Her şeyi anlıyorum da, aydınım diyen insanların umutsuzluğa kapılmalarını anlamıyorum! Daha doğrusu, anlayamıyorum! Karamsarlık ve umutsuzluk aşılamalarını zaten anlamıyorum! Aydın denilen insan, içine düştüğü (ya da düşürüldüğü) sıkıntılı durumdan nasıl çıkılacağını bilir. Hem de gayet iyi bilir. Çünkü bilgisine ve görgüsüne yaraşır davranır. Hal böyle iken, algıya yenik düşüp de karamsarlığa ve hatta umutsuzluğa kapılan nice aydınımız var! Böylelerinin bir kenara çekilip sessizce oturmaları, basın, medya ve sosyal üzerinden karamsarlık ve umutsuzluk aşılamalarından daha hayırlıdır. Susmaları daha hayırlıdır yani.
Aydınım diyen insan, her konuda hassasiyeti (duyarlılığı) olan ve gerektiğinde toplumu aydınlatıp ayıktıran insandır. Belli bir kesimi koruyup kollayan bu düzene karşı olduğunu ifade etmekle aydın olunmuyor. Aydın insan, statükocuların ustaca yönettikleri algıya yenik düşüp de teslim olmaz! Dahası, beslendiği algı üzerinden topluma da karamsarlık ve umutsuzluk aşılamaz! Hiç kimse kusura bakmasın! Ben bu gibilere aydın değil, AYDIN BOZUNTUSU derim. Ayrıca, bunları da BEYİN BİTİ olarak görürüm.
Ülkemizin iyiliği ve esenliği için aydın bozuntularına itibar edilmemesini umut ve temenni ediyor, Milletimize esenlik ve kolaylık diliyorum!
DÖRT MUM!
Hikaye bu ya! Bir odada dört mum yanıyordu! Ortalık o kadar sessiz ve sakindi ki, mumların kendi aralarındaki konuşmalar bile duyulabiliyordu.
Birinci mum dedi ki!
-Ben BARIŞ’ım! Fakat kimse benim yanmama yardımcı olmuyor! Böyle giderse, yakın zamanda söneceğim!
Derken, ışığı azaldı ve tamamen söndü.
Ikinci mum dedi ki!
-Ben VEFA’yım! Gelin görün ki, kıymeti yeterince bilinen biri değilim! O nedenle uzun süre yanamıyorum!
Derken, pencereden esen hafif bir rüzgar sonucu o da söndü.
Üçüncü mum dedi ki!
-Ben SEVGİ’yim! Fakat insanlar beni unuttukları için yanacak gücüm kalmadı! Artık daha fazla dayanabileceğimi sanmıyorum.
Derken, önce alevi azaldı, sonra o da söndü!
Tam o esnada odaya küçük bir çocuk girdi ve üç mumun sönmüş olduğunu görüp, ağlayarak şöyle dedi!
-Siz üçünüz birden neden söndünüz! Oysa ki, insanlığın iyiliği ve esenliği için üçünüzün de yanması gerekiyordu.
İşte o anda dördüncü mum dile geldi ve şöyle dedi!
-Sen kendini boşuna üzüyorsun! Çünkü ben UMUT’um! Ben yandığım sürece onları da pek alâ yakabiliriz!
Siz siz olun, aşkınızı, heyecanınızı ve umudunuzu yitirmeyin! Umutsuzluğun içinde dahi umut olduğunu da unutmayın!
“Ümitsizlik girdabı öyle bir girdaptır ki, bu girdaba kapılıp da kurtulan yoktur!”

