Yirminci yüzyıl ve sonrasında,yer aldığımız coğrafyamız, Orta Doğusu, Kafkasları, Balkanları, Kuzey Afrikası ile, siyasal tarih açısından, savaşlar, başarılı ve başarısız darbeler, kalkışmalar bölgesi olarak değerlendirilebilir.
Ülkemiz siyasal tarihini, İkinci Meşrutiyetin ilanı 24 Temmuz 1908’den başlatıp, 31 Mart 2019 Yerel Seçimine taşıdığımızda, çok sayıda askeri, sivil benzerlerine tanıklık edebiliriz.
Bunlar içinde, günümüzde de, siyasal malzeme olarak kullanılan “tesettür/inanca dayandırılan örtünme” ile sürekli gündemde tutulanı, 28 Şubat 1997 günlü, Anayasal Organ olan Milli Güvenlik Kurulu’nun 28 Şubat 1997 günlü toplantısında alınan kararlardır. 26 yıl önce MGK Kararı olarak alınan ve sonrasında siyasal rant elde etmenin, zamanın Komuta Konseyi üzerinden TSKni, TC’nin Ordusu yerine, tümü ile siyasal iktidarın emir ve komutasına bağlamanın aracı kılınan bu kararları yeniden anımsayalım.
a) Toplantı, Anayasal Kurul olan MGK’nın olagan aylık toplantısıdır.
b) Katılan ve Karara İmza Atanlar;
– Sivil Kanattan; Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Erbakan, Başbakan Yrd. Tansu Çiller, Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan, İçişleri Bakanı Meral Akşener.
– Askeri Kanattan; Genelkurmay Başkanı İ. Hakkı Karadayı, KKK Hikmet Köksal-DKK Güven Erkaya, HKK Ahmet Çörekçi, Jandarma Genel KomutanıTeoman Koman.
c) Gündemi: “…esasları ve nitelikleri Anayasada belirlenmiş, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, DEMOKRATİK, LAİK VE SOSYAL HUKUK DEVLETİMİZİ VE CUMHURİYET REJİMİMİZİ YIKMAK, ONUN YERİNE BİR SİYASAL REJİMİMİZİ YIKMAK, ONUN YERİNE DİNİ DÜZEN KURMAK AMACIYLA YÜRÜTÜLEN YIKICI FAALİYETLER VE YAPILAN BEYANLAR İLE BUNLARIN OLUŞTURDUĞU TEHDİT VE TEHLİKELER GÖZDEN GEÇİRİLEREK DEĞERLENDİRİLMESİ.
d) Laik rejim karşıtı siyasal İslamcılık amaçlı girişimlere karşı alınması gereken önlemler (MGK 406 Sayılı MGK’nun 28 Şubat 1997 tarih ve 406 Sayılı Kararına Ek-A). Değiştirmeden aktarıyorum:
i) 1-Anayasamızda cumhuriyetin temel nitelikleri arasında yer alan ve yine anayasanın 4’üncü maddesi ile teminat altına alınan laiklik ilkesi büyük bir titizlik ve hassasiyetle korunmalı, bunun korunması için mevcut yasalar hiçbir ayrım gözetmeksizin uygulanmalı, mevcut yasalar uygulamada yetersiz görülüyorsa yeni düzenlemeler yapılmalıdır.
ii) 2-Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar, devletin yetkili organlarınca denetim altına alınarak Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği Milli Eğitim Bakanlığı’na devri sağlanmalıdır.
iii) 3-Genç nesillerin körpe dimağlarının öncelikle cumhuriyet, Atatürk, vatan ve millet sevgisi, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ülkü ve amacı doğrultusunda bilinçlendirilmesi ve çeşitli mihrakların etkisinden korunması bakımından:
a-8 yıllık kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulamaya konulmalı.
b-Temel eğitimi almış çocukların, ailelerinin isteğine bağlı olarak, devam edebileceği ?Kuran kurslarının Milli Eğitim Bakanlığı sorumluluğu ve kontrolünde faaliyet göstermeleri için gerekli idari ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
1
iv) -Cumhuriyet rejimine ve Atatürk ilke ve inkılaplarına sadık, aydın din adamları yetiştirmekle yükümlü, milli eğitim kuruluşlarımız, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun özüne uygun ihtiyaç düzeyinde tutulmalıdır.
v) 5-Yurdun çeşitli yerlerinde yapılan dini tesisler belli çevrelere mesaj vermek amacıyla gündemde tutularak siyasi istismar konusu yapılmamalı, bu tesislere ihtiyaç varsa, bunlar Diyanet İşleri Başkanlığı’nca incelenerek mahalli yönetimler ve ilgili makamlar arasında koordine edilerek gerçekleştirilmelidir.
vi) 6-Mevcudiyetleri 677 sayılı yasa ile men edilmiş tarikatların ve bu kanunda belirtilen tüm unsurların faaliyetlerine son verilmeli, toplumun demokratik, siyasi ve sosyal hukuk düzeninin zedelenmesi önlenmelidir.
vii) 7-İrticai faaliyetleri nedeniyle Yüksek Askeri Şura kararları ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) ilişkileri kesilen personel konusu istismar edilerek TSK’yi dine karşıymış gibi göstermeye çalışan bazı medya gruplarının silahlı kuvvetler ve mensupları aleyhindeki yayınları kontrol altına alınmalıdır.
viii) 8- İrticai faaliyetleri, disiplinsizlikleri veya yasadışı örgütlerle irtibatları nedeniyle TSK’dan ilişkileri kesilen personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamı ile teşvik unsuruna imkan verilmemelidir.
ix) 9- TSK’ya aşırı dinci kesimden sızmaları önlemek için mevcut mevzuat çerçevesinde alınan tedbirler; diğer kamu kurum ve kuruluşları, özellikle üniversite ve diğer eğitim kurumları ile bürokrasinin her kademesinde ve yargı kuruluşlarında da uygulanmalıdır.
x) 10-Bu maddenin tam metnini Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini ilgilendirdiği için yayınlayamıyoruz.
xi) 11-Aşırı dinci kesimin Türkiye’de mezhep ayrılıklarını körüklemek suretiyle toplumda kutuplaşmalara neden olacak ve dolayısıyla milletimizin düşmanca kamplara ayrılmasına yol açacak çok tehlikeli faaliyetler yasal ve idari yollarla mutlaka önlenmelidir.
xii) 12-T.C. Anayasası, Siyasi Partiler Yasası, Türk Ceza Yasası ve bilhassa Belediyeler Yasası’na aykırı olarak sergilenen olayların sorumluları hakkında gerekli yasal ve idari işlemler kısa zamanda sonuçlandırılmalı ve bu tür olayların tekrarlanmaması için her kademede kesin önlemler alınmalıdır.
xiii) 13-Kıyafetle ilgili kanuna aykırı olarak ortaya çıkan ve Türkiye’yi çağdışı bir görünüme yöneltecek uygulamalara mani olunmalı, bu konudaki kanun ve Anayasa Mahkemesi kararları taviz verilmeden öncelikle ve özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında titizlikle uygulanmalıdır.
xiv) 14-Çeşitli nedenlerle verilen, kısa ve uzun namlulu silahlara ait ruhsat işlemleri polis ve jandarma bölgeleri esas alınarak yeniden düzenlenmeli, bu konuda kısıtlamalar getirilmeli, özellikle pompalı tüfeklere olan talep dikkatle değerlendirilmelidir.
xv) 15-Kurban derilerinin, mali kaynak sağlamayı amaçlayan ve denetimden uzak rejim aleyhtari örgüt ve kuruluşlar tarafından toplanmasına mani olunmalı, kanunla verilmiş yetki dışında kurban derisi toplattırılmamalıdır.
xvi) 16-Özel üniforma giydirilmiş korumalar ve buna neden olan sorumlular hakkında yasal işlemler ivedilikle sonuçlandırılmalı ve bu tür yasadışı uygulamaların ulaşabileceği vahim boyutlar dikkate alınarak, yasa ile öngörülmemiş bütün özel korumalar kaldırılmalıdır.
2
xvii) 17-Ülke sorunlarının çözümünü “Millet kavramı yerine ümmet kavramı” bazında ele alarak sonuçlandırmayı amaçlayan ve bölücü terör örgütüne de aynı bazda yaklaşarak onları cesaretlendiren girişimler yasal ve idari yollardan önlenmelidir.
xviii) 18-Büyük Kurtarıcı Atatürk’e karşı yapılan saygısızlıklar ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki 5816 sayılı kanunun istismar edilmesine fırsat verilmemelidir.
28 Şubat Kararları denildiğinde, akla ilk gelen “kamusal alanda örtünmenin inanç kurallarına dayalı kılınmasının yasaklanması” olmaktadır.
Oysa ki, 28 Şubat Karar sayısı 18 olup, örtünme ile ilgili düzenleme, onüçüncü sırada yer almaktadır. Ve bu yanlıştan yola çıkarak, siyasal İslamcıların(şeriat düzenini kurallaştırmak isteyenler) dinmeyen ve gerektiğinde köpürtülen laik Cumhuriyet düşmanlığının aracı olarak kullanılmaktadır.
Oysa, 28 Şubat Kararları içinde, böyle bir yasaklama kararı yoktur. Uygulanması istenilen Anayasa Mahkemesi (AYM)’nin; 2547 Sayılı Yükseköğretim Yasasına “EK Madde 16” olarak eklenen “Yükseköğretim kurumlarında, dershane, laboratuar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çağdaş kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur.
Dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir” hükmünün; dinsel inanca dayalı hukuk kuralı konulamayacağı, bu düzenlemenin Anayasa’nın Başlangıç, 2, 10, 24, 174. maddelerine aykırılığı gerekçesiyle iptal” kararlarıdır. (bkz. AYM 07.03.1989,1989/1-12, ve 09.04.1991 tarih 1990/36–1991/8).
Günümüzde de geçerli olan AYM Kararlarının gerekçeleri, korunmak istenenin ne olduğunu ve yaşamsallığını burada anımsamanın yararlı olacağını düşünüyorum:
“…Dini inanç sebebiyle..” ibaresini taşıdığından demokratiklik ilkesine ters düşmektedir. Ulusal egemenlik kavramı, demokratik yapının temelidir. Demokratik düzen ise, dinsel gerekleri egemen kılmayı amaçlayan şeriat düzeninin karşıtıdır. Dinsel gereklere yönetimde ağırlık veren bir düzenleme demokratik olamaz. Demokratik devlet, ancak laik devlettir. Dinsel gerekli düzenlemeler dinsel çabaları, zorlamaları, bunlar da dinsel ayrılıkları getirir. Sonuçta demokrasinin özgürlükçü, çoğulcu, hoşgörülü niteliği kalmaz”.
Bu karar ve gerekçesi ile, günümüzdeki inancın bir mezhebinin uygulama bulması ve giderek kimi kamusal alanlarda dayatılması ile, Anayasaya göre önerilmesi bile yapılamayacak olan laiklikten, demokratiklikten ve sosyal hukuk devlerinden söz etmenin, özümüzü aldatmaktan öte bir anlam taşımadığını düşünmekteyim.
Bu ara notu düştükten sonra gelelim 28 Şubat 1997 ‘de başlayıp, 2002’den başlayarak mahkum edilen ve o günün meşru komuta kademesine karşı sergilenen kin ve nefrete neden olan sürece…
“Postmodern Darbe” olarak da adlandırılan 28 Şubat, Erbakan’ın Başbakan, Tansu Çiller’in Dışişleri ve Başbakan Yardımcısı olduğu 28 Şubat 1997’de yapılan Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla” gericiliğe karşı başlayan ordu ve bürokrasi merkezli, Cumhurbaşkanı Demirel ve DYP Milletvekillerinden bazıları destekli” süreçtir. Süreç, dönerli Başbakanlığı bir an önce ele geçirmek isteyen Çiller’in dayatması ile, Erbakan’ın istifasına ve Cumhurbaşkanı Demirel’in, bu istifayı fırsata dönüştürme becerisi sonucunda REFAHYOL Hükümetinin dağılmasına yol açmıştır. 26
Türk siyasi tarihine geçen kararların uygulandığı dönemde Türkiye’de siyasal, yönetimsel, hukuki ve toplumsal alanlarda değişimler yaşanmıştır. Verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığını denetlemek için Batı Çalışma Grubu (BÇG) kurulmuştur. Refah-Yol Ortak Hükümeti döneminde oluşturulan BÇG, ANASOL-D Hükümeti döneminde de sürmüştür.
“Denetim Dışındaki Kuran Kurslarını Kapatın”, “Başı Örtük Kadınları Okula Almayın”, “Laikliğe Karşıt Vakıf ve Dernekleri, Tarikat ve Cemaat Oluşumlarını Kapatın”, “Dini Yayın Yapan Radyo ve Televizyonları Kapatın”, “Memur Atamalarında MİT Soruşturması Yapın” ve benzeri buyrukların altında MGK Askeri Kanadının değil, REFAHYOL ve ANASOL Hükümetlerinin Başbakanlarının(Erbakan ve Mesut Yılmaz), uygulama direktifleri ve genelgelerinde İçişleri Bakanlarının imzası yer almaktadır. Yanısıra bu çalışmalarda Başkanlığı Başbakanlık Müsteşarı, il ve ilçelerde vali ve kaymakamların başkanlıklarında yürütme ve denetleme kurulları görev yapmışlardır.
3
Burada da kalınmamış, Anasol Hükümeti sonrasında kurulan Bülent Ecevit’in Azınlık Hükümeti döneminde oluşturulan “Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu(BUTKK)”; Ecevit Hükümeti tarafından 18.05.2000’de hazırlanan “İrticai Faaliyetlere Karşı Yürütülecek Mücadele Stratejisi” ile, 27.06.2000’de yayımlanan “İrticai Faaliyetlere Karşı Yürütülecek Mücadele Stratejisine Yönelik Tedbirler” adlı Hükümet buyruklarının gereğinin yapılması ile görevli kılınmıştır.
Ecevit, “…Özellikle irticai(siyasal İslamcı), yıkıcı ve bölücü yayın yapan tüm radyo ve televizyonların, kurulan sistem içinde izleneceği, zararlı yayınların önleneceğini ve sorumluları hakkında yasal işlemin gecikmeksizin yapılacağını, bilhassa kılık kıyafet yönetmeliğinin uygulanmasında duyarlılık gösterilmesi gerektiği…” vurgulanmaktadır.
Hükümet Buyruğunda “…Dinin her türlü istismarının gerçek inanç ve iman sahipleri vatandaşlarımıza yapılabilecek en büyük kötülük olduğu, dini istismar edenlerle mücadelenin dine ve gerçek inanç sahip vatandaşlara yapılan kutsal bir hizmet…” kabul edilmesi gerektiği de, eklenmekte idi. Nisan 1999 seçimleri sonrasında Ecevit Başbakanlığında, ANAP ve MHP Ortak Hükümeti döneminde de bu uygulama ve denetimler sürdürülmüştür.
Gelelim, 2002 seçimi ve sonrasına. 2002 Kasım seçimleri, önceki dönemde TBMM’nde iktidar yada muhalefet görevini üstlenmiş olan tüm partiler, parlamento dışı kalırken, AKP tek başına iktidar, CHP ise, tek muhalefet partisi olarak görev yapar konumu kazanmışlardır.
AKP, 12 Eylül 2010 “Hukuk Darbesi” olarak kullacağı Anayasa değişikliğinden sonra, 14 Aralık 2010 günlü, “siyasal islamı(irticayı) tehdit olmaktan çıkarıcı Başbakanlık Genelgesi’ne kadar, 9 yıl, “28 Şubat Sürecinin” uygulayıcısı olmuştur.
AKP, önce 2007’de Cumhurbaşkanlığını, şimdilerde yolları ayrılan Abdullah Gül’e teslim ettikten ve “İkinci 12 Eylül 2010’da Hukuk Darbesi”ni başardıktan sonra, 2012’de TBMM’nde “Darbeleri Araştırma Komisyonu” kurmuş ve 28 Şubat 1997 başta olmak üzere, askeri darbeleri araştırmaya başlamış ve 28 Şubat’ı, siyasal iktidarı sürdürmenin araçlarından birine dönüştürmüştür.
(Sürdürülecek.)

