Siz de işlerinizi hızlıca bitirip rahatlama düşüncesine kapılanlardan mısınız?
Ya da yolda yürürken bile sürekli bir yere yetişme kaygısıyla hızlı yürüyenlerden? Tebrikler, siz de çağımızın modern epidemisine yakalandınız: Acele Etme Hastalığı (Hurry Sickness).
Bireyin zamanla sürekli bir yarış halinde olması, az zamana çok iş sığdırma çabası ve kronik sabırsızlık hali… Kardiyologların 1970’lerde tanımladığı bu durum, aslında tıbbi bir teşhisten ziyade modern hayatın ruhumuza yüklediği bir davranış kalıbı.
Ve açıkçası günümüz şartlarında pek çoğumuz aynı cendereden geçiyoruz.
Ben de bu insanlardan biriyim. Zihnim sürekli bir şeylere yetişme telaşı içinde; “yetişemeyeceğim” kaygısıyla dolup taşıyor.
Dışarıda yürürken, çalışırken, hatta keyifle bir kitap okurken bile aynı ses fısıldıyor:
“Daha hızlı olmalısın!”
Ama neye yetişeceğimi ben de tam olarak bilmiyorum.
Şaka değil, bugün bu yazıyı kâğıda dökerken bile ellerim acele ediyor, zihnim önden koşuyor.
Durumun farkındayım; yıpratıcı ve keyifsiz olduğunun da…
Ancak modern dünyanın bu kalıplaşmış yaşam tarzında freni nerede sıkacağımızı her zaman bilemiyoruz.
Yine de gün içerisinde bu telaşa kapıldığımda durup kendime şunu hatırlatmaya çalışıyorum: “Acele etmesen de bu iş bitecek.”
İşte belki de tek çözüm bu: Kendimize durmayı sürekli hatırlatmak, zihni bu gereksiz yarıştan arındırmak ve sakinleştirmek.
Çünkü sağlıklı ve dingin bir zihinle hayat, çok daha yaşanabilir kılınır.
Hayat kısa ve tahmin edilemezliklerle dolu.
Tadını çıkarmak, acelesiz yaşamak ve yaşadığımızın anlamını gerçekten hissetmek gerek.
Zihnime her gün tek bir not bırakıyorum: Hayat sakinken güzel; sen yeter ki tadını ferah tut…

