeli ekonomik faaliyetler uğruna tüketmemelidir. Türkiye’nin özellikle Akdeniz ve Toroslar coğrafyasındaki doğal alanları korunabilirse, bugün olduğundan çok daha yüksek katma değerli doğa ve ekoturizm gelirleri gelecekte elde edilebilir. Arslanköy de bu potansiyelin önemli merkezlerinden biri olabilir.”

 

”SONUÇ: BUGÜNÜN MADENİ Mİ, GELECEĞİN SUYU VE DOĞASI MI?”

 

”Arslanköy’deki boksit madeni tartışması yalnızca bir maden projesi tartışması değildir. Bu tartışma; su hakkıdır, tarım hakkıdır, temiz çevre hakkıdır, ormanların korunmasıdır, doğa turizmidir,
halk sağlığıdır, Mavi Vatan’ın korunmasıdır, Yeşil Vatan’ın korunmasıdır ve gelecek kuşakların yaşam hakkıdır. Bu nedenle madencilik projeleri değerlendirilirken yalnızca bugünün ekonomik koşulları değil, 2050–2100 yıllarının iklim, su, tarım, turizm, nüfus ve yaşam koşulları dikkate alınmalıdır. Arslanköy’ün su havzalarındaki konumu nedeniyle burada alınacak kararların etkileri Arslanköy sınırlarını aşabilir. Bu nedenle Arslanköy’ün sorunu Toroslar’ın sorunudur. Toroslar’ın sorunu Mersin’in sorunudur. Ve bugün alınacak kararlar yalnızca bugünü değil, gelecek kuşakların su ve yaşam hakkını da belirleyecektir. Bu nedenle ÇED süreçlerinde kısa vadeli ekonomik getiriler yerine; su kaynaklarını, tarımı, ormanları, biyolojik çeşitliliği, turizm potansiyelini, halk sağlığını ve bölge halkının yaşam kalitesini birlikte koruyan uzun vadeli bir yaklaşım esas alınmalıdır. Doğayı tüketmeden kalkınmak; suyu, toprağı, ormanı, denizi ve insanı birlikte korumak Türkiye’nin geleceği açısından bir tercih değil, zorunluluktur.”

 

”MADEN CİDDİ ZARAR VERECEK”

 

Atatürkçü Düşünce Derneği Mersin Şubesi Eski Başkanı Serdar Erkan da panelde konuşma gerçekleştirdi. Erkan, boksit madeni projesinin planlandığı bölgenin Toroslar’da yer alan, ekolojik açıdan önemli ve korunması gereken bir su havzası olduğunu vurguladı. Söz konusu su havzasının Mersin’in su kaynaklarını beslediğine dikkat çeken Erkan, boksit madeni projesi kapsamında yapılacak orman kesimleri ve doğal alanların tahrip edilmesinin, su havzasının ekolojik dengesine ve su kaynaklarına ciddi zarar vereceğini ifade etti. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkisiyle Doğu Akdeniz’de kuraklığın giderek arttığını ve su kaynaklarının azaldığını belirten Erkan, böyle bir dönemde su havzalarının korunmasının yaşamsal önem taşıdığını söyledi. Boksit madeni projesinin hayata geçirilmesi halinde, zaten azalan su kaynaklarının hem kirlenme hem de su miktarındaki azalma açısından ciddi bir tehdit altında kalacağını belirtti.

Erkan ayrıca, maden faaliyetleri nedeniyle bölgede yoğunlaşacak taşıma faaliyetlerinin trafik kazası riskini artıracağını, toz ve egzoz kaynaklı hava kirliliğini büyüteceğini ve bunun bölge halkının yaşam çevresini olumsuz etkileyeceğini ifade etti.

Konuşmasının sonunda Serdar Erkan, su havzalarının, ormanların ve doğal yaşam alanlarının korunması için boksit madeni projesine karşı bölge halkıyla birlikte mücadele edileceğini belirterek, doğal varlıkların madencilik faaliyetleri uğruna feda edilmemesi gerektiğini vurguladı.