Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Avrupa’nın Savunma Hamlesi: Güvenlik mi, Yeni Riskler mi?

Dünya liderlerinin 2026 Münih Güvenlik Konferansı’nda bir araya geldiği bu

Dünya liderlerinin 2026 Münih Güvenlik Konferansı’nda bir araya geldiği bu dönemde Avrupa’nın savunma politikası yeniden küresel gündemin merkezine oturdu. Ukrayna savaşı, ABD’nin küresel güvenlik rolündeki olası değişim ve artan jeopolitik rekabet Avrupa Birliği’ni savunma alanında daha bağımsız hareket etmeye zorluyor. Ancak bu süreç, beraberinde yeni tartışmaları ve bazı ciddi soru işaretlerini de getiriyor.

Avrupa Birliği son yıllarda savunma sanayisini güçlendirmeyi, ortak üretimi artırmayı ve askeri tedarikte dışa bağımlılığı azaltmayı hedefleyen kapsamlı adımlar atıyor. Özellikle Amerikan şirketlerine olan bağımlılığın azaltılması ve Avrupa içi savunma iş birliğinin güçlendirilmesi, Brüksel’in öncelikli stratejileri arasında. Bu yaklaşım bir bakıma Avrupa’nın “stratejik özerklik” arayışının somut yansıması.

Fakat işin diğer tarafında önemli bir çelişki var. AB’nin silah ihracatına ilişkin sıkı kuralları bulunmasına rağmen uygulamada ciddi boşluklar ortaya çıkıyor. Çünkü silah ihracatı konusunda son karar hâlâ ulusal hükümetlere ait. Bu durum, ortak etik ve insan hakları kriterlerinin pratikte zaman zaman ikinci plana itilmesine yol açabiliyor.

Geçmişte Yemen savaşında kullanılan bazı Avrupa menşeli silahlar bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Resmî kurallar insan haklarını ve çatışma risklerini dikkate almayı öngörse de ekonomik çıkarlar, enerji ilişkileri veya stratejik ortaklıklar çoğu zaman belirleyici olabiliyor. Kısacası Avrupa bir yandan barış ve insan hakları vurgusu yaparken, diğer yandan riskli bölgelere silah satışının tamamen önüne geçemiyor.

Ukrayna savaşı ise bu dengeyi daha da zorlaştırdı. Avrupa ülkeleri hem kendi savunmalarını güçlendirmek hem de Kiev’e destek vermek için üretimi artırırken bazı kuralların daha esnek yorumlanması gündeme geldi. Bu da uzun vadede silah ihracatı denetim mekanizmalarının zayıflaması riskini doğuruyor.

Aslında burada temel soru şu: Avrupa güvenliğini artırmaya çalışırken yeni güvensizlik alanları mı yaratıyor? Savunma sanayisinin büyümesi ekonomik ve stratejik açıdan avantaj sağlayabilir; ancak denetim zayıflarsa bu büyüme çatışmaları körükleyen bir faktöre de dönüşebilir.

Önümüzdeki dönemde Avrupa’nın gerçek sınavı sadece daha fazla silah üretmek değil, bu üretimi hangi etik ve siyasi çerçevede yöneteceği olacak. Güçlü bir savunma politikası ile sorumlu bir dış politika arasındaki denge kurulamazsa, Avrupa’nın “barış projesi” kimliği ciddi şekilde tartışmaya açılabilir.

Kısacası Avrupa bugün savunma alanında tarihi bir dönüşüm yaşıyor. Ancak bu dönüşümün başarı ölçüsü sadece askeri kapasite değil; aynı zamanda şeffaflık, etik sorumluluk ve küresel istikrara katkı olup olmayacağıyla belirlenecek. Çünkü güvenlik sadece silahlarla değil, güven veren politikalarla da sağlanır.