Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Avrupa, Barış Masasında Sandalyeyi Kimseye Bırakmak İstemiyor!

Avrupa’nın Ukrayna savaşıyla ilgili psikolojisini tek bir cümleyle özetlemek mümkün:

Avrupa’nın Ukrayna savaşıyla ilgili psikolojisini tek bir cümleyle özetlemek mümkün:
“Bizi masadan dışlayamazsınız.”

Son günlerde yaşanan diplomatik hareketlilik bunu açıkça gösteriyor. ABD ile Rusya arasında şekillenen barış planı taslağının ilk versiyonunda Avrupa Birliği’nin doğrudan ilgilendiği konular yer almasına rağmen Avrupa’nın kendisine masada doğru dürüst yer verilmemesi, Brüksel’de alarm zillerini çaldı.

Çünkü mesele yalnızca Ukrayna’nın geleceği değil; Avrupa’nın kendi kaderi.

AB’nin en hassas noktası: Yetkisi olmadan karar çıkması

ABD ve Rusya’nın hazırladığı ilk 28 maddelik şablonda, Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımlar ve dondurulmuş Rus varlıkları gibi AB’nin doğrudan yetki alanına giren başlıkların bulunması, üstelik bu konuların Avrupalılara danışılmadan yazılması, Brüksel’de büyük rahatsızlık yarattı.

AB bunu net bir şekilde söylüyor:
“Yaptırımlar bizim işimiz. Rus varlıklarının nasıl kullanılacağı bizim kararımız. Ukrayna’nın AB üyeliği bizim sürecimiz. Bu konularda mutabakat olmadan barış olmaz.”

Diplomasi dünyasında bundan daha açık bir mesaj nadiren duyulur.

Kıtanın güvenliği konuşuluyor, ama kıta yokmuş gibi

Avrupalılar için en büyük kırılma, kendi kıtalarının güvenliği üzerine bir plan hazırlanırken dışarıda tutulduklarını hissetmeleri. Cenevre’de yapılan görüşmenin ilk hali tam da bu izlenimi yarattı.
Düşünsenize:
— Savaş Avrupa’nın kalbinde.
— Milyonlarca mülteci Avrupa’ya sığındı.
— Ekonomik faturayı Avrupa ödüyor.
— Silah desteğinin büyük kısmı Avrupa’dan gidiyor.

Ama barış planının taslağında Avrupa’ya rol verilmedi.
İşte bu, AB liderlerini ayağa kaldırdı.

Costa ve von der Leyen’den net mesaj: “Bu masada biz de varız.”

AB Konseyi Başkanı António Costa’nın Luanda’daki açıklamaları aslında Brüksel’in ortak tutumunu yansıtıyor:
— İlerleme var,
— Görüşmeler yapıcı,
— Ancak Avrupa’nın dahil olmadığı hiçbir plan kabul edilemez.

Costa’nın söylediği esas kritik cümle şu:
“Yaptırımlar, genişleme ya da el konulan varlıklar gibi Avrupa Birliği’ni doğrudan ilgilendiren konular AB’nin tam katılımını gerektirir.”

Bu, diplomatik dille “masaya sandalye ekleyin” demek.

Von der Leyen’in mesajı ise biraz daha stratejik:
— Hem ilerleme olduğunu söylüyor.
— Hem de Ukrayna’nın egemenliğine dokunan her maddenin Kiev tarafından onaylanması gerektiğini vurguluyor.

Pazar günü Ukrayna ordusunun büyüklüğüne sınırlama getirilemeyeceğini söyleyen von der Leyen’in, bugün “sınırlama ancak Kiev kabul ederse mümkün olabilir” demesi, Avrupa’nın ABD ve Ukrayna arasında sıkışsa bile kendi pozisyonunu koruma arayışını gösteriyor.

Trump etkisi: Avrupalılar hızdan korkuyor

Hem G20 zirvesi hem de AB–Afrika Birliği toplantısı, Washington’un “hafta sonundan önce bir anlaşma çıkarma” çabasının gölgesinde kaldı.
Bu hızlı diplomasi girişimi Avrupalıları tedirgin etti. Çünkü hızlı çözümler çoğu zaman kapsamlı değildir.
Ve Avrupa biliyor ki:
Kalıcı barış, aceleyle yazılan taslaklarla gelmez.

Avrupa’nın Ukrayna’ya verdiği mesaj değişmedi

AB’nin temel çizgisi yine çok net:
— Ukrayna’nın egemenliğine saygı,
— Sınırlarına saygı,
— Kaçırılan çocukların geri getirilmesi,
— Kiev’in istediği ölçüde askeri kapasite.

Costa’nın “Barış geçici bir ateşkes olamaz” cümlesi ise Avrupa’nın korkusunu açık ediyor:
“Savaş dondurulursa, kriz sadece ertelenmiş olur.”

Sonuç: Avrupa sonunda fark etti… Kendi kıtasındaki savaşta kenarda oturamaz.

Bu diplomatik kriz, AB’nin uzun süredir yüzleşmekten kaçındığı bir gerçeği ortaya koydu:
Avrupa, kendi güvenliği konusunda hâlâ başkalarının çizdiği çerçevelere göre hareket ediyor.

Ama görünen o ki bu kez Brüksel kararlı:
Masada sandalye değil, söz hakkı istiyor.
Üstelik bu kez “Ukrayna’nın seçimi” argümanını kullanarak moral üstünlüğü de elinde tutuyor.

Avrupa’nın ne kadar etkili olacağı ise bundan sonra başlayacak pazarlıklarda belli olacak.
Bir şey kesin:
Barış planı, Avrupa’nın onayı olmadan ilerlemeyecek.