“Sessiz çığlık” denildiğinde çoğumuzun aklına, derdini anlatamayan, sesini duyuramayan insanlar gelir. Oysa bu kavram, doğanın içinde varlığını sürdüren ve sayıları yüzlerle ifade edilen canlı türleri için çok daha derin bir anlam taşır. Çünkü onların çığlığı gerçekten sessizdir; ne bir dile dökülür ne de çoğu zaman kulaklara ulaşır.
Görsel ve yazılı anlatımlarda “sessiz çığlık”, dışarıdan duyulamayan ama içinde büyük bir acıyı, çaresizliği ve yok oluşun eşiğinde bir direnişi barındıran bir ifadedir. İşte doğadaki birçok canlı da tam olarak böyle bir çığlığın içindedir. Kimisi insandan ürker, yaklaşamaz; kimisi çekingenliğinden geri durur. Ama hepsinin ortak noktası aynıdır: Hayatta kalabilmek için insanın duyarlılığına ihtiyaç duymaları.
Doğanın dengesi, yalnızca insanın refahı için değil, tüm canlıların kendi yaşam alanlarında varlığını sürdürebilmesi için hayati önemdedir. Dağlarda, ormanlarda, kayalıklarda yaşayan canlıların doğal döngüsü bozulduğunda, bu durum eninde sonunda insan hayatını da doğrudan etkiler. Çünkü doğa bir bütündür; bir halkadaki kopuş, zincirin tamamını zayıflatır.
İçinde bulunduğumuz yaz aylarında bu sessiz çığlık daha da belirgin hale geliyor. Küresel iklim krizinin etkisiyle su kaynakları hızla azalırken, özellikle Akdeniz Bölgesi’nde, Taşeli yöresinin dağlık ve ormanlık alanlarında yaşayan yaban hayvanları ciddi bir su sıkıntısıyla karşı karşıya kalıyor. Yıllardır akıp duran dereler kuruyor, kaynak suları ya tamamen kesiliyor ya da yok denecek kadar azalıyor.
Üstelik sorun yalnızca iklimle sınırlı değil. İnsan eliyle yapılan müdahaleler de bu tabloyu ağırlaştırıyor. Doğal çeşmelerin ve su yollarının bağ ve bahçelere yönlendirilmesi, zaten sınırlı olan suyun doğadaki canlılara ulaşmasını engelliyor. Sonuçta susuz kalan yalnızca toprak değil; kuşlar, yaban keçileri, tilkiler, sürüngenler ve daha niceleri…
Yazılı ve görsel medyada zaman zaman kuraklık ve su kıtlığına dikkat çekiliyor, ormanlık alanlara su kapları bırakılması yönünde çağrılar yapılıyor. Ancak ne yazık ki bu çağrılar beklenen karşılığı bulmuyor. Oysa yapılacak küçük bir katkı bile bir canlının hayatını kurtarabilir.
Bugün doğada yükselen bu sessiz çığlık, aslında hepimize yönelmiş bir çağrıdır. Duyabilene, hissedebilene… Doğanın bizden istediği çok büyük fedakârlıklar değil; biraz duyarlılık, biraz sorumluluk ve biraz da vicdan.
Unutmamak gerekir ki doğa konuşmaz ama hesap sorar. Ve o hesap günü geldiğinde, sessiz kalanların da sesi duyulmaz olur.


