İYİ Parti Genel Başkanı sayın Meral Akşener, kendilerine yapılan işbirliği çağrılarını kastederek “Bize mandacılığı ve himayeciliği dayatıyorlar!” diyor.
Basın da, medya üzerinden Partisi’ne psikolojik harekat (operasyon) yapıldığını iddia ediyor.
İşbirliği çağrısında bulunanları da (dolaylı olarak) mandacı ve himayeci zihniyete sahip olmakla suçluyor ve “kararımız kesindir, seçimlere özü başımıza (hür ve müstakil olarak) gireceğiz!” diyor. Gelin görün ki, aynı Meral Akşener (bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu misali) Ana Muhalefet Partisi’nden gelen işbirliği talebini Partisi’nin Genel İdare Kurulu’nda oylatmakta bir sakınca görmüyor.
Basına ve medyaya yansıdığına göre de, on dört ya da on beş genel idare kurulu üyesi (ki bunların içinde birçoğu da halen milletvekilidir) işbirliğinden yana oy kullanıyor.
Daha açık bir ifadeyle, Meral Akşener’in mandacılık ve himayecilik olarak nitelediği işbirliğini savunuyor. İşbirliğini savunanlar sadece bu kişilerle sınırlı değil ama… Parti örgütlerinde görevli binlerce insan da işbirliğini savunuyor.
Ve hatta, Parti’ye gönül vermiş milyonlarca insan da…
Kanaatim o ki, mandacı ve himayeci zihniyete sahip olmakla itham edilen bu insanların İYİ Parti’de kalmaları biraz zor görünüyor.
Nitekim, işbirliğini savunanların birçoğu Parti’den istifa etti.
Öyle görünüyor ki, bu istifaların arkası gelecek ve merkez partisi olma iddiasındaki İYİ Parti’nin hevesi kursağında kalacak. Çünkü an itibariyle Parti Üst Yönetimi reel siyasetten tamamen kopmuş durumda.
Siyasî partilerimizin, seçmenin karşışına toplumsal karşılığı yüksek, genç, dinamik ve nitelikli adaylarla çıkmalarını umut ve temenni ediyor, Milletimize esenlik ve kolaylık diliyorum!

