Brüksel’de bu hafta düzenlenen Filistin Bağışçıları Grubu toplantısı, diplomatik nezaket cümlelerinin arkasına saklanan çıplak bir gerçeği gözler önüne serdi: Avrupa Filistin’e destek vermeye devam ediyor, ancak dünya geri çekilmiş durumda.
Avrupa Komisyonu’nun doğruladığı 82 milyon euroluk katkı, aslında yeni bir söz değil; Almanya, Lüksemburg, Slovenya ve İspanya tarafından önceden verilmiş taahhütlerin sadece teyidi. Yani toplantıdan “yeni para” çıkmadı. Daha önemlisi, Komisyon’un tüm çağrılarına rağmen AB dışı ülkelerden tek bir yeni taahhüt bile gelmedi.
Bu, Filistin meselesinin uluslararası toplum için nasıl “yorgun bir dosyaya” dönüştüğünün en net göstergesi.
Güvenli Para Transferi: Pegase Mekanizması
Söz konusu fonlar, AB’nin yıllardır kullandığı Pegase adlı mekanizma üzerinden aktarılacak. Bu yapı, reformlara uyumu takip eden ve paranın nereye gittiğini sıkı biçimde denetleyen bir sistem.
Brüksel’in bu kadar titiz davranması boşuna değil. İsrail’in uzun süredir öne sürdüğü, Filistin Yönetimi’nin “ölmeye ödeme” diye adlandırılan bir yöntemle mahkûm ailelerine para verdiği yönündeki iddialar, Avrupa’daki her fon tartışmasını zehirleyen bir unsur hâline geldi. Komisyon’un ilgili üyesi Dubravka Suica bu konuda net bir cümle kurdu:
“Avrupa parasının tek bir eurosu bile bu tartışmalı ödemelere gitmedi.”
Ancak diplomasi dünyasında her netlik, aynı zamanda başka bir muğlaklığı da aydınlatır: Eğer AB parayı bu kadar yakından izliyorsa, neden uluslararası toplumun geri kalanı aynı mekanizmaya güvenmiyor?
Katılımcılar Çoktu, İmza Atan Yoktu
Toplantıya dünya genelinden 60’tan fazla heyet katıldı. Fakat temsiliyet yüksek olsa da, sonuç kısıtlıydı. Suica’nın diplomatik bir zarafetle tanımladığı, “ortakların katkılarına açık mekanizma”, bu toplantıda kimseyi yeni bir söz vermeye ikna edemedi.
İsviçre, Norveç, Yeni Zelanda ve Türkiye gibi aktörlerin “katılmayı değerlendirdiği” ifade edilse de, bu sadece diplomatik literatürde “bekle ve gör”ün şık bir karşılığı.
Filistin Yönetimi’nin En Büyük Krizi: Kendi Parasına Ulaşamamak
Filistin Başbakanı Muhammad Mustafa toplantıyı diplomatik bir fırsat olmaktan çıkarıp siyasi bir hatırlatma zeminine dönüştürdü. Haklı olarak…
İsrail’in Filistin Yönetimi adına topladığı vergi gelirlerini Nisan ayından bu yana aktarmaması, Batı Şeria’daki ekonomik çöküşün başlıca nedeni hâline geldi. Mustafa’nın cümlesi aslında bütün tabloyu özetliyor:
“Hiçbir hükümet, kendi gelirlerinden mahrum bırakılırken reformları sürdüremez.”
Bu durum Filistin’in sadece mali yapısını değil, toplumun en temel hizmetlere erişimini ve iki coğrafyada —Gazze ve Batı Şeria’da— kırılgan olan istikrarı da sarsıyor.
Avrupa’nın Tarihsel Rolü
AB, 1994’ten bu yana Filistin’e yaklaşık 30 milyar euro destek sağladı. Bu, sadece maddi bir katkı değil; Avrupa’nın Filistin meselesinde tarihsel ve siyasi bir sorumluluk üstlendiğinin göstergesi.
Ancak bugün Avrupa’nın karşısındaki soru daha zor:
Bu desteği tek başına sürdürmeye ne kadar devam edebilir?
Ve en az bunun kadar önemli bir diğer soru:
Uluslararası toplumun geri kalanını bu yükü paylaşmaya nasıl ikna edebilir?
Çünkü gerçek şu ki, Avrupa çabalıyor; dünya ise sırtını dönmüş durumda.
Avrupa’nın Filistin dosyası bugün 82 milyon euro ile değil, bu 82 milyon euronun neden sadece dört ülkeden geldiğiyle anlam kazanıyor. Ve belki de asıl kriz, Filistin’in yaşadıkları değil; dünyanın geri kalanının artık hiçbir şey görmemesi.

