Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

BM’nin Gölgesinde Kurulan “Barış”

Donald Trump’ın “Barış Kurulu” adını verdiği girişim, daha doğmadan neden

Donald Trump’ın “Barış Kurulu” adını verdiği girişim, daha doğmadan neden bu kadar tartışma yarattı? Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Euronews’e verdiği son demeç, aslında Avrupa başkentlerinde yüksek sesle söylenemeyen bir gerçeği açık ediyor: Bu mesele yalnızca Gazze değil, küresel düzenin kim tarafından ve hangi kurallarla yönetileceği meselesi.

Miçotakis’in itirazı, teknik bir yetki tartışmasından ibaret değil. “Bu yapı BM Güvenlik Konseyi’nin çok ötesine geçiyor” ifadesi, Trump’ın önerisinin uluslararası hukuku tamamlayan bir mekanizma değil, onun yerine geçmeye aday bir yapı olarak algılandığını gösteriyor. Avrupa ülkelerinin büyük bölümünün mesafeli durmasının nedeni de tam olarak bu: BM’yi by-pass eden her girişim, bugün Gazze için kurulsa bile yarın çok daha farklı coğrafyalarda emsal teşkil edebilir.

Trump’ın yaklaşımı, klasik Amerikan dış politikasından bile daha kişisel bir çizgi taşıyor. Kurula biçilen geniş yetkiler, sınırlı bir süre ve net bir görev tanımı yerine, belirsiz ama güçlü bir etki alanı yaratıyor. Bu da Avrupa açısından “barış”tan çok “kontrol” tartışmasını gündeme getiriyor. Norveç’ten Fransa’ya kadar pek çok ülkenin bu yüzden geri adım atması şaşırtıcı değil.

Öte yandan Miçotakis’in Grönland başlığında kullandığı daha rahatlatıcı ton, transatlantik ilişkilerde ilginç bir çelişkiye işaret ediyor. Trump’ın bir gün ilhak tehdidi savurup ertesi gün NATO arabuluculuğunda güvenlik anlaşmasına razı olması, Avrupa’yı kısa vadede rahatlatmış olabilir. Ancak bu durum, ilişkilerin artık öngörülebilirlikten uzaklaştığını da kanıtlıyor.

Asıl kritik cümle ise Yunanistan Başbakanı’nın şu tespiti: “Transatlantik ilişki daha karmaşık hale geliyor ve farklı bir şekilde yönetilmesi gerekiyor.” Bu, diplomatik bir saptamadan çok stratejik bir uyarı. Avrupa, ABD ile ilişkilerinde artık otomatik uyum refleksiyle hareket edemeyeceğini fark etmiş durumda.

Trump’ın “Barış Kurulu” girişimi, belki de farkında olmadan Avrupa’yı uzun süredir ertelediği bir yüzleşmeye zorluyor: Kendi çıkarlarını, kendi kurumlarını ve kendi kırmızı çizgilerini net biçimde savunma zorunluluğu. Miçotakis’in sözleri, bu yeni dönemin küçük ama anlamlı bir işareti.

Barış kavramı herkes için cazip olabilir; ancak hangi barışın, kimin eliyle ve hangi kurallarla inşa edileceği sorusu, bugün Avrupa ile Washington arasındaki asıl fay hattını oluşturuyor.