Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Gazze Masası, Grönland Gölgesi: Avrupa’nın Zor Seçimi

Avrupa Birliği liderleri bu hafta Grönland başlığıyla olağanüstü bir zirveye

Avrupa Birliği liderleri bu hafta Grönland başlığıyla olağanüstü bir zirveye hazırlanırken, masanın ortasına beklenmedik bir dosya daha bırakıldı: Donald Trump’ın “Gazze Barış Kurulu”. Bir yanda Arktik’te egemenlik ve güvenlik tartışmaları, diğer yanda Orta Doğu’nun en yakıcı meselesi… Üstelik iki konu, Trump’ın tarzına özgü bir şekilde, birbirine dolanmış durumda.

Avrupa’nın son aylarda izlediği temel strateji netti: Grönland gerilimini büyütmeden, ABD ile köprüleri atmadan idare etmek. Ancak Trump’ın Gazze için kurduğu ve dünya ülkelerine davet mektupları gönderdiği bu yeni yapı, Brüksel’in alışık olduğu diplomatik denge oyununu zorlaştırıyor. Çünkü burada mesele sadece Gazze’nin geleceği değil; uluslararası düzenin hangi kurallar üzerinden işleyeceği.

“Gazze Barış Kurulu”nun tüzüğüne dair Avrupa başkentlerinden gelen rahatsızlık, tesadüfi değil. Kurulun metninde Gazze’nin kendisinden çok, geniş yetkilere sahip bir başkanlık yapısı ve yüksek mali giriş bariyerleri dikkat çekiyor. Daimi üyelik için konuşulan 1 milyar dolarlık bedel, sembolik olmaktan çok siyasi: Bu masa herkese açık değil, seçilmişlere ait. Dahası, Birleşmiş Milletler’i by-pass eden, hatta onun yerine geçmeye aday bir yapı görüntüsü veriyor.

Bu noktada Fransa’nın “hayır” demesi şaşırtıcı değil. Paris, kurulun BM ilkeleriyle çeliştiğini söylerken aslında daha büyük bir kaygıyı dile getiriyor: Uluslararası sistemin kuralsızlaşması. Trump’ın buna verdiği yanıt ise yine bildik; diplomatik tartışma yerine gümrük vergisi tehdidi. Fransız şarabına yüzde 200 tarife çıkışı, artık dış politikanın ticaret sopasıyla yürütüldüğünün açık ilanı.

Avrupa için asıl zor soru şu: Bu kurula katılmak, Gazze’de söz sahibi olmak anlamına mı gelir; yoksa Trump’ın kurduğu yeni güç mimarisine meşruiyet kazandırmak mı? Katılmamak ise başka bir riski barındırıyor: Zaten gergin olan transatlantik ilişkileri daha da germek ve ekonomik misillemelere maruz kalmak.

Belçika Dışişleri Bakanı’nın “BM’yi kişisel bir kurulla değiştirme” eleştirisi, Brüksel koridorlarında yüksek sesle söylenemeyen düşüncenin özeti gibi. Avrupa, uzun süredir çok taraflılığın son büyük savunucusu rolünü oynuyor. Ancak bu rol, karşısında kuralları zorlayan değil, kuralları yeniden yazmaya çalışan bir ABD varken giderek daha maliyetli hale geliyor.

Gazze meselesinde bir başka kırılgan nokta da Filistinlilerin temsili. Günlük işleri yürüten teknokrat bir yapı olsa bile, yatırım ve yönetişimi denetleyen üst panellerde Filistinlilerin yer almaması, “barış” kelimesinin içini boşaltıyor. Barış, taraflardan biri masada yokken değil; tam tersine, en çok onun varlığıyla mümkün.

Sonuçta Avrupa, bu zirvede sadece Gazze’ye katılıp katılmama kararı vermeyecek. Aynı zamanda şu soruya da yanıt arayacak: Trump döneminde küresel siyasette edilgen bir denge unsuru mu olacak, yoksa kendi ilkeleri uğruna bedel ödemeyi göze alan bir aktör mü? Grönland’dan Gazze’ye uzanan bu hat, AB için bir coğrafya meselesinden çok, kimlik sınavına dönüşmüş durumda.