Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

EMEKLİLER, ELLERİNDEN ALINAN MALİ HAKLARININ İADESİNİ İSTİYOR!

İşçi ve Bağkur emeklilerinin maaş artış oranlarının (tıpkı memur emeklilerinde

İşçi ve Bağkur emeklilerinin maaş artış oranlarının (tıpkı memur emeklilerinde olduğu gibi) yüzde kırk dokuzlara çıkarılmış olması, sayıları on altı milyona yaklaşan emeklinin mağduriyetini gidermez.
Çünkü bu Ülke’de kıt kanaat geçinebilmek için dahi, en düşük emekli aylığının asgari ücret düzeyinde olması lazım.
On yedi bin Lira sınırında olması lazım yani.
Bunun altındaki bir maaş, emekliyi açlığa ve sefalete mahkum etmek demektir. Devletine ve Milletine yıllarca hizmet etmiş olan bu insanları mağdur etmeye (ve hatta süründürmeye) kimsenin hakkı yoktur. Seçim kaygısıyla da olsa, emekliler arasındaki farklı maaş artışı uygulamasından vazgeçilmesi çözüm değildir. Çözümün yolu, en düşük emekli aylığını on yedi bin Liraya çıkarmaktan geçer.
Aha buraya yazıyorum! Emekliler, kendilerine üvey evlat muamelesi yapanlara ve bunlara kayıtsız şartsız arka çıkanlara 31 Mart’ta aferin demeyecektir.

DALINDA ÜÇ, DÖRT LİRAYA ALICI BULAMAYAN LİMON!

Dalında üç, dört liraya alıcı bulamayan limon, İstanbul’da on katına (semtine ve yerine göre otuz, kırk liraya) satılıyorsa, bu işte bir arıza var demektir. Bu arızayı gidermek de siyasi iktidarın görevidir. Hem de en temel görevidir. Gelin görün ki, İktidar bu konuda üzerine düşeni yapmıyor ya da yapamıyor. Bunun sonucu olarak da hem üretici hem de tüketici mağdur oluyor.
Dahası, toplayıcısından paketleyicisine, paketleyicisinden nakliyecisine kadar, on binlerce insanımız da geçim kapısından oluyor.
Kısacası, üretenin ve tüketenin yanı sıra geçimini bu işten sağlayan da mağdur oluyor.
İktidar’ın bu meseleye acilen el atması, Muhalefet’in de bu işin peşini bırakmaması lazım.
Aksi halde, üreten üretmekten vazgeçer, tüketen de enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında ezilir gider.
Haliyle, işsizlik de işin cabası olur.

KALEM VE SİLGİ HİKAYESİ!
Kalem silgiye der ki!
-Ben Senden nefret ediyorum.
SİLGİ
-Peki ama niye..?
KALEM
-Çünkü Sen Benim yazdıklarımı siliyorsun.
SİLGİ
-Doğru diyorsun da, ben sadece yanlış yazdıklarını siliyorum!
KALEM
-İyi de, bundan Sana ne?
SİLGİ
-Sana ne olur mu?! Bu benim görevim.
KALEM
-Hayır! Bu senin görevin falan değil.
SİLGİ
-Görevim olmaz mı?! Benim yaptığım iş, en az Senin yaptığın iş kadar önemli.
KALEM
-Bu nasıl olur?! Yazan silenden daima üstündür.
SİLGİ
-Doğru dersin de, yanlış yazılanı silmek, doğru yazılan kadar değerlidir.
KALEM
-Tamam da, Sen silerken küçülüyorsun.
SİLGİ
-Evet! Ben silerken küçülüyorum ama, Sen de yazarken küçülüyorsun.
KALEM
-Ben fedakarlık yaptığım için küçülüyorum. SİLGİ
-Ben de fedakarlık yaptığım için küçülüyorum.
KALEM
-Ben bu fedakarlığı karşımdakine yararlı olmak için yapıyorum.
SİLGİ
-Ben de karşımdakine yararlı olmak için
yapıyorum.
KALEM
-Madem ki ikimizin de gayesi birilerine
katkı sunmak için fedakarlık yapmak, Benim Senden nefret etmemi gerektirecek hiçbir haklı nedenim olamaz.