19 Eylül 2026 Cumartesi günü İstanbul’da, Kadir Topbaş Toplantı Merkezi’nde, Türkiye’deki tüm vahşi madencilik talanına karşı ortak mücadele için önemli bir toplantı yapıldı. Toplantıya daha önceden davet edildiğim hâlde, özel koşullarım nedeniyle katılamadım. Ancak toplantı süreci içerisinde yapılacak forumlarda, sürdürdüğümüz mücadeleyi, deneyimlerimizi ve önerilerimizi anlatan aşağıdaki bildiri iletilmiştir. Gönderdiğim bu bildiri, ilgililer tarafından yapılan forumlarda okunmuştur.
NEDEN ARSLANKÖY?
Arslanköy, Mersin merkezin 65 km kuzeyinde, 1453 metre rakımda kurulmuş, kuzeyde Karaman ili ile sınırdaş, ancak Karaman’la doğrudan bir yol bağlantısı olmayan ve Mersin merkeze yaklaşık 1,5 saat mesafede, TOROS (Bolkar) Dağları’nın eteğinde bir yerleşim yeridir.
1928’e kadar eski adı Efrenk olup, Adana Vilayeti’ne bağlı Tarsus Sancağı’nın bir köyü olarak kayıtlara geçmiştir.
30 Ekim 1918 Mondros Antlaşması’ndan sonra 17 Aralık 1918’de Anadolu’nun ilk işgalinin başladığı Mersin’i işgal eden İngiliz ve Fransızlara karşı, 1920 yılında ilk direnişi göstermesi nedeniyle, 1928 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün önerisiyle adı Mersin Belediye Meclisi’nde ARSLANKÖY olarak değiştirilmiştir.
1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından, Doğu Akdeniz’de sahip olduğu jeopolitik konum nedeniyle, Adana Vilayeti’nin Tarsus Sancağı’nın bir balıkçı köyü olan Mersin’in İÇEL adıyla il yapılması nedeniyle ARSLANKÖY Mersin’e bağlanmıştır.
1954 yılında belediye statüsüne geçmiş olup, büyükşehir yasasıyla sonradan Mersin merkeze bağlı bir mahalle yapılmıştır. (Neden?)
Mersin’deki yerel halk ve konar-göçer yurttaşlarımız, yüzyıllardır Çukurova’nın yaz aylarındaki bunaltıcı sıcağında, kervanlarla deve, at ve eşek sırtında göç ederek, akan suları ve çeşmeleri çok olan Toroslar eteğindeki köylere göçmektedir.
ARSLANKÖY’de son 150 yıldır yaz-kış yaşayan yurttaşlarımız, tarım ve hayvancılık yaparak geçimini sağlamaktadır. Özellikle pandemiden sonra, sahip olduğu doğası ve suyu nedeniyle 2000’in üzerinde tapu el değiştirmiştir. Mersin’den ve ülkemizin birçok yerinden Mersin’e göçen yurttaşlarımız, ARSLANKÖY’de yazlık yayla evleri yaptırarak yaz aylarında yaşamaktadırlar. Bu nedenle yaz nüfusu 15.000-20.000’e kadar çıkmaktadır. Son yıllarda ise bungalov ev ve pansiyonların sayısı giderek artmaktadır.
Esasen Toros Dağları, jeolojik olarak karstik (geçirgen) bir yapı olması nedeniyle, kış aylarında 5-6 metreye ulaşan kar ve buz yüksekliği nedeniyle, bir yıl boyunca tüm aşağı köylerin ve Çukurova’nın derelerini ve yer altı sularını beslemektedir.
Ancak son yıllarda artan vahşi madencilik faaliyetleri kapsamında, Arslanköy’ün hemen üzerinde, yaklaşık 2600 metre rakımda boksit (alüminyumun hammaddesi olup içerisinde arsenik ve radyoaktif maddeler olduğu akademik çalışmalarda belirtilmektedir) cevheri üretimi için Berus Madencilik A.Ş., Karaman sınırlarındaki ÇAD köyünde 21 dönüm arazi içerisinde madencilik faaliyetini Arslanköy sınırlarına doğru 5210 dönüme genişletmek için EK RUHSAT başvurusunda bulunmuştur.
Bunun için MAPEG’den aldığı yetki ile 4 Aralık 2025 tarihinde ARSLANKÖY’de halkı bilgilendirmek için ÇED toplantısı ile süreci başlatmıştır.
Bölgede hâlen 20 yıldan fazla DEMİRELLER şirketi zaten boksit madeni çıkarmaktadır. Bu nedenle zaten bir kirlilik olmaktadır.
Bugün EK MADEN RUHSATI için başvuran BERUS Madencilik A.Ş.’nin açık kaynaklarda ortaklarının kim(ler) olduğu gizlenmektedir.
Yılda 150.000 ton ANFO patlayıcının kullanılarak Mersin Limanı’na bir milyon ton boksit cevheri taşınmasının hedeflendiği ÇED başvuru raporunda belirtilmektedir. Son EK RUHSAT başvuru sürecinin onaylanması hâlinde kullanılacak çok miktardaki patlayıcılarla, başta ARSLANKÖY olmak üzere Akdeniz kıyılarına kadar aşağı köy ve mahallelerde tüm yerleşim yerlerinin havası etkilenecek, suları kaybolacak ve kimyasal olarak kirlenecek, bu bölgelerde yaşayan ve gelecekte yaşayacak olan yurttaşlarımızın ve çocuklarımızın sağlığı, tarımsal üretim ve tek şeritli, 35 km sollama yasağı olan tek ulaşım yolunda artacak yılda ilave 50.000 kamyon trafiği nedeniyle özellikle yörede yaşayanların yaşamı ve sağlığı çok olumsuz etkilenecektir.
Bu nedenle Arslanköylüler, Tırtar, Yavca, Kavaklıpınar ve Mersin’e kadar yörede yaşayan tüm Mersinli yurttaşlarımız olarak başlattığımız temiz çevrede yaşama mücadelesi devam etmektedir. Hâlen hukuksal ve toplumsal mücadeleyi, başta kurumsal statüsü ve mücadele deneyim ve birikimi olan Mersin Çevre Derneği ve Platformu’nun desteği ile yöre halkından oluşan Bolkarlar Doğasını ve Suyunu Koruma Kurulu tarafından sürdürmektedir.
Bu mücadelemize, Arslanköy’de seçilmiş muhtar ile Sulama Birliği ve Arslanköy Kültür ve Dayanışma Derneği başkanlarının destek vermemesine karşın, Yavca ve Kavaklıpınar muhtarlıkları desteklemektedir.
Bu amaçla, Mersin Valiliği Hukuk Dairesi’nde alınan yasal izinlerle Mersin Merkez ve Gözne, Soğucak, Yavca mahallelerinde imza masaları kurularak dilekçe kampanyası başlatılmış, bu yolla bugüne kadar 2000’in üzerinde itiraz dilekçesi ve imzası Mersin Çevre İl Müdürlüğü’ne teslim edilmiştir.
Ayrıca, valilik oluru ile 6 Eylül 2026 Cumartesi günü Arslanköy Mahallesi’nde; Mersin Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Erkan Aktaş, Mersin Çevre Platformu Başkanı Sabahat Aslan ve Arslanköy’de çiftçilik yapan Makine Mühendisi Serdar Erkan tarafından mahalle sakinlerinin katılımıyla bilgilendirme toplantıları yapılmıştır.
13 Eylül 2026 Pazar günü de Yavca Mahallesi eski okul bahçesinde; Yavca ve Kavaklıpınar mahalle muhtarlarının ev sahipliğinde, Mersin Sözyüzü Derneği’nin ve yöresel sanatçıların desteği ile toplumsal farkındalık yaratmak için Mersin Milletvekili Talat Dinçer ile Mersin Çevre Platformu (MÇP) ve halkın katılımıyla müzikli bir etkinlik ve toplantı düzenlenmiştir.
Hâlen 4 Aralık 2026 tarihindeki ek ruhsat başvurusunu tamamlamak üzere BERUS Madencilik A.Ş. firmasının bilgilendirme toplantısında, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na teslim edeceği (ve bir kopyasını muhtarlığa vereceği) nihai başvuru raporunun bir kopyasını henüz teslim etmemiştir.
Muhtemelen gene, yazlıkçılar ayrıldığı, kış aylarında nüfusun az olduğu tarihlerde Arslanköy muhtarlığına vererek, hazırlaması gereken raporu dikkatlerden ve gözden kaçırarak süreci tamamlamak istediği ifade edilmektedir.
VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞI ÖNERİLER
Anadolu Yarımadası ve doğudan batıya Toros Sıradağları’nın, jeolojik olarak Afrika kıtasının milyonlarca yıldır ve Asya kıtasına doğru her yıl 2-3 mm sıkıştırmasıyla oluştuğu bilim insanları tarafından ifade edilmektedir. Bu nedenle özellikle Toros Sıradağları’nın yüzeye yakın yerlerinde dünyamızın çekirdeğinde saklı olan birçok nadir elementleri içeren maden ve cevheri barındırdığı ifade edilmektedir. Bu nedenle yabancı tekellerin ve siyasilerin gözü Anadolu topraklarındadır.
MUSTAFA KEMAL, EMPERYALİSTLERİN BU NİYETİNİ ÇOK ÖNCEDEN BİLİYORDU
Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Cumhuriyetin hakiki sahibi olan üretici köylü, milletin efendisidir” şiarıyla, 1923 yılında Cumhuriyetin hemen ilanından sonra TBMM’den çıkartılan Köy Kanunu ve Zeytincilik Yasası ile yasal koruma altına alınan Anadolu toprakları, padişahın ve sarayın özel mülkiyetinden çıkartılmış, yüzyıllardır bu toprakların bekçisi yoksul Anadolu köylüsüne emanet edilmiştir.
Bu nedenle 2004 yılına kadar, köy muhtarı ve ihtiyar meclisi izni olmadan köylere çivi çakılmamıştır. Ancak doğa şartları ve aşiret ve toprak ağalığına dayanan sosyolojik durum nedeniyle, Mustafa Kemal Atatürk’ün çok arzu ettiği toprak reformu gerçekleşemediği için Doğu Anadolu’da yaşayan yurttaşlarımız açısından gerçekleşme olanağı olmamıştır.
Bu nedenle ülkemizde 2002’ye kadar yaklaşık 1200 maden ruhsatı verilmesine karşın, bugün, köy kanununun değişmesi ve köylerin mahalle yapılmasıyla yabancı ortaklı özel şirketlere verilen maden ruhsatı 400.000’e yaklaşmaktadır. Ülkemiz adeta “Örtülü olarak parsel parsel” işgal edilmektedir. Geçmişte silahlı olarak işgal edilmeye çalışılan ülkemizde, bugün çıkarılan maden yasalarıyla ve para çantalarıyla örtülü ve ruhsatlı olarak işgal sürdürülmektedir.
Özellikle yurt dışından, Londra bankerleri ve uluslararası Siyonist merkezlerden gelen baskıyla 2004 yılında önce köy kanununda kısmi değişiklik yapılmış, ancak bu yetmemiş, Anadolu coğrafyası üzerinde, özellikle Kahramanmaraş’tan İzmir’e kadar uzanan Toros Sıradağları üzerinde bulunan kentler Büyükşehir statüsüne alınmıştır. Bu nedenle kente 65 km uzaklıkta olan ARSLANKÖY gibi kırsal karakteri olan köyler bile mahalle yapılmıştır.
Bugün anlıyoruz ki Büyükşehir Yasası, maden tekellerinin önünde en büyük engel olan Köy Kanunu ve köylü yurttaşlarımızın direncini kırmak için çıkartılmıştır.
Çünkü ARSLANKÖY’de olduğu gibi maden şirketleri, köyün hukuki ve yasal temsilcisi köy muhtarını, sulama kooperatifi başkanlarını ve yerel esnaftan kişileri çeşitli vaatlerle yanlarına çekerek, yerelde oluşabilecek yasal direnci önlemeye çalışmaktadır. Bu nedenle toplumsal bilinçlendirme ve mücadele gereklidir.
Sonuç olarak, 20. yüzyıl petrolün 100 yılıydı. 21. yüzyıl su ve gıdanın 100 yılı olacaktır. Bu nedenle emperyalist odakların çıkarları için yapılan ve doğamızı ve suları mahveden vahşi madenciliğe karşı topyekûn bir mücadele, anayasal (Madde 56) ve yaşamsal bir haktır.
VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞI TÜRKİYE ÖRGÜTLENMESİ İÇİN ÖNERİLER
1- Ülkemiz örtülü olarak verilen ruhsatlarla işgal ve talan edilmektedir. Tüm Anadolu’da yaşayan yurttaşlarımızın can ve mal güvenliği tehlikededir. Bu nedenle öncelikle ilgili akademik meslek odaları, barolar, yerelde kurulacak çevre ve doğa dernekleri birlikte yöre halkını bilinçlendirerek ve akademik ve hukuksal destek vererek hem yerelde hem ülke çapında birleşerek masada ve sahada örgütlenmelidir. Bu nedenle bugün yapılan bu toplantı çok değerli bir başlangıçtır. Ancak yılda en az iki kez bu gibi toplantılar yapılarak sürdürülmelidir.
2- Maden talanına karşı mücadele yerelde ve genelde kesinlikle siyaset üstü görülmeli ve yürütülmelidir. Herhangi bir partinin veya siyaset kurumunun tekeline bırakılmamalıdır.
3- Türkiye çapında örgütlenmede, içinde akademik meslek odaları ve baroların da olacağı komisyon ve komiteler kurularak yöre halkına her türlü hukuksal destek verilmeli, kurumsal ve örgütlü yapılarla mücadele ve direniş geleneği ve deneyimleri gelecek kuşaklara aktarılmalıdır.
4- Ulusal ve yerel medya ile temas kurularak, gerekirse YouTube gibi özel kanallar kurularak bu mücadele halka ve TBMM’de muhalefet parti yetkililerine çok iyi anlatılmalıdır. Çünkü artık işgaller silahlı olarak değil, yerli işbirlikçileri ile iç hukukumuz düzenlenerek, çıkarlarına uygun yasal düzenlemelerle sinsi olarak yürütülmektedir.
5- Her bölgede akademik çevrelerin mutlaka desteği ve katkısı alınmalıdır.
6- İl ve ilçe bazında köy ve mahalle muhtarlarıyla mutlaka diyalog kurulmalı, onlara yönelik bilgilendirme, eğitim ve toplantılar düzenlenmelidir.
7- Yerel yönetimlerin desteği ve katkısı için çaba gösterilmelidir. Halkın katılımı ile sürecin sürdürülmesi çok önemlidir. Vahşi madenciliğe karşı mücadele asla kişiselleştirilmemelidir.
8- Maden ve doğa alanı artık giderek sadece karada değil, küresel emperyalizmin “mavi ekonomik büyüme” kavramı ile ülkemizde denizde ve Mavi Vatan’da da yürütülmelidir.
Göl ve akarsularda ve deniz altında ve içinde yaşayan tüm bitki ve canlıların yaşam hakkını koruyacak şekilde mücadele edilmelidir. Bu nedenle Deniz Ticaret Odaları, üniversitelerin denizcilik fakülteleri, balıkçı kooperatifleri de görüş ve katkıları alınarak Türkiye örgütlenmesi içine dahil edilmelidir.
9- Akdeniz, Karadeniz ve Ege’de deniz yetki alanları tekrar belirlenirken, “Çarşı her şeye karşı” mantığıyla akademik ve bilimsel olmayan karşı çıkışların tuzağına düşülmemeli, ülkemizin ve halkımızın yararına olan kamusal makro düzeyindeki çabalar ve çalışmalar dikkatle izlenerek gerekirse bunlara destek olmalıdır. Özellikle emperyalist odakların çıkarı için kurulan maden firmaları ve çevre fonları dikkatle izlenmelidir.
10- Ülkemizde son 20 yıldır yürütülen vahşi madencilik talanına karşı örgütlenmelerde yabancı dernek fonlarından asla katkı ve destek alınmamalıdır. Bu fonlardan destek alan kişi, dernek ve kurumların Türkiye çapındaki vahşi madencilik talanına karşı örgütlenmesinin resmi yapısı içerisinde asla ve kati surette yer verilmemelidir.
Arslanköy’deki doğamızı ve suyumuzu kirletecek zehirli boksit cevheri madenciliğine karşı mücadelemizi duyarak bizleri toplantıya davet eden, başta Salih Tombak olmak üzere Türkiye’de maden talanına karşı ortak mücadele bayrağını yükseltenlere ve bu uğurda çaba gösterenlere selam olsun!

