Çürük yapıların sorumlusu sadece müteahhitler değildir!
Çürük yapılardan yapı denetim firmaları, belediyeler ve asıl görevi bu sorunu çözmek olan fakat üç, beş oy devşirmek uğruna sürekli imar affı çıkaran siyaset kurumu da sorumludur..!
Ülkemizde, resmi kayıtlara göre üç yüz otuz bin civarında müteahhit var!
Bizimle aynı nüfusa sahip olan Almanya’daki müteahhit sayısı ise üç bin sekiz yüzdür.
Bu demektir ki, bizdeki müteahhit sayısı Almanya’dakinin tam seksen yedi katı.
Nüfusu dört yüz kırk yedi bin olan Avrupa Birliği ülkelerindeki toplam müteahhit sayısının da yaklaşık on dört katı.
Dünyada, her meslekten insanın (tıp hekiminin, diş hekiminin, veterinerin, eczacının, ziraatçinin, tekstilcinin, kuyumcunun, galericinin, nakliyecinin, kuaförün, aktarın vd.) müteahhitlik yaptığı başka bir ülke var mıdır bilmiyorum?!
Fakat olabileceğini de sanmıyorum. Eğer öyle olsaydı, Avrupa Birliği ülkelerindeki toplam müteahhit sayısının bir milyon yedi yüz bini bulması gerekirdi.
Bütün bu gerçekler gösteriyor ki, Ülkemizde müteahhitlik hizmetleri alanında büyük bir başıboşluk var! Sadece müteahhitlik hizmetleri alanında değil, yapı denetim hizmetleri ve ruhsatlandırma (yapı kullanım izni) alanında da başıboşluk var!
Sağlam ve güvenilir yapılara kavuşmak istiyorsak, yapım, denetim ve ruhsatlandırma konularında yeni bir düzenleme yapmamız şart. Yapılan her bina denetimden geçiyor ve ruhsat alabiliyorsa, burada bir sorun var demektir.
Bu sorunu çözmek de siyaset kurumunun görevidir.
Siyaset kurumu konuyu yeni baştan ele almalı ve müteahhitlerin ayıplarını, kusurlarını örten yapı denetim firmaları konusunda gerçekçi bir düzenleme yapmalıdır. Ayrıca, yapı kullanım iznini verme yetkisini de belediyelerden almalıdır. Çünkü belediyeler bu işi ya layıkıyla yapmıyor ya da yapamıyor…
DİL VE SÖYLEM…
Rivayet o ki, adaletiyle ve cömertliğiyle ün salan Sasani Hükümdarı Adil-i Nuşirevan’ın bilge Başveziri Büzürgmerh, dinleyenlerin sabrını taşıracak kadar yavaş (ağır ağır) konuşurmuş.
Daha açık bir ifadeyle, söyleyeceklerini düşüne düşüne ve tarta tarta söylermiş.
Başvezir’e bir sohbet sırasında niçin böyle konuştuğunu sorarlar!
O da şöyle cevap verir!
-Söyleyeceğiniz şeyi düşünerek ve tartarak söylerseniz, niçin böyle söyledim diye pişmanlık yaşamazsınız.
Anlaşılan o ki, bizim politikacıların Büzürgmerh’ten ve onun gibi düşüne düşüne ve tarta tarta konuşanlardan öğrenecekleri çok şey var!
Unutmayalım!
Bağırıp çığırdıkça sesin gücü yükselir amma, sözün gücü düşer. Asıl olan sesimizi yükseltmek değil, sözümüzü ve işimizi yükseltmek olmalıdır.
Önümüzdeki dönemde, Ülkemizin kaderinde söz ve yetki sahibi olacak siyasetçilerin, bağırıp çığıranlar değil, sözlerini ve işlerini yükseltenler olacağından hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Çünkü Milletimiz azarlamaya ve ayar vermeye dönük yakıcı dilden ve söylemden bıktı.
Bu güzel Ülke’nin ilacı belli!
Temiz bir dil, temiz bir söylem, temiz bir siyaset…
“Cahilin ağzında ağı olan dil, kamilin ağzında Anzer Balı olur!”
