Çocukluğumdan itibaren hayatın acımasız koşullarıyla mücadele ederek büyüdüm. Bu mücadele, 1970’li yılların coğrafi ve sosyal şartlarına göre şekillendi; tıpkı benim hayat hikâyem gibi…
Memleketimiz o yıllarda eski adıyla anılırdı. İçel’in Gülnar ilçesine bağlı Beydili Köyü’nün Pambucak Mahallesi’nde yaşıyorduk. Bir yanı orman, bir yanı tarım alanı olan, dağ köyü özellikleri taşıyan bir yerde… 1968’li yıllarda ilkokula başlamak için her gün Pambucak’tan Beydili köy merkezine, tam 7 kilometre yolu yürüyerek gidip geldik. Beş yıl boyunca…
O yollar sadece uzun değildi; deve sürülerinden, çoban köpeklerinden korkarak yürüdüğümüz zorlu yollardı. Eğitimimizi köydeki “dam okulda” aldık. İlk öğretmenimiz Mersinli İsmail Bey’di.
Saz çalar, türkü söylerdi; sonradan sanatçı olduğunu öğrendik. Okulda “Amerikan yardımı” dedikleri süt tozu, haşlanmış un ve konserve balık dağıtılırdı. İmece usulü pişirir, kimi zaman unu evden getirip ekmek yapardık. Yokluk vardı ama paylaşım da vardı.
İlkokulu bu zor şartlarda tamamladım.
1974 yılında, ailevi nedenlerle çalışmak üzere Mersin’e geldim. Yoğurt Pazarı’nda muayenehanesi bulunan merhum Diş Hekimi Mustafa Dirlik’in yanında çalışmaya başladım. Haftalık ücret alıyorduk. O dönem Mersin’in ticari hayatı da Yoğurt Pazarı’nda yoğunlaşmıştı.
Ama içimde sönmeyen bir ateş vardı: Okumalıydım, başarmalıydım…
Bir gün Mustafa Dirlik abi beni yanına çağırdı ve “Seni okutacağım” dedi. Hayatımın dönüm noktalarından biri oldu bu söz. Gece ortaokuluna başladım. Gündüz çalıştım, akşam okudum. Ortaokul dört yıldı ama ben zamanla yarışıyordum. Daha erken bitirmek için dışarıdan sınavlara girme imkânını araştırdım.
Karar verdiğim işi yarına bırakmam. Yaz boyunca Pozcu’daki evlerini beklerken ders çalıştım. Ardından Mersin Dumlupınar Lisesi’nde dışarıdan bitirme sınavlarına girdim ve başardım.
1979’da Dumlupınar Lisesi’ne başladım. O yıllarda Mersin’in en gözde liselerinden biriydi. 1981’de mezun oldum. Üniversiteye de dışarıdan kayıt yaptırdım. Mersin’de geçirdiğim 9 yılın en büyük kazanımı eğitimimi tamamlamaktı.
Sonra memleketime, Gülnar’a geri döndüm. Herkes şehirden köye giderken değil; köyden şehre giderken anlatılır ama ben tersini yaptım. Çünkü içimde hâlâ aynı ses vardı: “Başaracaksın!”
Gülnar’da ekonomik zorluklara rağmen pes etmedim. Milliyet ve Türk Haberler Ajansı, ardından TRT’nin Gülnar muhabiri oldum. Haber başına ücret alıyordum ama işimi küçümsemedim. Severek yaptım.
1985 yılında Maliye’nin açtığı sınava girdim, kazandım ve memur oldum. 9 yıl sonra Selçuk Üniversitesi Kulu Meslek Yüksekokulu’na sekreter olarak atandım. Daha sonra Ermenek Meslek Yüksekokulu’nda görev yaptım. Her iki okulun yeni binalarının yapılmasında aktif rol aldım. Eğitime katkı sunmak benim için en büyük gururdu.
Yıllar geçti… Emekliliğe dört yıl kala içimde bir özlem vardı: Mersin’e dönmek. Büyük bir çabayla tayinimi aldırdım ve 2004 yılında SHÇEK Mersin Çocuk ve Gençlik Merkezi (ÇOGEM) Müdürü olarak göreve başladım.
10 yıl boyunca, sokakta risk altında yaşayan çocukların hayata kazandırılması için ekip ruhuyla çalıştık. 2012’de kurum Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na dönüştü, ben de görevime çocuk hakları projeleriyle devam ettim. Aynı zamanda Aktif Yaşam Merkezi Müdürlüğü’nü de yürüttüm.
Valilik tarafından engelli vatandaşlar ve sokakta çalışan çocuklara yönelik hizmetlerim nedeniyle takdirname ile onurlandırıldım. 22 yıl boyunca aynı görevi büyük bir özveriyle sürdürdüm. Bu süreçte Mersin’de 22 sosyal projeye imza attık. Bu çalışmalar bugün 81 ilde sosyal bilgiler ders kitaplarında yer almaktadır.
Bir köy okulundan çıkıp ders kitaplarına girmek… Bu benim için en büyük gururdur.
Elbette tüm bunları yapabilmemi sağlayan devletimize ve yöneticilerimize minnettarım. Biz de bu güvene layık olmak için gece gündüz çalıştık.
1 Haziran 2026 tarihinde, 65 yaş zorunlu emekliliğim ile görevimi tamamladım. Mersin’e birkaç yıl çalışmak için gelmiştim ama işimi sevdiğim için 22 yıl kaldım.
Sonuç olarak; başarı tesadüf değildir. Başarı, azmin, çalışmanın ve inancın zaferidir.
İşimizi, ülkemizi ve insanımızı sevmeliyiz.
Saygıyla…


