Araştırmacı yazar Abdullah Ayan, Avrupa’dan Türkiye’ye uzanan plastik atık zincirine ilişkin yine çarpıcı ve sarsıcı açıklamalarda bulundu. Ayan, plastik atıkların çıkış noktalarını, hangi teşviklerle Mersin-Adana hattına yönlendirildiğini ve bu süreçte doğanın nasıl acımasızca tahrip edildiğini bildiklerini söyledi.
AĞIR İDDİA: GEMİLER ATIKLARI DENİZE BOŞALTIYOR
Ayan’ın gündeme getirdiği en dikkat çekici başlıklardan biri ise atık taşıyan gemiler. İddiaya göre Avrupa Birliği’nden çıkan plastik yüklü gemiler, taşıdıkları atıkların bir bölümünü Türkiye’ye ulaşmadan önce açık denizlere bırakıyor. Bu durum yalnızca çevre felaketi değil, doğaya karşı işlenmiş ağır bir suç olarak değerlendiriliyor.
Üstelik bu suçun ortaya çıkarılması sanıldığı kadar zor değil. Çıkış ülkelerindeki yük manifestoları ile Türkiye’deki ithalat gümrük kayıtlarının karşılaştırılması, tabloyu net şekilde ortaya koyabiliyor.
PARA UĞRUNA DOĞA KURBAN EDİLİYOR
Bu kirli döngünün arkasında ekonomik çıkar yatıyor. Avrupa ülkelerinde bir ton plastik atığın bertaraf edilmesi için yaklaşık 250 dolar ödeme yapılıyor. Bu maliyetten kaçınmak isteyenler ise çözümü atıkları ihraç etmekte buluyor.
Ancak iddialar bununla da sınırlı değil. Atıkları alan bazı çevrelerin:
- Bir kısmını yol üzerinde denize bıraktığı,
- Bir bölümünü işlediği,
- Önemli bir kısmını zehirli gazlar salma pahasına yaktığı,
- Geri kalanını ise dere yataklarına ve kontrolsüz çöp alanlarına döktüğü öne sürülüyor.
ÇUKUROVA İÇİN ALARM ZİLLERİ
Mersin ve Adana başta olmak üzere bölge, bu kontrolsüz ve denetimsiz atık trafiği nedeniyle ciddi bir çevre tehdidiyle karşı karşıya. Hava, su, toprak ve sahil ekosistemi geri dönülmez zararlarla yüz yüze.
DENETİM ÇAĞRISI: SUÇ ZİNCİRİ KIRILMALI
Abdullah Ayan, atıkların çıkış ülkesinden nihai varış noktasına kadar tüm sürecin sıkı şekilde denetlenmesi gerektiğini vurguladı. Aksi halde bu suç zincirinin büyüyerek devam edeceğine dikkat çekti.
Ortaya atılan bu iddialar, yalnızca çevre politikalarını değil, uluslararası atık ticaretinin denetimini de tartışmaya açacak nitelikte. Şimdi kamuoyu tek bir sorunun yanıtını arıyor: Bu tablo karşısında yetkililer harekete geçecek mi?

