Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

AYRILIĞIN GÜNÜNCÜSÜ

Bir ayrılığın ardından, kendine dönmenin küçük zaferi. Bugün ne kadar

Bir ayrılığın ardından, kendine dönmenin küçük zaferi.

Bugün ne kadar ayrılık şarkısı varsa dinleyip ağlayacağım. Biraz sızlanacağım, sonra zıbarıp uyuyacağım. Uyandığımda da zaferimi kutlayacağım.

Şan olsun bana.

Bunu söylerken kendime biraz gülüyorum. İnsan, gözleri şişmiş, kahvesi soğumuş hâlde de zafer kazanabilir mi? Göreceğiz. Şimdilik tek bildiğim, bugün iyiymiş gibi yapmayacağım.

Sabah perdeyi açtığımda gökyüzü griydi. Karşı apartmanın balkonunda unutulmuş bir sandalye, aşağıda aceleyle yürüyen birkaç insan vardı. Hayatın devam etmesine şaşırdım. İçimde bunca şey durmuşken dışarıda birinin otobüse yetişmeye çalışması tuhaf geldi.

Kahvemi yaptım. Sade, şekersiz. Fincanı masaya koyarken karşısındaki boşluğa baktım. Eskiden orada biri otururdu. Bazen konuşurduk, bazen de birbirimizin yanında susmanın rahatlığıyla kahvemizi içerdik. Şimdi masanın aynı tarafında oturuyor, öbür tarafını görmemeye çalışıyordum.

Bir ayrılık şarkısı açtım. Adının önemi yok. Daha ilk birkaç notada boğazım düğümlendi. Bir süredir içimde kapalı tuttuğum çekmece, hiç beklemediğim bir yerinden açılmıştı.

Önce seni düşündüm. Sonra bir akşamı, yarım kalmış bir konuşmayı, gülerken başını nasıl çevirdiğini. Ardından, yanında olduğum kişiyi özlediğimi fark ettim. Bir şey anlatmak için sabırsızlanan, telefonu çalınca sevinen, gelecek zamandan korkmadan söz edebilen kendimi.

Hangimizin yokluğu daha çok acıtıyordu, ayıramadım.

Telefonu elime aldım. Sana yazacak bir şeyim yoktu aslında. Yine de ekranı açtım, eski konuşmaların başında bir süre bekledim. Son mesajın altında yeni bir cümle kurmak, kapanmış bir evin kapısını çalmak gibi geldi. Telefonu ters çevirip masaya bıraktım.

Sonra ağladım.

Öyle güzel, sessiz, filmlerdeki gibi değil. Burnumu çeke çeke, aynı mendili gereğinden fazla kullanarak, arada kendime kızarak ağladım. Bir ara kahvemden içtim; soğumuştu. Yeniden ısıtmaya üşendim.

“Ağlama, değmez,” diyenleri düşündüm. Belki iyi niyetle söylüyorlar. Ama ben oturup bir insanın gözyaşlarıma değip değmediğini hesaplayacak hâlde değildim. Özlemiştim. Kırılmıştım. Söyleyemediklerim vardı. O sabah bunların hiçbirini makul bir açıklamaya dönüştürmek istemedim.

Şarkılar birbirini izledi. Bir noktadan sonra sözlerini dinlemez oldum. Odada bir ses bulunsun yeterdi. Kalkıp banyoya gittim. Aynadaki yüzüm yorgundu; gözlerimin çevresi kızarmıştı. Kendime uzun uzun bakmadım. Yüzümü yıkadım, havluyu yerine astım.

“Bugünlük bu kadar,” dedim.

Her şeyi çözmüş değildim. Sadece yorulmuştum. Bir süredir kendime verdiğim bütün görevlerin arasına, dinlenmeyi koymamıştım.

Şimdi zıbarıp uyuyacaktım.

Evet, zıbarıp. Bu kelimede hoşuma giden bir taraf var. İnsanın kendisine çektiği küçük bir pay gibi: Yeter artık, bırak şu düşünceleri de yat. Yastığın benden açıklama beklemeyecek olması bile iyi geldi.

Uyandığımda oda loştu. Birkaç saniye nerede olduğumu, günün hangi saatinde bulunduğumu anlayamadım. Sonra her şey geri geldi. Senin yokluğun da.

Demek uyuyunca geçmiyordu.

Ama kalkabildim. Mutfağa gittim, masadaki mendilleri topladım. Fincanı yıkadım. Pencereyi biraz açınca serin hava içeri doldu. Bu kez kahveme bir kaşık şeker koydum. Büyük bir karar değildi; canım öyle istedi.

Zafer dediysem, böyle bir şey işte.

Seni unutmuş değildim. Yarın yine özleyebilirdim. Bir şarkı, sokakta gördüğüm biri, akşamın belli bir saati beni yeniden aynı yere götürebilirdi. Yine de o günün sonunda kendime biraz daha az kızıyordum. Üzgün olduğum için, hemen toparlanamadığım için, hâlâ bekleyen bir yanım bulunduğu için.

Kahvemi alıp pencerenin önüne oturdum. Karşı balkondaki sandalye hâlâ oradaydı. Aşağıda birisi poşetlerini yere bırakmış, anahtarını arıyordu. Sabah bana uzak gelen hayatın küçük seslerini dinledim.

Yarın için büyük sözler vermeyeceğim. Belki yalnızca dışarı çıkar, biraz yürürüm.

Bugün ağladım, sızlandım, zıbarıp uyudum. Sonra kalkıp kendime kahve yaptım.

Şan olsun bana.

Gelecekte görüşmek üzere size meydan okuyorum.

O arada görüşelim…