Yaklaşık iki milyon nüfuslu, sanayisiyle, ticaretiyle, belediyeleriyle övünen Mersin’de; odalar, borsa, büyük şirketler ve holdingler var. Ancak Gültekin’e göre bu güçlü yapının ortasında bir engelli gazeteciye kapı açacak tek bir kurum dahi yok.
“Belki ben yazmaktan usandım, belki siz de okumaktan” diyerek tepkisini dile getiren Gültekin, mesleğini yıllardır onuruyla sürdürdüğünü, engelinin üretmesine hiçbir zaman engel olmadığını vurguladı. Ancak tüm çabasına rağmen sistematik bir görmezden gelinmişlikle karşı karşıya kaldığını ifade etti.
Mersin’de sosyal sorumluluk projeleriyle övünen kurumlara açık çağrıda bulunan Gültekin, engelli istihdamının kağıt üzerindeki yükümlülükten ibaret kaldığını ima etti. “Engelli istihdamı vitrin süsü değil, vicdan meselesidir” diyen Gültekin, fırsat verilmediği sürece bu söylemlerin samimiyetten uzak olduğunu ortaya koydu.
Ayrıcalık istemediğini özellikle vurgulayan Gültekin, tek talebinin emeğinin karşılık bulacağı bir iş olduğunu belirtti. Ancak ortaya çıkan tablo, Mersin’de liyakatten çok görmezden gelmenin hakim olduğu yönünde sert bir eleştiri içeriyor.
Gültekin’in sözleri yalnızca kendi hikâyesini değil, aynı zamanda kentteki kurumların sosyal sorumluluk anlayışını da sorgulatıyor. “Gerçekten böyle bir insanı görmezden mi geliyoruz?” sorusu, yalnızca yöneticilere değil, tüm kente yöneltilmiş bir vicdan çağrısı olarak yankılanıyor.
Ortada artık bireysel bir talep değil, toplumsal bir ayıp var. Ve bu ayıp, her geçen gün daha görünür hale geliyor.
Tüm bu tabloya rağmen Gültekin umudunu tamamen yitirmiş değil. Ancak onun umudu kadar, Mersin’in bu sınavdan nasıl çıkacağı da artık mercek altında.

