Biz bu kafayla gidersek, on, on beş yıl sonra gıda (özellikle de et, süt ve balık gibi yüksek protein içeren gıda) bulmakta güçlük çekeriz.
Çünkü tarım, hayvancılık ve balıkçılık konusunda belli bir politikamız yok.
Kısa vadeli de yok, uzun vadeli de yok.
Tarımda, hayvancılıkta, balıkçılıkta üretim ve planlama konusu tamamen vatandaşa bırakılmış durumda.
Ülke’de ne üretileceğine ya da yetiştirileceğine sadece vatandaş karar veriyor.
Bu da farklı alanlarda yetersiz üretim ya da aşırı üretim olarak karşımıza çıkıyor.
Yetersiz üretimde fiyatlar aşırı yükseldiği için tüketicinin gıdaya erişimi güçleşiyor ve ortaya çıkan açık ithalatla karşılanmaya çalışılıyor.
Sadece bu kadarla kalınsa iyi, yetersiz üretim beslenme ve bundan kaynaklı sağlık sorunlarına da yol açıyor.
Aşırı üretimde ise, fiyatlar maliyetin altında kaldığı için üretici zarar ediyor ve üretimden çekilmek zorunda kalıyor.
Ayrıca, ihtiyaç fazlası ürün de hepten çöpe gidiyor.
Bu durum, Ülkemiz açısından sürdürülebilir bir durum değildir.
Girdi maliyetlerinin yüksekliği de buna eklendiğinde, Halkımızı yakın gelecekte sıkıntılı ve hatta çok zor günlerin beklediği ortadadır.
Oysa bu Ülke’nin, nüfusunun en az iki katını besleyecek kadar tarım, hayvancılık ve balıkçılık potansiyeli var.
Doğru ve gerçekçi bir politika, planlama ve desteklemeyle Ülkemiz on, on beş yıl içinde dünyanın gıda cenneti haline gelir. Yeter ki, işin ehli olanlar işin başına getirilsin ve mesele ciddiyetle ele alınsın.
AYDIN SORUMLULUĞU
“Hiçbir sorumluluğu olmadığı halde, dünyadaki bütün sorunlarlardan kendisini sorumlu hissedendir aydın.”
Jean Paul Sartre (1905 – 1980)
Fransız yazar ve düşünür

