Rusya-Ukrayna savaşı üçüncü yılı geride bırakırken diplomasi trafiği yeniden hızlanmış görünüyor. ABD’nin arabuluculuğunda yürütülen temaslar, Avrupa Birliği’nin artan endişeleri ve sahadaki askeri gerçekler… Tüm bunlar aslında tek bir soruya işaret ediyor: Gerçekten barış mı aranıyor, yoksa savaşın yeni bir dengesi mi kuruluyor?
AB Dış Politika Şefi Kaja Kallas’ın son açıklamaları bu sorunun cevabının hâlâ net olmadığını gösteriyor. Kallas’a göre Rusya gerçek tavizler vermeye zorlanmadıkça yürütülen barış girişimleri, Moskova’nın saldırgan politikasını kalıcı hale getirebilir. Bu tespit, Avrupa’nın son dönemde sıkça dile getirdiği temel kaygıyı özetliyor: Ukrayna’ya baskı artarken Rusya’nın aynı ölçüde sorumluluk almaması.
Özellikle toprak meselesi burada kritik bir eşik. Kallas’ın “Taviz kararını Ukrayna verir” vurgusu aslında diplomatik bir nezaket cümlesinden çok daha fazlası. Avrupa, Ukrayna’nın istemediği bir anlaşmaya zorlanmasının uzun vadede yeni krizler doğuracağını düşünüyor. Çünkü tarih gösteriyor ki zorla kabul ettirilen barışlar genellikle kalıcı olmuyor.
Öte yandan sahadaki gelişmeler diplomasiye pek alan bırakmıyor. Abu Dabi’deki görüşmelerden somut sonuç çıkmaması, ardından Ukrayna’ya yönelik yoğun saldırıların sürmesi, taraflar arasındaki güvensizliğin hâlâ çok derin olduğunu ortaya koyuyor. Diplomasi masasında konuşulanlarla cephede yaşananlar arasında ciddi bir uçurum var.
ABD’nin rolü de ayrı bir tartışma konusu. Washington yönetimi tarafları masaya getirmeyi başarmış olsa da Avrupa’da “ABD kendi stratejik çıkarlarını mı önceleyecek?” sorusu sıkça soruluyor. Bu nedenle AB içinde Ukrayna için özel temsilci atanması fikri gündeme geliyor. Avrupa, sürecin tamamen ABD-Rusya ekseninde şekillenmesinden rahatsız.
Bir başka gerçek ise şu: Batı bloğu içinde bile savaşın nasıl bitirileceği konusunda tam bir görüş birliği yok. Kimileri hızlı bir ateşkesi savunurken, kimileri Rusya’ya daha fazla baskı kurulmadan yapılacak anlaşmanın kırılgan olacağını düşünüyor. Bu da diplomasi sürecini yavaşlatıyor.
Sonuç olarak bugün gelinen noktada barış ihtimali tamamen ortadan kalkmış değil ama kolay da görünmüyor. Çünkü barış yalnızca silahların susması değil; aynı zamanda adalet, güven ve sürdürülebilir siyasi denge demek. Eğer bu unsurlar sağlanmazsa, yapılacak herhangi bir anlaşma sadece yeni bir çatışmanın ertelenmesi olabilir.
Dünya şimdi şu sorunun cevabını bekliyor: Taraflar gerçekten uzlaşmaya mı hazır, yoksa diplomasi yalnızca zaman kazanma aracı mı? Bu sorunun yanıtı, sadece Ukrayna ve Rusya’yı değil, küresel siyasetin geleceğini de doğrudan etkileyecek gibi görünüyor.

