Çok sevdiğimiz bir laf var bizim: “İğneden ipliğe hesap vereceğiz.”
Ama hiç düşündük mü ne demek bu?
Yani en küçüğünden en büyüğüne kadar.
Kimsenin görmediği bir iğne kadar küçük bir haksızlıktan, herkesin gördüğü bir iplik kadar uzun bir ömre kadar.
Hepsinden.
Biz sanıyoruz ki hesap sadece namazdan, oruçtan sorulacak. Hayır.
Kalbini kırdığın o işçiden de sorulacak.
Gıybetini yaptığın o komşudan da.
Kandırmış gibi sevindirdiğin o çocuktan da.
“Boş ver” deyip ertelediğin o borçtan da.
Sosyal medyada yazıp geçtiğin o iftiradan da.
Kimse görmüyor diye attığın o haram bakıştan da.
Allah diyor ki:
“Zerre kadar hayır yapan onu görür. Zerre kadar şer yapan da onu görür.” [Zilzal 7-8]
Zerre. Yani toz tanesi. Yani iğnenin ucu.
Melekler defteri yazarken “bu küçük, bunu yazmaya gerek yok” demiyor. Hepsini yazıyor.
Biz unutuyoruz ama defter unutmuyor.
Bugün “nasılsa unutulur” dediğin ne varsa, yarın önüne konacak. Ekran açılacak. Ve sen kendi filmini izleyeceksin. Sansürsüz, kesintisiz.
O gün hakim Allah. Şahit melekler. Delil ise senin kendi ellerin, dilin, gözlerin.
İnsan o gün diyecek ki: “Bu nasıl bir kitapmış ki küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış!” [Kehf 49]
İşte o yüzden bu cümle bir korkutma değil, bir fırsattır.
İğneden ipliğe hesap vereceksek, iğneden ipliğe tövbe de edebiliriz.
Bugün bir iğne kadar iyilik yap, yarın dağ kadar önüne gelir.
Bugün bir iplik kadar kötülükten vazgeç, yarın zincir kadar azaptan kurtulursun.
Hesap çetin. Ama Allah’ın rahmeti hesaptan daha büyük.
Yeter ki hesaba çekilmeden önce, kendimizi hesaba çekelim.

