Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

GAZİ ÖĞRETMEN (124 )

Gazi Öğretmenin yazıp Anamur Yöresel Hak Hikayeleri kitabında yayınladığı Gerali
Gazi Öğretmenin yazıp Anamur Yöresel Hak Hikayeleri kitabında yayınladığı Gerali – Hamçökelek hikayesinin ikinci ve son bölümü şöyleymiş:
‘’ … Kıtlık nedeniyle o devrin hükumeti ülke genelinde bir defaya mahsus olmak üzere tüm iş yerlerinden vergi alınmasını kararlaştırmıştı.
Vergileri tespit etme görevi Valilere verilmişti.
O dönemde Mersin İlinin en gözde iş yeri Vehbi Koç ve bir yabancı şirketin birlikte işlettikleri Anamur’daki kurşun madeni fabrikasıydı.
Yıllar sonra sayın Vehbi Koç’un hatıralarında yazdığı şekliyle kurşun madenine öyle bir vergi konulmuştu ki bu vergiyi ödeyebilmek için fabrikanın satılması gerekiyordu.
Sayın Vehbi Koç ‘Hayat Hikâyem’ adını verdiği hayatını anlatan kitabının 69’uncu sayfasında VARLIK VERGİSİ başlığı altında aynen şunları yazıyordu:
“Merhum Şükrü Saraçoğlu bey Başbakan, Fuat Ağralı bey Maliye Bakanı idi.
Varlık Vergisi adı altında bir vergi kanunu çıkardılar.
Bu verginin matrahı takdire bağlıydı.
Her ilde komisyonlar kuruldu. Bu komisyonların koydukları vergilerin itirazı, temyizi yoktu ve Türk tarihinde eşi benzeri olmayan bir vergiydi.
İlk hamlede bana da 350.000 lira vergi takdir edilmişti.
O vakit Ankara ve İstanbul’da mağazalarım, Karalyan’la ortaklaşa Orhangazi’de 8.000 liraya alınmış bir köy zeytinyağı değirmeni ile Gemlik’de 40.000 liraya alınmış bir fabrikamız, bir de Anamur’da Mehmet Karamancı ve Canik Vertel’le ortak bir kurşun madenimiz vardı.
Bulundukları bölgelerde en büyük vergiyi alabilmek için,mülkiye âmirleri yarışa girmişler.
Gemlik’te iki fabrikanın maliyeti 48.000 lira iken 40.000 liralık varlık vergisi,100.000 liralık Anamur kurşun madenine de 200.000 lira varlık vergisi geldi.
Şuradan buradan yazılan vergilerle bana düşen vergi milyona yaklaştı.
Uzun uğraşmalardan sonra, mükerrer vergiler yazıldığını isbat ederek bana takdir edilen Varlık Vergisini 600.000 liraya indirdik, hepsini ödedik…”
Aynı sayfada bir zeytinyağı fabrikasını Varlık Vergisi yüzünden sattığını belirlen Vehbi Koç, Türkiye genelinde kurduğu onlarca fabrikanın tamamının ödeyeceği vergiden daha fazlasının Anamur’daki kurşun madenine konduğunu ve itiraz etme şansının da olmadığını görünce Türk ve yabancı şirket yetkilileriyle toplantılar yapmış, vergi ödenmiş fakat kurşun madeni fabrikası kapanmıştı.
Var olan madene “yok” raporu verilmişti.
Ali bu olaya hiçbir anlam verememiş, madenin ağzının büyük kaya parçalarıyla kapanmasını, teleferikle dağdan inen madenin işlendiği fabrikadaki eşyalarını apar-topar Takavil’lere yüklenerek götürülmesini üzüntüyle izlemişti.
Maden kapanmış Ali ve arkadaşları işsiz kalmıştı.
Köyden gelen bir haber Ali’nin moralini bozmuş bir yandan işsizlik diğer yandan babasının sınır komşusu Mehmet’le yaptığı kavgayı duyması Ali’nin köyüne dönmesine sebep olmuştu.
Mehmet, Kocatarla’nın bir bölümünü sürmüş, buğday ekmiş, kendisine ait olduğunu iddia etmiş, babası Hamza yıllardır ektiği tarlaya el koyan Mehmet’e müdahale edince Mehmet onu kasığından bıçaklamıştı.
Ali eve geldiği zaman babasının perişan vaziyetini görünce duvarda asılı duran dolma tüfeği almış annesi Asiye’nin bütün müdahalelerine rağmen hızla dışarı çıkmış Kocatarla’da koyun otlatan Mehmet’i sol dizinin kasığına yakın yerinden vurmuş ve yakalanma korkusuyla dağa çıkmıştı.
Şair ruhlu Ali neredeyse eşkıya olmuştu.
Jandarma yıllarca Toroslar’ın yamaçlarında Ali’yi aramış bulamamıştı.
O dönemde Toros Dağlarında Jandarmanın takip ettiği sadece Ali değildi.
Kıbrıs’tan geldiği tahmin edilen bir grup Rum eşkıya zaman zaman dağ köylerine baskınlar yapmakta, terör estirmekteydi.
Jandarma Rumların da peşindeydi.
Ali dağa çıktıktan sonra Rumların durumunu köylülerden öğrenmiş bir grup gönüllü gençle Rum eşkıyalarının peşine düşmüştü.
Ali dağda kaldığı süre zarfında köylülerin büyük çapta yardımlarını görmüştü.
Çünkü Ali ve yanındaki kızanlarının günleri sadece Rum eşkıyalarının takibinden ibaretti.
Rum eşkıyalarının başı Dimitri; Ali ve kızanlarıyla çatışmaya girmemeye gayret ediyor, gasp ettiği altın ve kıymetli eşyaları deniz kıyısında bir koyda gizlediği kayıklarla Kıbrıs’a kaçırıyor, birkaç gün sonra aynı kayıklarla tekrar Türk sınırlarına giriyor, Toroslar’ın gizli sığınaklarında barınmaya devam ediyordu.
Ali köylülere verdiği bilgilerle Dimitri ve adamlarının geliş gidiş yaptığı yerleri öğrenmiş kızanlarından biri aracılığıyla Jandarma komutanına haber ulaştırmış yapılan anlaşma ve işbirliği sonunda Rum çeteciler tam kayıklara binerken kıs kıvrak yakalanmış.
Ali ve adamlarının yaptığı işbirliği nedeniyle Jandarma onları aramaktan vazgeçmiş, bir yıl sonra çıkan genel afla Ali’de affa uğramış köyüne dönmüştü.
Köylüler saçları ağarmaya başlayan Ali’ye Gerali demeye başlamışlardı.
Gerali köyüne döndüğü zaman Topal Mehmet’in öldüğünü duymuş, amcasının oğlu Remzi’nin Topal Mehmet’in kızıyla evlendiğini görmüş, akraba olduklarını anlamış, Topal Mehmet’in sınırlarını geçtiği Kocatarla’nın yarısını Mehmet’in çocuklarına vermiş ve barış sağlanmıştı.
Gerali bir av dönüşü atla çeşme başında istirahat ederken elinde kabaklarla su almaya gelen Fatma ananın kızı Hediye’yi görmüş, Hediye kıza sevdalanmıştı.
Hediye kızında Gerali’ye karşı ilgisi vardı.
O, ünü nedeniyle köyde bazı genç kızların gönlünde taht kurmuştu.
Hediye’de onlardan biriydi.
Hamza ile Asiye Fatma anadan Hediye’yi istemişler, Gerali’nin çok iyiliğini gören Fatma ana kızının’da istekli olduğunu görünce Hediye’yi Gerali’ye verdiğini söylemiş.
Söz kesilmiş nişan dönemi 1 ay sürmüş, bir ay sonra düğün hazırlıklarına başlanmıştı.
O dönemde köy düğünleri bir hafta devam ederdi.
Düğünün duyurusu için okuntu gönderilirdi.
Bu ya bir çay bardağı, ya bir kahve fincanı, ya da peşkir olurdu.
Okuntuyu alan mutlaka düğüne katılır ve geline bir hediye sunardı.
Düğünün birinci gününde keşkekler pişirilir, davarlar kesilir, davullar çalar, oyunlar oynanırdı.
Kız tarafının yapacağı masrafların tamamı oğlan evi tarafınca karşılanır kız tarafına hediye edilecek küçük baş hayvan boynuzuna kırmızı kurdela takılan bir koç olurdu.
Bir hafta devam eden düğünün diğer günlerinde kına gecesi, nikah, eğlenceler yapılır, son gün gelin almaya gidilir, at üzerinde eve getirilen gelinin başına içinde para, şeker, değişik çerez ve yemişlerden oluşan yiyeceklerin bulunduğu Sazaklı dökülürdü.
Zifaf’a girecek damat gece vakti törenle getirilir hızla kapıdan içeriye itilir ve görümlük almadıkça gelin pulluca’sını açmazdı.
Köy düğünlerinde yapılanların tamamı Gerali’nin düğününde de yapılmış, gelin töre gereğince anne babasının evinde, aynı evde kalmaya başlamıştı.
Gerali ile Hediye‘nin mutlu beraberlikleri iki yıl sürmüş, ikinci yılın sonunda bitişik köyden Abdil Emmi’nin kızı Dudu bohçasını alıp evlenmek için Gerali’nin kapısına dayanmıştı.
Bir müddet Dudu ile konuşan Hediye, Dudu’nun kuma olarak gelmesine razı olmuştu.
Gerali sade bir törenle Dudu ile de evlenmiş, ikinci evliliğini yapmıştı.
Bu ikinci evlilik neden ve nasıl olmuştu?
Olay üç kişinin arasında geçtiği için neler konuşulduğunu anlamak mümkün değildi.
Gerali iki eşli olarak hayatını sürdürürken geçim sıkıntısı başlamış, ilerleyen yıllarda evin ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma gelmişti.
Şehir merkezine gider evin ihtiyaçlarını gidermeye çalışırdı.
Bir defasında eşi Hediye’ye mavi renkte bir fistanlık almış, diğer eşi Dudu’ya da iç çamaşırları getirmişti.
Hediye Dudu’yu, Dudu Hediye’yi kıskanmıştı.
Yine başka bir defasında Hediye’ye ala yazma, Dudu’ya pullu yazma getirmişti.
Her ikisine de yazma getirmesine rağmen eşler birbirlerini yine kıskanmışlardı.
Gerali geçim sıkıntısına, kadın dırdırına, eşlerin birbiriyle olan kavgalarına dayanamaz olmuştu.
Eşleri kıskançlık yüzünden evde yemek bile yapmaz olmuşlardı.
Çarşı’dan, şehirden getirdiği keçi derisi içindeki çökelek ile bayatlamış katı darı ekmeğinden başka bir şey de yenmez olmuştu.
Bir defasında ayağı kırılan bir keçiyi kesen komşuları Duran’ın gönderdiği Mehle’yi tel dolaba koyan Ali, aradan üç gün geçmesine rağmen eşlerinin birbiriyle olan kavgaları sonucu etin pişirilmeyip kokutulduğunu görmüş, şair ruhunda fırtınalar esmeye başlamıştı.
Sevinçlerini, kederlerini dörtlüklerle manilere döken Gerali bu defa şiir türünde söyleme başlamıştı.
Bu şiirlerden biri de ham çökelekti.
Gerali’nin söylediği Ham çökelek şiiri önce komşuları tarafından, sonra Anamur-Bozyazı yöresinde yaşayan insanlar tarafından adeta ezberlenmiş, dilden dile söylenir olmuştu.
Ali’nin hayat hikayesini bilenler bu şiirlere daha çok ilgi duymaya başlamışlardı.
Öyle ki: Şiir, şarkıya dönüşmüş düğünlerde, toplantılarda söylenir olmuştu.
Anamur’da yaşayan gençler kendi aralarında toplanıp Gerali’nin şiirinden hızlı-kıvrak oynanan bir oyun sergilemeye başlamışlardı.
Aralarına bir davulcu ve gırnatacı alan gençler her toplantıya davet edilir olmuştu.
Aradan geçen yıllar zarfında oyun şekillenmiş, geliştirilmiş, halka mâl olmuş, halk oyunları olarak her toplulukta değişik türde kıyafetler ve kaşıklarla oynanmaya diğer yöresel oyunların arasına girmeye başlamıştı.
O dönemlerde Anamur’da lise olmadığı için civar il ve ilçelere okumaya giden gençler bu oyunu oralarda da sergilemeye başlamış,
Ham çökelek adı verilen Anamur’un yöresel halk oyunu buralarda da benimsenmiş, hatta kendilerine mal edilmişti.
Öyle ki bazı ilçelerimiz ham çökelek’in kendi yörelerinin halk oyunları olduğunu söylemişler, kendilerinden izinsiz seslendirdi diye bazı ses sanatçılarını mahkemeye bile vermişlerdi.
Oysa ham çökelek Anamur yöresinde çıkan bir halk oyunuydu ve herkesin malıydı.
Gerali, ham çökeleğin bazı ilçelerce kendi yörelerinden çıkan Halk Oyunu olduğu iddiası onun bu ününü daha da artırmış ve tamamen Türk halkına mal olmuştur.
O hiçbir yörenin değil artık Türk halkının, Türk insanın malıdır.
Türk halkı sevilen insanların kendi yörelerinden çıktığını söyleye gelmiştir.
Nitekim ünlü şairimiz Yunus Emre içinde böyle olmuştur.
Bu gün Yunus Emre’nin mezarının kendi yörelerinde olduğunu söyleyen ve Yunus Emre için anıt mezarı yaptıran onlarca ilimiz, ilçemiz vardır.
Bu; Yunus Emre’nin Türk halkının gönlünde hâla yaşamakta olduğunun işareti’dir.
Gerali için de durum aynıdır.
Bazı ilçelerimizin Gerali’nin kendi yörelerinde yaşadığını iddia etmesi onun Türk Halkına mal olduğunun ve halkımızın gönlünde yaşadığının en belirgin örneğidir.
Gerali – Hamçökelek’in sözleri şöyledir:
(Amman aman)
Gerali dedikleri bir gençten uşak
Gerali dedikleri bir gençten uşak yar yar
Başına şal bağlar da belinde kuşak
Gerali’m hey hey hey
Dönü dönü ver de ah sekerek
Boğazına dursun ham çökelek
Geli geli ver de gız sekerek
Ümüğüne dursun ham çökelek
(Amman aman)
Gır eşeğime biner daş oluktan aşarım
Gır eşeğime biner daş oluktan aşarım yar yar
Canımı sıkmayın avratlar da ikinizi birden boşarım
Kurtulamadım kötü avrat elinden hey hey hey
Dönü dönü ver de ah sekerek
Boğazına dursun ham çökelek
Geli geli ver de gız sekerek
Ümüğüne dursun ham çökelek
(Amman aman)
Birine aldık bir metre astar
Biri de şalvarlık ister yar yar
Kadir Mevlam ikisinin acısını birden göster
Kurtulamadım kötü avrat elinden hey hey hey
Dönü dönü ver de ah sekerek
Boğazına dursun ham çökelek
Geli geli ver de gız sekerek
Ümüğüne dursun ham çökelek ”
Gazi Öğretmenin 2 bölümden oluşan Gerali – Hamçökelek hikayesi böyleymiş
( devam edecek )