Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Buça’dan Brüksel’e giden yol

Savaş bittiğinde ne olur? Silahlar susar, cephe dağılır, üniformalar çıkarılır…

Savaş bittiğinde ne olur? Silahlar susar, cephe dağılır, üniformalar çıkarılır…

Ama savaşın aktörleri ortadan kaybolmaz. Avrupa Birliği’nin bugün yüzleşmeye başladığı soru tam da bu: Ukrayna’da savaşmış yüz binlerce Rus askeriyle ne yapılacak?

Estonya Dışişleri Bakanı Margus Tsahkna’nın Brüksel’de dile getirdiği öneri bu yüzden sıradan bir vize tartışması değil. “Buça’dan Brüksel’e giden bir yol olamaz” cümlesi, hukuki bir tekliften çok ahlaki bir kırmızı çizgiye işaret ediyor. Buça ismi, yalnızca bir kasaba değil; Avrupa’nın hafızasında savaş suçu, sivil katliamı ve cezasızlık korkusunun simgesi.

AB içinde tartışılan plan, Ukrayna işgaline katılmış Rus askerlerine AB çapında seyahat yasağı getirilmesini öngörüyor. Gerekçe açık: güvenlik. Ancak asıl mesele güvenliğin ötesinde, savaş sonrası Avrupa’nın nasıl bir siyasal ve etik pozisyon alacağı.

Tsahkna’nın vurguladığı bir nokta özellikle dikkat çekici: Rus ordusunun önemli bir bölümünün suçlulardan oluştuğu ve savaşın bu insanları daha da radikalleştirdiği iddiası. Bu doğru olsun ya da olmasın, Avrupa başkentlerinde şu korku giderek büyüyor: Savaştan dönen, şiddeti normalleştirmiş, travmatize olmuş ve hesap vermemiş yüz binlerce insan.

Buradaki temel ikilem şu: Avrupa, bireysel suç ve kolektif sorumluluk arasındaki çizgiyi nerede çekecek? Her askeri potansiyel suçlu saymak hukuka aykırı olabilir. Ancak hiçbir filtre koymamak da siyaseten ve toplumsal olarak savunulamaz görünüyor.

AB’nin bugüne kadarki refleksi, bu ikilemi ertelemek oldu. Rus pasaportlarına vize kısıtlamaları getirildi, çok girişli vizeler kaldırıldı ama bu önlemler daha çok “şimdilik idare edelim” politikasının ürünüydü. Estonya’nın önerisi ise bir eşik atlama anlamına geliyor: savaş sonrası dönemi bugünden düşünmek.

Burada sembolik bir risk de var. Eğer Avrupa, Ukrayna’daki savaşı “kurallara dayalı uluslararası düzenin” ihlali olarak tanımlıyorsa, bu düzenin ihlaline fiilen katılanlara karşı da tutarlı olmak zorunda. Aksi halde “değerler” söylemi, kriz bitince rafa kaldırılan bir metne dönüşür.

Öte yandan bu kararın lojistik ve siyasi bedeli de hafife alınamaz. Yüz binlerce kişinin kara listeye alınması, veri paylaşımı, kanıt standardı ve hukuki itiraz süreçleriyle Avrupa’yı ciddi bir sınav bekliyor. Üstelik karar, göç ve vize politikası kapsamında nitelikli çoğunlukla alınabilecek olsa bile, siyasi sonuçları oy çokluğuyla yönetilemez.

Belki de asıl soru şu:

Avrupa, savaşı sadece cephede mi sınırlı görüyor, yoksa sonuçlarıyla yüzleşmeye hazır mı? Buça’dan Brüksel’e giden yolun kapatılması, sadece bir güvenlik önlemi değil; “Bu savaş bittiğinde bile unutulmayacak” demenin başka bir yolu.

Ve bazen siyasette en zor kararlar, teknik olanlar değil, hafızayla ilgili olanlardır.