Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Zloti mi, Euro mu? Polonya’nın Temkinli Dersi

Avrupa Birliği, son yıllarda “daha fazla entegrasyon” fikrini neredeyse otomatik

Avrupa Birliği, son yıllarda “daha fazla entegrasyon” fikrini neredeyse otomatik bir refleksle savunuyor. Ortak pazar, ortak kurallar ve elbette ortak para birimi…

Ancak Polonya’nın yaklaşımı, bu otomatik kabullere sessiz ama güçlü bir itiraz niteliğinde.

Polonya Maliye Bakanı Andrzej Domanski’nin sözleri, aslında Brüksel koridorlarında pek de yüksek sesle dile getirilmeyen bir gerçeği hatırlatıyor: Her ülke için tek bir doğru yol yok. Güçlü ekonomik performansına rağmen Polonya, euroya geçme konusunda hâlâ frene basıyor. Bunun nedeni ideolojik değil, fazlasıyla pragmatik.

Domanski’ye göre zlotinin korunması, özellikle küresel belirsizliklerin arttığı dönemlerde bir “tampon mekanizması” işlevi görüyor. Yani kriz geldiğinde, kendi para biriminin sağladığı manevra alanı sayesinde ekonomi daha esnek tepki verebiliyor. Bu yaklaşım, 2008 krizini ve pandemi dönemini yaşayan Avrupa için hiç de yabancı değil. Euro Bölgesi içinde kalan ülkelerin yaşadığı borç ve kemer sıkma krizleri hâlâ hafızalarda.

Öte yandan Polonya, içe kapanan bir ülke de değil. Aksine, AB ile Hindistan arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmasına büyük önem veriyor. “Tüm anlaşmaların anası” olarak tanımlanan bu mutabakat, yalnızca devasa bir pazara erişim anlamına gelmiyor; aynı zamanda Avrupa’nın ABD ve Çin’e olan bağımlılığını azaltma çabasının da somut bir adımı.

Polonya açısından bu anlaşma, büyüyen şirketler için yeni bir nefes borusu. Varşova’nın mesajı net: Küresel belirsizlik çağında ayakta kalmanın yolu, çeşitlendirmeden geçiyor.

Daha düşük gümrük vergileri, daha fazla pazar ve daha geniş ticaret ağları…

Bunlar kulağa klasik liberal ekonomi söylemi gibi gelse de, günümüzün korumacılık dalgası düşünüldüğünde artık bir tercih değil, zorunluluk.

Ancak Polonya’nın bu açıklığı her anlaşma için geçerli değil. Mercosur anlaşmasına yönelik sert itirazlar, bu pragmatizmin diğer yüzünü gösteriyor. Varşova, sanayi ve ihracat söz konusu olduğunda serbest ticarete sıcak bakarken, tarım gibi hassas alanlarda ulusal çıkarlarını kırmızı çizgi olarak koruyor. Bu da bize şunu söylüyor: Polonya, “ne pahasına olursa olsun entegrasyon” fikrine mesafeli.

Aslında Domanski’nin sözleri, yalnızca Polonya’yı değil, Avrupa’nın geleceğini de ilgilendiriyor. AB, tek tip çözümler dayattıkça iç gerilimler artıyor; farklı ekonomik yapıları ve kırılganlıkları kabul ettikçe ise daha dayanıklı bir birlik ortaya çıkıyor.

Belki de Polonya’nın euroya mesafesi, Avrupa karşıtlığı değil; Avrupa’ya dair daha gerçekçi bir okuma. Zloti, bugün Polonya için yalnızca bir para birimi değil, belirsizlik çağında kontrol hissinin sembolü. Ve bu his, Brüksel’in teknik raporlarından çok daha ikna edici olabiliyor.