Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

SERDAR ERKAN-PENCEREMDEN: KURTULUŞUN 100. YILINDA MERSİN

Bu haberin fotoğrafı yok

Cumhuriyetin  100. kuruluş Yılı 2023 yılına girerken, Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919 da Samsun’a çıkarak başlattığı ve örgütlediği kurtuluş için  direnişin kilometre taşları içinde Anadolu’da ilk işgalin başladığı Mersin, Tarsus  ve Adana’nın kurtuluşu  çok önemlidir. Çünkü Fransızlarla yapılan Ankara Anlaşması, TBMM nin batı tarafından  tanınması anlamına gelmekteydi.

1919 yılında  Amasya Bildirgesi(Tam Bağımsızlık kararı), Erzurum Kongresi (Mücadelenin Sınırları-Misak-ı Milli) , Sivas Kongresi(Manda ve Himayenin Reddi) ,23 Nisan 1920 TBMM nin açılışı, (Tüm yurttaki yerel direnişin bir çatı altında toplanması) Sakarya, İnönü savaşları,ardından düşmana son darbenin vurulmasına 30 Ağustos Dumlupınar Meydan Muharebesi ile 9 Eylül İzmir’in kurtuluşu, Mudanya Mütarekesi,  6 Ekim 1922 de İstanbul’un yeniden fethi olan düşman işgalinden kurtuluşu ile askeri ve fiziki işgal sonlandırılmıştı.

Ardından Kasım ayında başlayacak 1. Lozan görüşmeleri ile diplomatik savaş başlamış 24 Temmuz 1923 yılında Lozan Anlaşmasının imzalanmasıyla , Yeni Türk Devletinin sınırları tüm Dünya tarafından tanınmıştı. 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin ilanıyla, 600 yıllık imparatorluk son bulmuştu.

MERSİN  ANADOLU’NUN İŞGALİ İÇİN ÇOK STRATEJİK BİR LİMANA SAHİPTİ

Mersin, Anadolu’nun ilk işgalinin başladığı yerdir. Bunu ilk tahmin eden  Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. 30 Ekim 1918 de Limni adasının Mondros limanında bir İngiliz Gemisinde galip sayılan devletlrin tüm şartlarını kabul eden anlaşmanın imzalanmasından hemen sonra Yıldırım orduları komutanı olan Mustafa Kemal, Şam’daki karagahını Adana’ya taşımış(31Ekim 1918),  tüm birliklerin süratle kuzeye çekilmesi talimatını vermiştir.

Adana’da  kafasında şekillenen topyekun direniş için, 5 Kasım 1918 tarihinde gece  gizlice trenle Mersin’e gelmiş, yurtsever subay,  asker ve sivil devlet görevlileriyle  bugünkü Karamancılar konağında mum ışığında bir toplantı yapmıştır.(Bu toplantıya Arslanköy’den Hüsnü çavuş katılmıştır.) Bu toplantıda, Mütareke şartlarında onay verilen Anadolu’nun işgalin ilk olarak Mersin limanından başlayacağını, savaşın bitmediğini, askeri birliklerdeki tüm silah ve mühimmatın dağ köylerine kaçırılması talimatı verilmiş, takibeden günlerde başta Efrenk (Arslanköy) olmak üzere önemli miktarda silah ve mühimmat dağ köylerine kaçırılmıştır. Öngördüğü gibi işgal 17 Aralık 1918 de Mersin Limanından,  İngiliz Hintli Müslüman askerlerinin bugünkü Mersin Otelinin olduğu Eski Gümrük Meydanındaki gümrük iskelesine çıkması ile başlamıştır.

İŞGALİ NEDEN İNGİLİZLER BAŞLATTI

Aralarındaki anlaşma gereği , İstanbul’u İngilizlere bırakan Fransızlar, Doğu Akdeniz (Mersin İskenderun limanları) ile Güney Doğu’nun (Maraş, Antep, Urfa vb) işgali üstlenmişlerdi. Ancak  Anadolu’nun ilk işgali Mersin Limanı’ndan başlayacaktı ve bu nedenle halkın ilk tepkisi çok önemliydi. Bu nedenle  Fransızlar Mersin limanından ilk işgal çıkarmasını anlaşarak İngilizlere bırakmışlardır. (Tam kontrolü sağladıktan yaklaşık bir ay sonra işgal komutanlığı karargahı Fransızlara devredilmiştir). Çünkü Müslümanların karakterlerini iyi bilen İngilizler Müslüman  coğrafyanın yönetiminde Hindistan ve Pakistan olmak üzere çok deneyimlilerdi. Bu nedenle ilk çıkan askerler özellikle Müslüman hint askeri birlikler kendilerine verilen talimat gereği son derece sempatik ve gülücükler dağıtarak iskeleden Gümrük Meydanına ilerlerken, üzüntü ve şaşkınlıkla onları izleyen gümrük görevlisi ve Mersinlilere ‘Selamün Aleyküm’ diyerek çıkmışlardır. Bir Müslüman için bu tanrı selamı manen çok önemlidir. Ayrıca ‘bir müslümanın bir müslümana silah çekmesi’ veya zarar vermesi dinen günahtı. Böylelikle gergin bir ortamda başlayan işgale iskelede görevli Osmanlı Gümrük memur ve askerlerin ve halkın ani  reaksiyon tepkisi çok önemliydi. Nitekim benzer şekilde İstanbul’un (payitahtın)  işgali de İngiliz Hintli Müslüman askerleri ile gerçekleştirilmiş, birkaç karakol dışında önemli bir direniş yaşanmamıştır.  Sonaradn işgali yaşayanların hatıralarında İstanbul’da halka ve askerlerimize silah sıkan ve  en çok eziyet edenlerin, kadınlara tecavüzlere yeltenenlerin  Hintli Müslüman askerlerin olduğu hatıralarda anlatılacaktı.

100. YIL  NEDEN ÖNEMLİ

Çünkü 100 yıllar bir muhasebe ve durum değerlendirmesi yapmak için önemlidir. ‘Ne amaçlanmıştı, ne durumdayız’  sorularını sormak için bir fırsattır. Tam bağımsızlık düsturu ile yola çıkanlar, sadece siyasi ve askeri bağımsızlıkla yetinmemişler, Lozan’da ‘mali ve adli kapütülasyonlar’da çok büyük baskılara rağmen, çok çetin bir mücadele vermişlerdir. Bu anlamda, daha sonraki  ‘kabotaj hakkı’ çok önemli bir adım olmuştur. Lozan görüşmelerinde  verilen resepsiyonlarda  baş Müzakereci Lord Curzon’un söylem,  tutum ve tavırları genç  Cumhuriyetin ekonomik ambargo ve baskılarla, üretim yetersizlikleriyle , birgün kendilerine para istemek için geleceklerini ekonomik bunalım yaşayacağını ve sonunda iç çatışma ve gerginliklerle Cumhuriyetin dağılmasını hesabında olduklarını her fırsatta ifade etmişlerdir.  Ancak, kapitalizmin 1929  Dünya büyük buhranından sonra, SSCB’den planlı kalkınma yöntem ve ilkelerini esas alan Cumhuriyetin önderleri, kurdukları Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) ,le başata Tekstil (Sümerbank, Nazilli) Cam (Paşabahçe, Beykoz) Demirçelik (Karabük), Şeker  fabrikalarının inşasında aldıkları teknik yardımla yüzde 11 ekonomik büyümeyi sağlamıştır Türkiye cumhuriyeti  İkinci dünya savaşına kadar, denk bütçe anlayışıyla  bir çok önemli sahada kendi kendine yeterli hale gelmeye başlamıştı.

Ancak ikinci Dünya savaşından (1945 den) sonra Marshall yardımıyla hibeye ve borçla kalkınmaya alıştırılmıştır.

Bugün , AKP halka ait olan tüm fabrikalarını satmakla kalmamış, ihracaat kapısı olan başta Mersin ve İskenderun Limanları olmak üzere bir kısım limanlar özelleştirmiştir. Böylelikle ihracatımız (çıkanmallar) ve ithalatımızın (girenmallar) denetim  Çok UlusluŞirket (ÇUŞ) ve  tekellerin eline geçmiştir. Mersin Limanı’nın işletmesi Mersinli girişimcilere verilmemiş,  İngiliz ortaklı çok uluslu bir şirket tarafından işletilmektedir. Böylelikle Mersin’de Yabancı ortaklı Lobiler, iktidara yakın işbirlikçi ‘yerli Hintli  Müslümanları’ devreye sokarak,  10. Kalkınma Planında Mersin’e söz verilen ikinci liman yapımını engellemiş, 11. Kalkınma planından çıkarmışlardır.  Çukurova’dan yapılan ihracatın kapısı olan Mersin limanındaki ihracatımız yüksek ‘ elleçleme fiyatları’  ile daha ucuzlatılmış emek ile rekabette zorlanmaktadır. İhracatımızın çok önemli bir kısmı maden cevher gibi hammadde ve meyve sebze gibi doğal ürünlere dayanmaktadır. İhracatımız içinde teknolojik mal ihracı her geçen gün azalmaktadır. Ülkemiz sözde ‘Serbest rekabette’ dayanan, ve sınırlı sektörler dışında aleyhimize işleyen  AB Gümrük Birliği Anlaşmasındaki  bir çok ‘tarife dışı’ engellerle, daraltılan ihracat ile ülkemiz  ekonomik olarak  krizlerden krizlere sürüklenmektedir.

ÜLKEMİZİN KOLONİZASYONU: UCUZ EMEK VE HAMMADE/SEBZE MEYVE  İHRACATI

Ülkemiz bugün dolar bazında gerileyen asgari ücret ile ucuz emek cenneti olmuştur. Asgari ücret normal ücret olmuştur.  Yurttaşlarımız bir önceki yıldaki geçim standartlarını korumak için haftalık çalışma süresi giderek artmakta, ülkemizin eğitimli gençleri işsiz  kalmaktansa, mültecilerle rekabete ve  daha ucuz ücretli köleliğe zorlanmaktadır. Öte yandan  İhracaat deseninde  doğal hammadde ve ürün ihracatının payı giderek artmakta ve batının ucuz hammadde ve işçilik ülkesi olmakta, Çin’in yerini akmaya zorlanmaktadır.

Öte yandan, örneğin 100. Yılda Mersin’de , Mersin halkını  temsil eden yerel yönetimlerin Doğuda Mersin limanı , Batıda Akkuyu Atom Santral işletmesi sahasında alınacak ‘yaşamsal kararlar’ üzerinde söz sahibi olmadıkları bir ortamdayız. Ülkemiz ve Mersinin geleceğinde ve  çok önemli olan iki tesis ve işletmede ÇUŞ’lar ve yabancılar öncelikli söz sahibidir.

Böylelikle, ‘ülkemizin  kolonizasyonu’  büyük  şehir yasası ile ‘mahalle yapılan’ köylere kadar inmekte, dağlarımız ovalarımız maden yasaları ile  delik deşik olmakta, ‘katılımcı demokrasinin hayata geçmediği ortamda’  yerel halk kendisini etkileyecek kararlardan dışlanmakta, lobici şirketlerin belediye meclisleri üzerinde hakim olduğu sözde demokrasi ile ‘modern kolonizasyon’ tamamlanarak uluslararası modern sömürü sistemi giderek derinleşmekte ve , ülkemiz sömürgeleşerek halkımız  giderek fakirleşmekte, ülkemiz batı emperyalizmine  daha bağımlı hale gelmektedir.

Sahi biz kurtuluş savaşını neden ve kime karşı vermiştik?