Roma’da çok kritik bir görüşme olacak.
ABD ve İran, nükleer program konusunda beşinci kez dolaylı yoldan bir araya gelmeye hazırlanıyor.
Görüşmenin amacı belli:
İran, nükleer faaliyetlerini yavaşlatsın; ABD de uyguladığı ağır yaptırımların bir kısmını kaldırsın.
Kulağa mantıklı geliyor değil mi?
Ama işler o kadar da basit değil.
İran tarafı, özellikle Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, çok net konuşuyor:
“Uranyum zenginleştirmeyi asla bırakmayacağız.”
Bu, İran’ın en net kırmızı çizgisi.
ABD ise tam tersini istiyor.
İran’ın bu işi tamamen bırakması gerektiğini savunuyor.
İki tarafın pozisyonu bu kadar keskin olunca, orta yolu bulmak da zorlaşıyor.
Şahsen, bu görüşmelerin olumlu sonuçlanmasını gerçekten istiyorum.
Çünkü işin sonunda mesele sadece İran ya da ABD değil.
Orta Doğu’da, hatta dünyada herkesin geleceği etkileniyor.
Hele ki İsrail’in “Gerekirse İran’a tek başımıza saldırırız” açıklaması, tansiyonu iyice artırmış durumda.
Gazze’de zaten kıvılcım bekleyen bir barut fıçısı varken, şimdi bir de İran dosyasının ısınması korkutucu.
Açıkçası diplomasiye fazla zaman kalmamış gibi hissediyorum.
İran’ın uranyumu neredeyse silah kalitesine kadar zenginleştirdiği söyleniyor.
Eğer bu doğruysa, ortada sadece ekonomik yaptırımlar ya da siyasi hamleler değil, askeri seçenekler de konuşuluyor demektir.
Bu da çok daha büyük bir felaketin kapısını aralayabilir.
Trump yönetimi, 2018’de nükleer anlaşmadan çekildiğinde, “daha güçlü bir anlaşma yapacağız” demişti.
Ama görüyoruz ki o günden beri her şey daha da karmaşık hale geldi.
Anlaşma olmadan İran sınırsızca zenginleştirme yaptı, ABD ise tehditlerle ilerlemeye çalıştı.
Peki şimdi ne olacak?
Açık konuşmak gerekirse, tarafların birbirine güveni yok.
Ama yine de Arakçi’nin “masadan kalkmadık, halkımızın haklarını savunmak için görüşüyoruz” sözleri bana bir nebze umut veriyor.
Bu, hâlâ konuşmaya açık olduklarının bir işareti.
Roma’daki toplantıdan büyük bir mucize çıkmasını beklemiyorum.
Ama en azından bu görüşme, bir kıvılcım olabilir. Belki de bu kıvılcım, daha büyük bir diplomatik yangına dönüşür.
Tabii bu kez olumlu anlamda çünkü bölge artık savaşı değil, nefes almayı hak ediyor…

