Kara, Deniz ya da Hava Harp Okulu olması önemli değil. Üç Harp Okulu’ndan herhangi birini bitiren her Türk Subayı Mustafa Kemal’in askeridir ve tıpkı Onun gibi, kendisini vatanına ve milletine adamış kişidir.
Eğer bir Türk Subayı, Mustafa Kemal’in Askeri olmayı içine sindiremiyor ve Onu ebedi başkomutanı olarak görmüyorsa, o subayın bu Vatan’a ve bu Millet’e sadakatle bağlılığından şüphe etmek gerekir.
Çünkü her Türk Subayı, Cumhuriyetimizin ruhuna, felsefesine, değerlerine, sembollerine (Bayrağına, Sancağına) ve pek tabidir ki Kurucusuna gönülden bağlı olmak ve gerektiği yerde ve zamanda da bu aziz Millet’in iyiliği ve esenliği için seve seve canını vermek durumundadır.
Cumhuriyetine, Atasına ve Milletine gönülden bağlılıklarını ifade ettiler diye Genç Türk Subaylar’ını eleştirmeye ve hele de yermeye hiç kimsenin hakkı yoktur.
Onların bu samimi niyetini istismar etmeye zaten hakkı yoktur.
Vatanına ve milletine aşk ile hizmet etmek üzere yola çıkmış genç subaylarımızı yürekten kutluyor, yaşam yolculuklarında esenlik ve kolaylık diliyorum!
Ayrıca, üç pırlanta kızımızın, Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları’nı aynı dönemde birinci olarak bitirmelerini Cumhuriyetimizin geleceği açısından anlamlı buluyorum.
“Kadının elinin ve yüreğinin değmediği her yer çoraklaşır, çölleşir, ıssızlaşır!”
KARAKUŞİ KARARLAR..!
Rivayet o ki, Osmanlı’da Karakuş adında meşhur(!) bir kadı varmış.
Karakuş Kadı, günlerden bir gün, her zaman ekmek aldığı fırına uğradığında, burnuna mis gibi bir koku gelir.
Bunun üzerine fırıncıya bu kokunun ne olduğunu sorar! O da “Gayrimüslim’in biri ördek pişirtti, onun kokusu Kadı Efendi!” der!
“Paketle hemen O Ördeği, çünkü Onu Ben yiyeceğim!” der Kadı.
Fırıncı çaresiz, ördeği paketler ve Kadı’ya verir.
Biraz sonra Gayrimüslim ördeğini almaya gelir. “Fırıncı, “senin ördek uçtu!” der Adama.
Ölü ördek uçardı, uçmazdı derken, aralarında kavga çıkar. Fırıncı elindeki ekmek küreğini savurunca Gayrimüslim’in bir gözü çıkar.
Fırıncı korkudan kaçmaya başlar, Gayrimüslim’de arkasından kovalar. Kovalamaca sırasında duvardan atlayan Fırıncı hamile bir kadının üzerine düşer ve kadın oracıkta çoçuğunu düşürür.
Bu sefer kadının kocası da fırıncının peşine düşer. Fırıncı kaçarken bir Yahudi’ye çarpar ve adamın yaralanmasına yol açar. Ayağa kalkan Yahudi de fırıncıyı kovalamaya başlar. Derken, zaptiyeler işin içine girer ve dördünü de yakalayıp Karakuş Kadı’nın huzuruna çıkarır.
İlk sözü isteyen Gayrimüslim, “Kadı Efendi! Bu fırıncı Benim ölü ördeğimi, uçtu diyerek önce iç etti, sonra da gözümü çıkardı” der.
Kadı, kara kaplı kitabı açar ve ördeğin karşısındaki, uçar anlamına gelen tayyar sözcüğünü gösterip, “Kitaba göre ördeğin uçması normaldir!
Ancak, bir müslüman bir gayrimüslimin iki gözünü çıkardığında, onun da bir gözü çıkarıla!” der.
Bunu duyan Gayrimüslim, öteki gözünden de olmamak için hemen şikayetinden vazgeçer.
Bu kez de çocuğunu düşüren kadının kocası söz isteyip şikayetini anlatır. Adamı dinleyen Kadı, “Karını fırıncıya teslim et, düşen çocuğun yerine yeni bir çocuk koysun!” der.
Adam bakar ki karısı da elden gidiyor, hemen şikayetinden vazgeçer. Fırıncı’nın çarpıp yaraladığı Yahudi’ye, “Şimdi sen anlat bakalım şikayetini!” der Kadı.” Ne anlatayım?” der Adam! Sonra da ekler!
-Adaletinle bin yaşa emi Kadı Efendi!
*Günümüzde katakulli (uydurma, hileli, dalavereli) işler ya da kararlar için kullanılan Karakuşi işler ya da Karakuşi kararlar sözü işte buradan gelir!

