Yeni bir Yüzyıla girmiş bulunuyoruz. Türkiye Yüzyılında iktidarı ve muhalefeti ile birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek zorundayız.
Cumhurbaşkanımız göreve başlama konuşmasında birlik beraberliği sağlama konusunda şunları söylemiştir:
‘’ Hangi siyasi görüşe, kökene, meşrep ve mezhebe mensup olursa olsun 85 milyonun tamamını bağrımıza basacağız.
21 yıllık iktidarlarımız dönemlerinde bu hassasiyetimizi hep muhafaza ettik. Hizmet götürürken kimsenin inancına, oyunun rengine bakmadık. Bölgecilik, particilik veya ayrımcılık hiçbir zaman yapmadık.
Şeyh Edebali gibi, “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” dedik.
Yunus Emre gibi, “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” dedik.
Ahmed-i Hani gibi, “İnsan, en büyük kalemin çizdiği nakıştır” dedik.
Bugün de aynı hikmet ışığının izinden gidiyoruz.
Bugün de aynı idealleri, aynı ilkeleri savunuyoruz.
Bugün de tüm Türkiye’ye Hacı Bektaşi’nin, Yunus Emre’nin, Pir Sultan’ın, Mevlana’nın, Ahmed-i Hani’nin sevgi diliyle sesleniyoruz.
Nefreti, öfkeyi, husumeti öne çıkaran değil muhabbeti, hoşgörüyü, kardeşliği, kucaklaşmayı yücelten bir anlayışla hareket ediyoruz.
“Gelin canlar, bir olalım, sevelim, sevilelim” diyoruz.
Türkiye’nin her bir vatandaşının enerjisine, katkısına, fikrine ihtiyacı var.
Türkiye’nin 85 milyonun tüm fertlerinin tıpkı bir duvarın tuğlaları gibi birbirine kenetlenmesine ihtiyacı var.
Türkiye’nin birliği ve beraberliğine her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Millet olarak bu güçlü birlikteliği yeniden tesis etmemiz gerekiyor.
Burada bir kez daha altını çizerek ifade etmek isterim ki; seçim dönemi 28 Mayıs gecesi itibariyle artık sona ermiştir.
Milli irade sandıkta iki kez tecelli etmiş, millet kesin kararını vermiştir.
Türkiye, sandıkların kapanması ve sonuçların açıklanmasıyla artık yeni bir yola girmiştir. Allah’ın izniyle Türkiye yüzyılı başlamış, ülkemizin şahlanış döneminin kapıları aralanmıştır.
Seçim gündemine takılıp kalmak, Türkiye’ye patinaj yaptırmak demektir. Müflis tüccar misali sürekli eski defterleri karıştırmanın ülkeye de, millete de hiçbir faydası yoktur.
Geçmişten, geçmişteki hatalardan ders çıkartarak istikbali inşa etmenin gayretinde olmalıyız.
Gazetecisi, yazarı, sivil toplumu, sanatçısıyla tüm muhalefet cenahının artık milli iradeyle barışmasını istiyoruz.
Cumhuriyetimizin 100. Yılına kavuşmanın heyecanını yaşadığımız bu yılda Türkiye’nin bir büyük kucaklaşmaya ihtiyacı olduğuna inanıyoruz.
Buradan tüm vatandaşlarımı, ilçeleri, köyleri, haneleriyle 81 vilayetimizin tamamında bir kardeşlik seferberliği başlatmaya davet ediyorum.
Gün bir olma, beraber olma, bin yıllık kardeşliğimizi perçinleme günüdür.
Gün, evlatlarımızın aydınlık yarınlara sahip çıkma günüdür.
Gelin, seçim dönemindeki kırgınlıkları, kızgınlıkları bir tarafa koyalım.
Gelin, küslük olmuşsa, kalpler kırılmışsa, barışmanın yollarını arayalım.
Gelin, hep beraber Türkiye yüzyılının inşasına omuz verelim.
Cumhuriyetimizin 100. yılını şanına, ruhuna ve manasına uygun bir şekilde 85 milyon olarak hep birlikte idrak edelim. ‘’
Cumhurbaşkanımızın birlik-beraberlikle ilgili mesajlarının bir bölümü bunlar…
Evet…
Türk milleti olarak bugünlere kolay gelmedik.
Bir su matarasına, bir kundura bağına, bir tüfek kayışına, bir lokma ekmeğe, bir silah mermisine muhtaç günlerden geldik.
Bizim gibi toplu bir İstiklal Savaşı vermiş milletlerin sayısı çok değildir.
O savaşları yaşamış, cephede kanını, kolunu, bacağını bırakmış insanlarımızdan bir kısmı hala aramızda yaşıyorlar.
Son yüzyılda dünya bir Balkan, iki dünya savaşı yaşadı.
İlk dünya savaşında 10 milyon insan can verdi.
Kaybolanların sayısı 15 milyon…
Her üç savaş da ya topraklarımız üzerinde veya çevremizde yapıldı.
Bugünkü nesiller, o günleri yaşamış insanların hatıralarını dinleyerek büyüdüler.
Haçlının, Rus’un, Yunan’ın günah izleri; Taşımızdan-toprağımızdan henüz silinmedi.
Hal böyleyken; Acaba bu acı günlerden alınacak ibret dersi son günlerde nasıl unutuldu?
İstiklal için savaş vermiş, savaş kazanmış bir milletin çocukları devletine nasıl başkaldırıyor…
Karakollara, okullara, devlet kuruluşlarına baskın düzenleniyor…
Polis ve jandarma arkadan vurabiliyor…
Masum çocuklar, hamile kadınlar kurşuna diziliyor…
Henüz uzak olmayan günlerde düşman çizmesi altından kurtarılan vatanda insanlarımız birbirine düşürülüyor…
Millet olarak toparlanmaya, asgari müşterekte birleşmeye, birlik ve beraberlik içinde yaşamaya muhtacız.
Doğu-batı, kuzey-güney, yaşlı-genç, okuyan-okumayan, işçi-patron, amir-memur, asker-sivil demeden toplu bir bütünleşme, birlik-beraberlik hamlesi yapmalıyız…
Ülkemiz ekonomik eğitim seferberliği paketleri yanında birlik-beraberlik paketine de muhtaçtır.
Durumumuz “Boş ver” anlayışına uygun değildir.
Yüzyıllarca “Nizam-ı âlem”i temsil ettik.
Millet olma tecrübemiz hiçbir millette yok…
Tarihin en güçlü ordularını, dünyanın en büyük imparatorluklarını kurduk. Yeraltı-yerüstü zenginliklerimiz, tarihi, stratejik, demokratik imkânlarımız düşmanlarımızı kıskandıracak kadar güçlü…
Bu imkânları hakkıyla değerlendirebilirsek hem bölge, hem dünya barışına yön verecek ışıklı pırıltılı bir ülke olabiliriz.
Komünizmin çöküşüyle birlikte bu bölgede kurulan Türk devletleri bizim liderliğimizi bekliyor.
O halde neden bir ve bütün değiliz?
Bazı İnsanlarımız niçin devlete karşı gelme yolunu seçiyor?
Kuzeyden, batıdan, güneyden, doğudan tam bir ateş çemberi içerisindeyiz! Rusya’nın dağılmasına rağmen kuzeyimiz yine Demirperde…
Batı komşumuz bir Türk düşmanlığı cezbesinde…
Ayakları henüz yere basmayan güney ve doğu komşularımız kardeş kavgasında…
Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de;
“Birbirinizle ihtilafa düşerek çekişip durmayın. Aksi halde başarısızlığa düşersiniz. Gücünüz, kuvvetiniz kaybolup gider…”. buyuruyor.
Yine başka bir Ayet-i Kerimede:
“İnanmayanlar bile birbirlerinin yardımcılarıdırlar. Şayet siz böyle yapmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve kargaşa ortaya çıkar. Buyrulmaktadır. Peygamber Efendimiz, Veda Hutbesi’nde: “Sakın benden sonra ihtilafa düşüp, birbirinizin boynunu vurmayınız” buyurmaktadır.
Ayet ve hadislerdeki ikazlar bizi derin-derin düşündürmelidir.
Aksi takdirde bu ikazların muhatap ve mahkûmu oluruz.
Dünya yürüyor… Yürüyen, ilerleyen dünyada durmak, çağın ve ihtiyaçların gerisinde kalmaktır.
İslam dini fitneyi yasaklamış bir dindir.
Bizi birbirimizle kavgaya götürecek hiçbir problemimiz yoktur.
Menfaatimiz kavgada değil, birbirimizi sevmededir.
Bölüşemediğimiz nedir?
Yüzümüzü ağartan bir sevgi ve kucaklaşma ile yokluğun üzerine yürümek varken, kavga etmek nedendir?
Yeni bir yüzyıla başladığımız şu günlerde bu soruları herkes birbirine sormalıdır.
Geçmişimizin ve geleceğimizin sırtımıza yüklediği ağır sorumlulukları birlikte çözmeliyiz.
Bu bizim gerçek kurtuluşumuzun başlangıcı olacaktır.
Hoşça kalınız.

