Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Stratejik Maden, Stratejik Çıkmaz: Avrupa Kendi Ayağına mı Sıkıyor?

Avrupa Birliği son yıllarda sıkça aynı cümleyi kuruyor: “Çin’e bağımlılığı

Avrupa Birliği son yıllarda sıkça aynı cümleyi kuruyor: “Çin’e bağımlılığı azaltmalıyız.” Özellikle nadir toprak elementleri söz konusu olduğunda bu cümle artık bir temenni değil, jeopolitik bir zorunluluk. Elektrikli araçlardan rüzgâr türbinlerine, savunma sanayiinden dijital teknolojilere kadar uzanan geniş bir yelpazede bu hammaddeler olmadan ilerlemek mümkün değil. İşte İsveç’in kuzeyindeki Per Geijer nadir toprak projesi de tam bu nedenle AB’nin gözbebeği haline gelmiş durumda.

Kağıt üzerinde her şey kusursuz görünüyor. Avrupa’nın bilinen en büyük nadir toprak yataklarından biri, devlet iştiraki bir şirket tarafından işletilecek, AB’nin Kritik Hammaddeler Yasası kapsamında “stratejik proje” ilan edilecek ve milyarlarca euroluk finansmanla desteklenecek. Brüksel açısından bu proje, yeşil dönüşümün ve sanayi özerkliğinin somut karşılığı.

Ancak tam da burada Avrupa’ya özgü bir paradoks ortaya çıkıyor.

AB, bir yandan Per Geijer gibi projeleri hızlandırmak için siyasi baskı ve finansal teşvikleri devreye sokarken, diğer yandan kendi hukuk düzeniyle bu projelerin önüne neredeyse aşılmaz duvarlar örüyor. Çevre mevzuatı, biyolojik çeşitliliğin korunması ve yerli Sami halkının hakları, hukuken “istisnası olmayan” alanlar. Stratejik statü, finansmana kapı açıyor; fakat ruhsat süreçlerinde sihirli bir anahtar işlevi görmüyor.

Bu durum, aslında Avrupa’nın değerler sistemiyle güç siyaseti arasındaki gerilimin küçük bir özeti. AB, Çin modeline benzer şekilde “önce strateji, sonra çevre” demek istemiyor – ya da diyemiyor. Hukuk devleti, çevre koruma ve yerli halk hakları, Brüksel için pazarlık konusu yapılabilecek başlıklar değil. Ne var ki küresel rekabet, tam da bu alanlarda esneklik talep ediyor.

Per Geijer projesi bu yüzden yalnızca bir maden değil; bir stres testi. AB’nin 2030 hedefleri iddialı: Stratejik hammaddelerin en az yüzde 10’unu Birlik içinde çıkarmak, yüzde 40’ını yine AB içinde işlemek. Ancak bu hedefler, mevcut mevzuatla ne kadar gerçekçi? Eğer “stratejik proje” etiketi, sahada somut bir hızlanma yaratmıyorsa, bu statünün siyasi bir vitrinden öteye geçmesi zor.

Daha da önemlisi, Brüksel’in verdiği mesaj karmaşık. Yatırımcıya “riskinizi azaltıyoruz” denirken, hukuki belirsizlikler aynı anda “her şey yıllarca sürebilir” diyor. Bu ikili yapı, Avrupa’nın kendi kendine koyduğu hedefleri baltalamasına yol açabilir. Çin’e bağımlılığı azaltmak isterken, fiilen onu sürdürmek gibi ironik bir sonuca kapı aralanıyor.

Belki de asıl soru şu:

AB, stratejik sektörlerde gerçekten hızlanmak istiyor mu, yoksa değerlerinden ödün vermeden bunu yapabileceğine fazla mı inanıyor?

Per Geijer örneği, bu iki hedefin her zaman uyumlu olmadığını gösteriyor. Avrupa, ya bu gerilimi yönetecek yeni bir hukuki denge kuracak ya da “stratejik özerklik” söylemini, iyi niyetli ama etkisiz bir siyasi slogan olarak tarihe not düşecek.

Şimdilik görünen tablo net: Avrupa’nın en büyük stratejik madeni, Avrupa’nın en büyük stratejik ikilemlerinden birinin tam ortasında duruyor.