Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Avrupa’da Yükselen Antisemitizm: Görmezden Gelinemez Bir Gerçek

Avrupa’nın uzun yıllardır savunduğu temel değerler arasında hoşgörü, çoğulculuk ve

Avrupa’nın uzun yıllardır savunduğu temel değerler arasında hoşgörü, çoğulculuk ve insan hakları başı çeker. Ancak son dönemde açıklanan veriler, bu değerlerin pratikte ciddi bir sınavdan geçtiğini gösteriyor. Eurobarometer araştırmasına göre Avrupalıların yarısından fazlası antisemitizmi kendi ülkelerinde önemli bir sorun olarak görüyor. Bu tablo, yalnızca Yahudi toplumu açısından değil, Avrupa demokrasisinin geleceği açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken bir gelişme.

Araştırmanın ortaya koyduğu en çarpıcı noktalardan biri, antisemitizmin yalnızca marjinal gruplara özgü bir mesele olmaktan çıkıp kamusal alana daha görünür biçimde taşınması. Antisemitik grafitiler, kamusal alanlarda düşmanlık içeren söylemler ve özellikle sosyal medya üzerinden yayılan nefret dili, sorunun yeni yüzünü oluşturuyor. Dijital çağda nefret söyleminin hızla yayılabilmesi, bu tehdidi daha karmaşık hale getiriyor.

Ülkeler arasındaki farklı algılar da dikkat çekici. Fransa, İtalya ve İsveç gibi ülkelerde antisemitizm daha ciddi bir sorun olarak görülürken Baltık ülkeleri ve Finlandiya’da bu algının daha düşük olması, hem tarihsel deneyimlerin hem de toplumsal yapıların etkisini düşündürüyor. Bununla birlikte kadınlar, kentliler, azınlık grupları ve yüksek eğitimliler arasında antisemitizm hassasiyetinin daha yüksek olması, toplumsal farkındalık ile eğitim arasındaki ilişkiye işaret ediyor.

Orta Doğu’daki çatışmaların Avrupa’daki Yahudi algısını etkilediğine dair yaygın kanaat ise uluslararası gelişmelerin iç politikaya nasıl yansıdığını açıkça gösteriyor. Neredeyse her 10 Avrupalıdan 7’sinin bu bağlantıyı kurması, küresel krizlerin yerel toplumsal gerilimleri tetikleyebildiğini ortaya koyuyor.

UNESCO’nun antisemitizm ve Holokost inkârına ilişkin uyarıları da durumun ciddiyetini artırıyor. Nefret söyleminin II. Dünya Savaşı’ndan bu yana görülmemiş seviyelere ulaştığı yönündeki değerlendirme, Avrupa’nın tarihsel hafızasının zayıflayıp zayıflamadığı sorusunu gündeme getiriyor. Çünkü antisemitizm yalnızca bir azınlığa yönelik önyargı değil, demokratik değerlerin aşınmasının da erken işaretlerinden biri kabul ediliyor.

Öte yandan Avrupalıların yaklaşık yarısının antisemitizmin son beş yılda arttığını düşünmesi, sorunun geçici bir dalga olmadığını düşündürüyor. Azaldığını düşünenlerin oranının oldukça düşük kalması ise iyimserliğin sınırlı olduğunu gösteriyor.

Bugün Avrupa’nın karşı karşıya olduğu soru aslında çok net: Tarihten alınan dersler gerçekten kalıcı mı, yoksa toplumsal hafıza giderek siliniyor mu? Eğer nefret söylemi normalleşirse, bu yalnızca Yahudiler için değil tüm azınlıklar ve demokratik düzen için risk anlamına gelir.

Antisemitizmle mücadele, sadece güvenlik önlemleriyle değil; eğitim, toplumsal diyalog ve güçlü demokratik reflekslerle mümkün olabilir. Avrupa’nın kendi değerlerine sahip çıkıp çıkamayacağı ise önümüzdeki yılların en önemli sınavlarından biri olacak.