Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

SİZ UYURKEN ŞİRKETİNİZ NE YAPIYOR?

Mersin’in en büyük eksiklerinden biri olan kurumsal olmayan aile şirketleri…
Ve “Ben para kazandım, her şeyi herkesten iyi bilirim” diyen patronlar…
Bu makalem onlara.

Mersin'in en büyük eksiklerinden biri olan kurumsal olmayan aile şirketleri...
Ve
Mersin’in ticaret sahasında geçirdiğim 35 yıl, bana binlerce bilanço, yüzlerce kriz ama en çok da “insan” hikâyesi öğretti. Bugün Mersinli iş insanlarına, belki de duymaktan en çok çekindikleri o soruyu soruyorum:
Siz yoksanız, şirketiniz var mı?
Bu soruya genelde iki cevap alıyorum.
Birincisi: “Ben olmazsam bu dükkanın kapısına kilit vurulur.”
İkincisi: “Ekibim var, sistemim var.” Her iki cevap da kendi içinde devasa bir yanılsama barındırıyor. Gelin, bu “patron tuzağını” beraber aralayalım.
Başarı mı, Zincir mi?
“Bir insanı yönetmek, onu kendi yolunda yürümeye ikna etmektir.”
Peter F. Drucker
“Ben olmadan olmaz” diyen patron, aslında bir lider değil, kendi inşa ettiği hapishanenin en kıdemli mahkumudur. Gurur duyduğu o vazgeçilmezlik, aslında bir başarı değil, bir yönetim iflasıdır. Hastalandığında şirketin durduğu, tatile gittiğinde telefonun susmadığı bir yapı, bir “kurum” değildir; sadece patronun ömrünü tüketen bir iş yüküdür.
Kadim bilgelikte Mevlâna’nın çok sevdiğim bir sözü vardır: “Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait; şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” Dünün “tek adam” yönetimiyle bugünün karmaşık piyasasında ayakta kalmaya çalışmak, rüzgâra karşı mum yakmaya benzer. Para kazanmış olabilirsiniz; ancak geride sizden bağımsız yaşayan bir sistem bırakmadıysanız, o başarı sadece bir illüzyondur.
35 yılda gördüm:
Bu patronların çoğu iyi para kazandı. Ama bir kurum inşa edemedi. Geride ne bir sistem bıraktı, ne bir kurumsal hafıza, ne de ayakta kalabilecek bir yapı.
Para kazanmak başarıdır. Ama para kazanırken kendini tüketmek -ve arkasında hiçbir şey bırakmamak- trajedidir.
Sistem mi, Sadece Alışkanlık mı?
“Öyle bir iş kurun ki, onu bir aptal bile yönetebilsin; çünkü bir gün mutlaka biri yönetecektir.”
Warren Buffett
Diğer yanda “Sistemim var” diyen patronlara bakıyorum. Eğer sisteminiz varsa; neden en basit kararlar hâlâ sizin masanızda birikiyor?
Neden aile içi meselelerle yönetim kurulu kararları aynı sofrada birbirine karışıyor? Neden her sabah dükkanı siz açıp, her akşam son kararı siz veriyorsunuz?
Gerçek sistem, patronun onayına her adımda ihtiyaç duymayan, hata payını ölçen ve çözüm üreten yapıdır. Eğer her gün aynı yangını söndürüyorsanız, yangın söndürme ustası değil, yangın çıkaran düzeni sorgulamalısınız.
Sistem kurduğunu sanan ama aslında sadece alışkanlıklarını belgeleyen onlarca patron gördüm.
Fark şu: Gerçek sistem, siz olmadan da karar üretir. Sizin onayınıza her adımda koşmaz. Gerçek sistem, “Bugün patron hasta” dediğinizde işlerin aksamadan yürüdüğü yapıdır.
Sun Tzu, Savaş Sanatı’nda der ki:
“Savaş meydanında düşmanı yenen yiğit değildir asıl yiğit; düşmanı dövüşmeden yenen kimsedir.”
En iyi savaş, savaşmadan kazanılan savaştır. En iyi sistem de, patronun sürekli müdahale etmesine gerek kalmadan işleyen sistemdir.
Ayna ve Danışman: Göremediğinizi Gören Göz
“Hiçbir balık, suyun ıslak olduğunu bilmez.”
“Danışman ne işe yarar?” sorusu Mersin sokaklarında sıkça kulağıma çalınıyor. Kurumsal danışmanlığı gereksiz bulan patron, aynası olmayan banyoda saçını tarayan adama benzer; her şeyin düzgün olduğunu sanır, ta ki dışarı çıkıp gerçeği görene kadar.
Haklılar aslında -bazı danışmanlar gerçekten işe yaramaz. Tıpkı bazı doktorların yanlış teşhis koyması gibi. Ama hiç doktora gitmeyen hasta, kendini sağlıklı sanarsa- bu cahillik değil, tehlikeli bir yanılsamadır.
Danışman, sizi alkışlamak için değil, doğru soruyu sormak için oradadır. İçeriden bakanın körleştiği noktayı, dışarıdan görendir.
Sizin “Biz böyle yapıyoruz” dediğiniz o kalıpların, dünyadaki karşılığını size gösteren bir aynadır. Aynayı gereksiz bulmak, sadece kendinizi kandırmaktır.
W. Edwards Deming’in çok keskin bir tespiti vardır: “İnsanlar değişime direnirler. Sistemler dirençsiz değişir.” Danışman sizi değiştirmeye çalışmaz; sizin sisteminizi değiştirmenize yardım eder. Çünkü sistem değişmeden, insan davranışları da değişmez. Ve sistem en çok, “bize bir şey olmaz” diyenlerin başına gelir.
Son Söz: Siz Uyurken Ne Oluyor?
“Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.”
Heraklitos
İş dünyasında en tehlikeli cümle “Biz böyle yapıyoruz” değildir. En tehlikelisi; “Bizim için gerek yok” cümlesidir. Neye gerek olmadığını bilmek için, önce neyin eksik olduğunu görmek gerekir. Göremiyorsanız -sorun piyasada değil, aynada. Ve ayna, kendi kendine önünüze gelmez.
Şirketinizi büyütmek bir marifet olabilir; ancak onu sizden bağımsız, siz uyurken de tıkır tıkır işleyen bir organizmaya dönüştürmek bir sanattır.
Mersin’de bu sanatı icra edenler, sadece para kazanmayacak; kendilerinden sonra da yaşayacak bir miras bırakacaklar.
Aile Anayasası huzurlu günler için değil, fırtınalı günlerde dağılmamak içindir. Çünkü kriz, aile içi gerilimi bir kat daha artırır; sınırlar çizilmemişse, iş çöker, hane çöker. Kurumsallaşma, duyguyu yok saymak değil; duyguyu yapının dışına çıkarıp, kararları nesnel zemine oturtmaktır.
“Yolculuk binlerce kilometrelik bir yolculukla başlar. Ama ilk adım, yola çıkmaya cesaret etmektir.”
Lao Tzu
Mersin limanında 35 yıldır gemiler inip kalkıyor. Bazıları fırtınada batar, bazıları limana yanaşır. Fark; kaptanın ne kadar iyi kürek çektiğinde değil, geminin ne kadar sağlam inşa edildiğindedir.
Sahi, siz yoksanız şirketinizde yarın sabah ne değişir?
Cevabı biliyorsunuz. Belki de duymaktan korktuğunuz cevabı.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir